Tahtalı Run To Sky yarış raporu
Koşmaya başladığımdan beri gidip gördüğüm yerlerde koşarak veya yürüyerek gidilebilecek, çevresinde dolaşılabilecek, üzerine çıkılabilecek özel coğrafi oluşumlar hep ilgilimi çekmiştir. Benim için normal bir yarış parkurundansa böyle coğrafi oluşumlarla bağlantılandırılmış rotalar hep daha çekici olmuştur. Bazılarını kendi kendime deneme cesareti ve fırsatı bulabildim ama bazıları için bir grup insan desteğine veya bir organizasyona ihtiyaç oluyor. Bu yıl bu konuda çok şanslıyım. Önce yıllardır aklımda olan ve bir türlü fırsat bulup gerçekleştiremediğim Aladağlar’da koşabilme olanağı yakaladığım bir yarış organize edildi ve ben zor da olsa kısıtlı yarışçı listesine girebildim. Henüz bunun mutluluğunu yaşarken bir de Antalya’daki Tahtalı Dağı’nın zirvesine doğru yapılacak bir yarış olduğunu öğrenince nasıl sevindim anlatamam. Çünkü yıllardır insanlar büyük şehirlere geri döndükten sonra, sonbaharda Çıralı’ya gider tatil yaparız. Günler kısa, hava serin olsa da o devasa sahilin sessizliğinde oturmak, dingin manzarayı seyretmek insanı çok rahatlatır. Eşimle Çıralı’da her zaman denize bakıp dalgaları dinlemeyiz, bazen de denize sırtımızı döner kuş sesleri eşliğinde dağları izleriz. İşte o zamanlarda hep Tahtalı Dağı’nı görür etkilenirdim. “Şu dağa koşarak/yürüyerek çıkmak ne güzel olur” diye düşünürdüm.
Bir türlü kendimde oraya tek başına koşarak/yürüyerek çıkma cesaretini/gücünü bulamamıştım. 16-17 Mayıs hafta sonu Tahtalı Run To Sky koşusunda yaklaşık 50 kişiyle birlikte bu denemeyi yapma fırsatım oldu. Başlamadan önce biliyordum, çok zor olacaktı; sürekli sert tırmanışlar, durmaksızın yükselmek, 28 km içinde sıfırdan 2350 metreye yükselmek, belki sıcak, zor zemin, zirvede kar. Ama eğer tükenmeden zirveye varabilirsem yıllardır aklımda olan bir şeyi daha yapmış olacaktım.
Yazının devamı…
Yaklaşık yarım saattir kavurucu güneş altında tırmandıktan sonra geçmiş senelerde parkurun geçmediği, içindeyken insana Geyik parkurunda olduğunu düşündüren ağaçlık dar bir patikaya girmiştim. Tırmanışın başından beri giderek düşen enerjim artık sıfırlanmıştı, attığım her adımda bir kenara yatıp dinlenmemek için kendimi zor ikna eder olmuştum, hatta bir süre sonra gölge bir yer bulmuşken patikanın yanına çöküverdim. Midem bulandığından ve bağırsaklarımda bir sancı hissettiğimden canım hiçbir şey yemek istemiyordu. Derbent’teki istasyonda beni bekleyeceğini bildiğim eşimi aramak için telefonumu elime aldım, ama çekmiyordu. 50. kilometrede daracık bir patikada öylece oturmuş ne yapacağımı düşünürken yanımdan iki 130K koşucusu ve 80K parkurunda olan Mustafa abi (Kızıltaş) geçti. Mustafa abi yardım edebileceği bir şey olup olmadığını sorduğunda ona hayır derken bir şeyi fark ettim; o an kendimden başka kimse bana yardım edemezdi ve o saçma yerde oturup zaman kaybetmek yerine kalkıp en azından bir sonraki istasyon olan Süleymaniye’ye varmalı, ne yapacağımı orada düşünmeliydim. Ayaklandım ve ne kadar midem bulansa da domates aromalı, tuzlu jellerden bir tanesini zorla ağzıma sıkıp bir mucize yaratmasını bekleyerek yürümeye koyuldum. 18 Nisan Cumartesi sabahı başladığım İznik Ultra 2015’in 83 km uzunluğunda olan parkurunun orta yerindeydim ve aklım çok bulanıktı.
Evet, 24 Ağustos pazar akşam üzeri saat 18:40 civarında Kopenhag şehir merkezinde gözlem gerçekleşti ve
Bu sene de mevsimi geldi ve Türkiye’nin neredeyse bütün uzun mesafe koşucuları İznik yollarına düştü. Hatta yarışın giderek büyümesiyle ilişkili olarak yurt dışından da bu toplanmaya katılımlar oldu. 18-20 Nisan hafta sonu İznik sokakları koşucularca istila edilmiş gibiydi. Ne yöne baksanız, halinden tavrından İznik’in yerlisi olmadığı anlaşılan koşu çantalı insanlar görüyordunuz. Biz de bu göçteki yerimizi almış, cuma günü saat 11 gibi Ankara’dan yola çıkmıştık. Öğleden sonra İznik’e vardık ve koşu odaklı sohbetlerle ve koşu ile dolu bir hafta sonuna başlamış olduk.
Geçtiğimiz pazar günü 6 Nisan 2014’te ODTÜ kampüsü içinde bir patika koşusu düzenlendi. Aslında etkinlik bir “yarış” olarak duyuruldu ve organize edildi ama ben adında belirtildiği şekilde “koşu” olarak algılıyorum ve o şekilde anlatacağım. Neden “yarış” değil “koşu” dediğimi de yazının içinde bulacaksınız.
Geçtiğimiz hafta sonu, 16 Mart pazar günü ikinci defa Tarsus Yarımaratonu’nu koştum. Tarsus bu yıl oldukça kalabalık bir koşucu topluluğuna ev sahipliği yaptı. Binden çok koşucu yarımaratonu tamamladı. Çok sayıda yabancının da katıldığı koşuda 10 atlet 1:05:00 altında derece ile yarışı tamamladı. Erkeklerde birinci olan Samuel Benard Cheruiyot 1:03:20, kadınlar da birinci olan Zinash Hayle Tola da 1:12:26 koştular. Erkeklerde 890, kadınlarda da 114 koşucu parkuru tamamladı. Peki, toplam 1004 kişinin tamamladığı yarışta ben ne yaptım, gelin biraz ondan söz edeyim.
Ağustos 2012’de yüzmeye başladıktan sonra Nisan 2013’de
Triatlona giriş maceramda en son İznik’teki sprint triatlonuna
Nisan ayında tamamladığım