Geyik Koşuları 2013 – İlk Yarış

Yarışın sonu

Yarışın sonu

Ülkedeki koşucuların yarış azlığından yakındığı dönemler yavaş yavaş geride kalıyor. Geçtiğimiz günlerde, 2013’te hangi yarışlar var diye bakınırken neredeyse her hafta sonu bir yarış olduğunu fark ettim. Sadece koşu ile değil bir yandan da triatlon ile ilgiliyseniz karar vermek giderek zorlaşıyor ve sanırım daha da zorlaşacak. Koşulan tam maraton sayısı halen az ama yol yarışları konusunda artık pek şikâyet edemeyeceğiz. Peki ya patika (trail) yarışları? O konuda da iki kişi (iki ekip) elinden geleni yapmaya çalışıyor. Bunlardan biri Çekmeköy ve civarındaki patikaları koşuculara açan, tanıştıran Bakiye Duran (Team Ultra Trail Runners) diğeri ise yazının konusunu oluşturan yarışı da düzenleyen Caner Odabaşoğlu (Macera Akademisi MCR Racesetter). (Çok etaplı, çok güne yayılmış çöl maratonu konusunda çalışan ve çok iyi işler çıkaran Taner Damcı ve Argos‘u farklı bir kategoride gördüğümden sadece “iki” yazdım.)

Geçtiğimiz hafta sonu MCR Racesetter’ın iki yıldır düzenlediği ve bu yıl bir kupaya dönüştürdüğü Geyik Koşusu‘na katılmak üzere İstanbul’daydım.

MCR Racesetter, 2011 ve 2012’de yavaş yavaş bir düzene oturmaya başlayan yarışı bu yıl Asics’in sponsorluğunda tam anlamıyla bir kupaya dönüştürmüş. Yani yıl boyunca belirlenmiş tarihlerde 3 adet Geyik Koşusu düzenlenecek. Her koşuda da 3 kategori var: 28k, 14k ve 4k. Kupanın detaylarına burada girmeyeceğim ama her yarışta belirli puanlar toplayarak o yılın kupasında dereceye girmek olası. En önemli etkenlerden biri de devamlılık. Ama ayrı ayrı yarışlara katılıp bu eğlencenin bir parçası olmak, patika koşusunun tadına varmak da halen mümkün. Kupanın detaylarına şuradan ulaşılabilir.

Geyik Koşusu - Mert

Gelelim 2013’ün ilk yarışına… Bir kış yarışı olduğundan dolayı kimsenin çamurlu olacağından şüphesi yoktu. Zihnimizde bu bilgiyle geldik pazar günü Belgrad Ormanı’nın kuzey doğu bölgesine. Havanın yağışlı olması bekleniyordu ama son anda parçalı bulutlu ve ılık bir hava ile karşılaştık. Ocak ayında ormanda patika koşusu yapmak için hava durumu sipariş edecek olsam tam da o günkü gibi bir durumu yazar gönderirdim. Bulutların ardından sık sık kendini gösteren ve ağaçların dalları arasından süzülen güneş ile birlikte ne üşüten ne bunaltan keyifli bir sıcaklık. Yağış yok ve rüzgâr rahatsız etmeyecek ölçüde. İşte o gün hava tam da böyleydi.

Koşuculara göğüs numaralarını belirli bir yerden çok kısıtlı olmayan saatlerde alma fırsatı sunulması güzel bir yaklaşım. Ama İstanbul gibi büyük ve ulaşımın zor olduğu bir şehirde bu konuda bazı sıkıntılar olması normal. Kuralları çok fazla esnetmeden başkası adına göğüs numarası vermek konusuna da hızla çözüm üretildiğinden sanırım bu konu kolay atlatılmıştı. Benim yerime Ilgaz numaramı aldığından bu detayları biliyorum ama sabah numara alma işlemi de olmuş ve sıkıntı yaşanmamış diye duydum. Bu konudaki bir başka güzellik de çipin göğüs numarasına entegre olmasıydı. Numarayı almak ve tişörte tutturmak yeterli oldu.

Başlangıç ve bitiş noktasında organize bir yerleşim vardı. Bir karmaşa ve koşuşturma görmedim. Engebeli ve ormanlık bir arazi de olsa alan iyi kullanılmış, sponsorlar ve partnerler yerlerini almıştı. Yola ve bir tesise yakın olması bence güzel seçim. İnsanlar arabalarını kişisel vestiyer olarak kullandıklarından ulaşılabilir bir uzaklıkta olması faydalı oldu. Ayrıca araba ile gelmemiş koşucular için de iki tane vestiyer çadırı vardı. Ben bunları kullanmadım o nedenle işleyişi hakkında bir görüşüm yok.

Geyik Koşusu parkuru

Toplamda 515 kayıtlı koşucu varmış ve bunlardan 380’i yarışmada start almış. 346 koşucu da parkurunu tamamlamış. Özetle, kayıtlı koşucuların yarışa gelmesi konusunda ülkemizdeki ortalamalara uygun bir katılım vardı; %74. Programa göre saat 9:00’da 28k yarışı başlayacaktı. Biraz gecikmeyle 9:15’de start verildi. 28k kategorisine 85 civarı kayıt vardı ama kaç kişi yarışa başladı bilmiyorum. 28k koşucularının görece yavaş olanlarının ikinci turunun başlamasına yaklaşık bir zamanda 14k koşucuları, bundan da yarım saat sonra 4k koşucuları start almış olmalı. İlki için 11:00 ikincisi için 11:30 öngörülmüştü. Ben o sırada parkurda olduğumdan 14k ve 4k yarışlarının başlangıçları ile küçükler için düşünülmüş Bambi Koşusu’nu göremedim.

Geyik Koşusu parkuru 14 km. Dolayısıyla 28k koşucuları bu parkurda iki tur atıyorlar. Parkur bence dünya çapında bir değerlendirmede bile ön sıralarda yer alacak güzellikte. Koşarken çevrenizde gördüğünüz manzaranın güzel ve keyif verici olması yarışı çekici hale getiren bir unsur. Bu konudaki diğer bir unsur ise patika koşucularının araziden ve zeminden beklentileri. Parkurda bu beklentilerin tümüne cevap verecek özellikler mevcut. Sert oturmuş toprak, yapraklarla kaplanmış yumuşak zemin, çamurlu ve ıslak zemin ve benzeri çok çeşitli zemin üzerinde koştuk. Aynı zamanda çok dik eğimli kısa çıkışlar, hafif eğimli uzun tırmanışlar ve inişler, dar patikalar geniş traktör yolları, bayıra paralel geçişler, keskin dönüşlü inişler gibi müthiş çeşitlilikte bir rota. Kimisinin üstünden atlanacak, kimisinin altından geçilecek devrilmiş ağaçlar, derin ama dar veya geniş ama alçak derecikler… Yani bir patika koşucusunun isteyeceği her şey mevcuttu parkurda. Belgrad Ormanı ve içindeki patikalar zaten çok güzel ama organizasyon da olasılıklar içinde neredeyse en güzel rotayı çıkarmış gibi. Bu rotanın belirlenmesinde emeği geçen herkesi kutlamak gerek.

Geyik Koşusu eğim grafiği

Benim saatimin kaydettiği eğim grafiği

Ben yarışa aslında bir yarış olarak bakamadım bir türlü. Bunun farklı nedenleri olabilir; en başında da benim aslen bir asfalt ve pist koşucusu olmam geliyordur. Çok fazla patika antrenmanı yapmadığımdan bu konuda çok iddialı değilim. Orada olmamın başlıca nedenleri tanıdık koşucularla bir araya gelmek, güzel parkurun tadını çıkarmak, iyi ve işaretlenmiş bir rota bulmuşken güzel bir patika koşusu yapmaktı. Bu zihin yapısı ile başladım yarışa. Ama koşarken, hele de bir yarışta koşarken yine de kendimi zorlamayı seviyorum. Başlangıç çok engebeli olmadığından hızla öne doğru ilerledim. Kısa bir süre sonra tırmanış başlayınca “daha yarışın başında yürünür mü yahu” diye düşünmeden, aksine “daha bunun 25kmsi var” diyerek dik çıkışta yürüdüm. Tüm koşucular benzer bir yaklaşım izlemediler, kimisi yavaş da olsa yanımdan koşarak geçtiler. İlerleyen kilometrelerde kararımın doğru olduğu ortaya çıktı; düzlüklerde veya hafif çıkışlarda onları geride bıraktım. Parkuru bilmediğim için ilk turu biraz tedirgin koştum. İkinci tur biraz daha keyifli oldu bu nedenle. Sanırım ilk turu 1:18 ile geçtim, yarış sonucu da 2:45.

Parkurda daha önce birkaç defa koşmuştum ama ya kar altında, ya tersten ya da sadece bir kısmı olduğundan biliyorum diyemezdim. Zaten böyle bir yerde insan bilse de kaybolması çok doğal. Ama organizasyonun standartların da ötesinde net bir biçimde yaptığı işaretlemeler sayesinde hiç tereddütsüz koştum. Bir an olsun “acaba ne taraftan” diye düşünmeme gerek kalmadı. Ne zaman kafamı kaldırsam bir sonraki ve ondan sonraki bayrağı gördüm. Bazen bayrakların arası çok açılıyordu ama o zamanlarda da zaten geniş bir yolda oluyorduk. Yoldan ayrılacağımız yerler ise şaşırmayı veya kaçırmayı imkânsızlaştıracak şekilde abartılı işaretlenmişti. Birkaç kez önümde koşan koşucuları uyarmak zorunda kaldım. Bayraklar sağı gösterse de dalıp sola doğru yönelenler oldu. Bunun iki nedenle olabileceğini düşünüyorum; ya parkuru çok iyi bildiklerini düşünüp işaretlere konsantre olmuyorlar ya da aşırı yorgunluktan konsantrasyonlarını kaybediyorlar. Bu durumun olası son bir nedeni ise yarışın sonlarında 14k ve 4k yarışçıları ile denk gelmemiz ve ortamın fazla kalabalıklaşması olabilir. 4k yarışının rotası da farklı olduğundan o zaman diliminde biraz karmaşa yaşandı. Bir de yarışın son kilometreleri olduğunu ve yorgunluğu hesaba katınca bu noktada kaybolanları anlayabiliyor insan.

Yol boyunca 2 çipli kontrol noktası, 4 adet de manuel geçiş kayıt noktası vardı. Yani iki noktada zaman okundu ve diğerlerinde hakem veya gönüllüler zamanı/sıralamayı elle kaydettiler. 7. kilometrede su istasyonu vardı. Çevre duyarlılığı kapsamındaki uygulama benim çok hoşuma gitti. Bu istasyondan su alıp içecekseniz 30-40m içinde tüketmeli ve bardağı oradaki çöpe atmalıydınız. Aksi takdirde zaman cezası alıyordunuz. Yani eğer yarışa başlarken kendi su kabınızı yanınıza aldıysanız onunla koşmaya hakkınız vardı fakat istasyondan aldığını içeceğin çöpünü yine istasyona bırakmalıydınız. Ben de ilk turun ortasında bir bardak su alıp 30m yürüyerek içtim ve çöpe atıp hızla ilerledim. Bu hem nefeslenmeme yardımcı oldu hem de suyu rahatça içebildim. İlk turun sonunda da bir bardak su ve bir bardak enerji içeceği tükettim. Onu da tam istasyonda durarak içtim. Son turun ortasındaki istasyona gelmeden önce 10-12 dakikalık bir süreçte iki adet jel tüketip üstüne istasyonda bir bardak su içtim. Bu jeller son 7-8 kilometreyi rahatça geçmeme yardımcı oldu. Parkur boyunca hiç çöp görmedim, demek ki kurallar güzel işletildi.

Geyik Koşusu bitişi

Yarışı tamamladığımda madalyamı boynuma taktılar ve bantlarla yön verilmiş bir koridordan yiyecek masasına yönlendirildim. Hiçbir yarışın bitişinde bu kadar güzel ve dolu dolu bir masa görmedim. Ne yiyeceğimi şaşırdım. Meyveler soyulup dilimlenmiş, bisküvi ve içecekler tüketilmeye hazır. Nefisti. Yorgunluğu orada atabiliyordunuz. Sonrasında üstüme kuru bir şeyler giyinip yeniden finish alanına geldim. Burada da beni etkileyen bir şey gözüme çarptı. Büyük bir monitörde insanlar yarış sonuçlarını izliyorlardı. Ormanda, açık alanda böyle bir şeyi beklemiyor insan. Ama anladığım kadarıyla biz parkurdayken de sistem çalışıyormuş ve insanlar durumu canlı bir şekilde izleyebilmişler. Sonuçları, hem de yaş kategorisi ve cinsiyet bazında anında görebilmek tüm yarışanları ve yakınlarını mutlu etmişti.

Bu yarışta Türkiye’de çok fazla rastlamadığımız başka bir konuda da güzel bir çalışma gerçekleşti; yarış fotoğrafları. Yurt dışında neredeyse her yarışta belirli bir ekip tarafından önceden belirlenmiş bazı noktalarda yerleşik fotoğrafçılarla koşucular ve yarış fotoğraflanır ve sonrasında satışı yapılır. Bu herkesin yarış sırasında fotoğrafının çekilmesini ve sonradan da kişinin buna ulaşımını sağlar. Bu konuda Yarış Takvimi’nin de çabaları olmuştu, hatta bazı yarışlarda gerçekleştirilmişti. Geyik Koşusu’nda işi bu olan bir ekiple çalışılmıştı.

Yazdıklarımdan da anlaşılacağı gibi çok pozitif izlenimlerle ayrıldım yarış alanından. Tabii ki eleştirilebilecek noktalar da vardı ve onları da listeleyeceğim ama bence organizasyon genel anlamı ile çok iyiydi. Şimdi özetle iyileri ve düzeltilmesi gerekenlere bakalım:

İyiler

  • Parkur (ölçüm, önceden bilgilendirme, rota seçimi ve manzara)
  • İşaretleme (kusursuz)
  • İstasyonlar ve bitişteki yiyecek/içecek masası
  • Sonuçların canlı yayınlanması
  • Başlangıç/bitiş noktası organizasyonu
  • Çevre duyarlılığı ve zaman cezaları

Geliştirilmesi gerekenler

  • Yarış tam zamanında başlamalı (15dk gecikme oldu)
  • İstasyon sayısı son anda bir adet olarak açıklandı (daha önceden netleşmeli, değişmemeli)
  • Ödül töreni tam planlanan zamanda olmalı (biraz gecikmeli oldu)
  • Yarışmacıların yaş kategorileri doğru belirlenmeli (canlı sonuçlarda hatalar vardı müdahale ile düzeltildi)

Kulağıma çalınan yersiz eleştiriler

  • Çok çamur vardı (ne bekliyordunuz)
  • Parkur çok zordu (parkur tüm detaylarıyla sitede yayınlanmıştı, sürpriz yoktu)
  • Kaybolduk, işaretleme kötüydü (koşmasam inanabilirdim ama iki tur koştum, yanılıyorsunuz)

Fotoğraflar: Eşim Başak tarafından çekildi…

Sonraki Yazı
Yorum bırakın

9 Yorum

  1. Yazını çok beğendim. Ben de 14k’ya yazılmıştım. Yarışa katılmadan önce ne beyin olarak ne de kondisyon olarak hazırdım. Parkuru da incelememiştim zaten. Yani öylesine girdim ve kibirim elime yüzüme bulaştı. Sonucunda yarış, bir koşudan çok var olma mücadelesine dönüştü. Yarıştım demem mümkün değil. Bitirmek bir azap oldu. Bitirmesine bitirdim ama (daha çok kendime kızarak) perişan oldum. Herşey aynen Yoda’nın dediği gibi gelişti. Önce bitiremeyeceğimden korktum. Sonra.. fear leads to anger – anger leads to hate – hate leads to suffering. Sonucunda madalyamı bile almadan ayrıldım. Utanç verici. Bir sonraki sefere bunları aşarak bir yarışmacı olarak katılacağım. Aksi halde hazırlanmadan, yaparım nasıl olsa diye girmeye kalkarsam olacağı yine bu olur.

    Cevapla
    • mertderman

       /  29/01/2013

      star wars göndermelerini severim… 🙂 bir dahakine çok daha iyi olacağına eminim…

      Cevapla
  2. ilk defa böylesine inişli çıkışlı ve çamurlu bir yarışa katılan biri olarak (14k) dediklerinize tamamiyle katılıyorum.Biz işyerinde 16 kişilik eften püften bir masatenisi turnuvasında bile sorunlar çıkıyorsa bu tür bir organizasyonun kıymeti takdir etmemek olmaz.Ben kaybolanlardan biriyim hem de finişe çok yakınken ama sebebi tamamiyle önümdeki koşucuları takip etmemden kaynaklanıyor.çok zevk aldım martta ve eylülde ormanın daha değişik ve yarışının tadınında farklı olacağını tahmin ediyorum..marta yine çamur eylülde feci bir sıcak olabilir..

    Cevapla
  1. Bölüm 39 – Geyik Kupası İlk Koşusu « Koşturmaca
  2. Runtalya 2013 | Ritim
  3. Geyik Koşuları 2013 – İkinci Yarış | Ritim
  4. İznikUltra 2013 | Ritim
  5. 2013 özeti ve 2014′e bakış | Ritim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: