Spartathlon 2017

IMG_7331

Fotoğraf: Başak Gürbüz Derman

30 Eylül 2017 cumartesi günü öğleden sonra 15:48’de neredeydiniz, ne yapıyordunuz? Belki birçoğunuz anımsamıyordur ama ben o dakikayı inanılmaz bir berraklıkta hatırlıyorum ve eminim çok uzun bir süre, belki tüm hayatım boyunca da unutmam pek mümkün olmayacak. O dakikada Yunanistan’ın Sparta şehrinde Konstantinou Palaiologou Caddesi boyunca Leonidas heykeline doğru koşuyordum. Cadde kalabalıktı ve çevredeki herkes alkışlıyor, tezahürat ediyordu. Caddede yaptığım o 500 metrelik koşu önceki günün sabahında Atina’daki Akropolis kalıntıları önünden başladığım 246 kilometrelik koşunun sonuydu. Heykele ulaştım, sol ayağına kollarımı, kollarıma da başımı dayayıp 5-6 saniye boyunca geçen 6 ayı ve bu aylarda verdiğim çabayı düşündüm. Saklamayacağım, gözlerim doldu. Evet, yarış kendi başına uzun ve zorluydu ama öncesindeki hazırlık dönemi daha da uzun ve daha da zorluydu. O ayak, çok uzun vadeli bir hedefin sembolüydü ve ben ayağa ulaşmıştım, Spartathlon’u bitirmiştim. Artık kendimi bırakmamda bir sakınca yoktu.

Yazının devamı …

Normale Dönüş ve Sapanca Ultra

start1Şubat ayının başında nereye kaybolduğumu anlattığım yazının üstünden uzun bir zaman geçti. O zamandan bu yana neler olduğunu anlatmamın zamanı geldi. Hem iyileşme sürecinin detaylarını hem de bu sürecin -en azından şimdilik ve bence- sonunda koştuğum bir yarışın raporunu bir araya getirmek iyi bir fikir gibi göründü. Geçtiğimiz hafta sonu Sapanca Ultra organizasyonunda 52 kilometre parkurunu koştum. Ama yarışın detaylarına geçmeden önce şubattan bu yana neler olduğundan söz etmek isterim.

Yazının devamı…

Koşu Postası

Ritim Koşu Postası üyelik formu

Rahat duramıyorum galiba. Blog, podcast ve forumdan sonra şimdi de bir newsletter (haber postası) hazırlayıp yayınlamaya başladım. Uzun zamandır aklımdaydı ama ülkede haber postası alışkanlığı ne kadar yaygın bilemiyor, karar veremiyordum. Öte yandan bunu bir eposta ile göndermek yerine burada ya da Koşu Gazetesi’nde her hafta yayınlayabilirim diye düşünüyordum. Bu tip içeriğin biraz geçici haberlerden oluştuğunu ve sadece ilgilenenlerin okuyacağını düşününce haber postasının daha mantıklı olduğuna karar verdim.

Newsletter (haber postası) internette sıkça kullanılan bir yöntem. “Periyodik olarak hazırlanan ve abonelere eposta biçiminde ulaştırılan içerikler” şeklinde tanımlanabilir.

Şimdiye kadar 5 bölüm yayınlandı. Önceki dört bölümü şurada görebilirsiniz. Amacım her hafta perşembe sabah toparlayabildiklerimi paylaşmak. Ne kadar zamanımı alacak, yetişebilecek miyim ya da ne kadar büyür, takipçisi olur mu, kaç hafta devam eder, edebilirim, bunlara bakacağım. Bundan sonra yayınlanacak yeni bölümleri almak isterseniz şu sayfadan üye olabilirsiniz. Böyle bir haber postasıyla ilgileneceğini düşündüğünüz kişilerle de paylaşırsanız sevinirim.

Önceki dört haftanın yayınları: https://ritimblog.com/kosu-postasi-arsiv

Üye olmak için form: https://www.subscribepage.com/ritim

Spartathlon’dan Görüntüler

Spartathlon gibi bir yarışta destek ekibinin önemi çok büyük. Benim bu yılki ekibim de muhteşemdi. Zaten eşim Başak tüm yaşamımda en büyük desteğim. Bu yarışa hazırlanırken aylar boyunca yoğun ve yorucu antrenmanlar yaptığım dönemde beni inanılmaz derecede destekledi. Hatta yarış sırasında kendimi kötü hissettiğim anlarda, “Bu yarışı artık sadece kendim için değil, onun için de koşuyorum, çünkü bu bir takım işi ve onun da en az benim kadar emeği var, onun için de elimden gelenin en iyisini yapmalıyım.” diye düşündüm. Ekibin diğer üyesi Can. O da büyük bir samimiyet ve fedakarlıkla yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışarak bana ve Başak’a yardımcı oldu. Eşi Cansu da ekibimizin tamamlayıcısıydı. Tüm yarış boyunca ihtiyacım olan her noktada, bana gerekeni anında sağladılar. Bu bazen yiyecek, bazen kıyafet, çoğu zaman da moraldi. Böyle bir destek ekibi ile bitmeyecek yarış yok.

Tüm bunları yaparken bir yandan da ellerinden geldiğince görüntüler yakalamaya çalışmışlar. Can, koşuşturmaca, gece karanlığı ve soğuk içinde yakalayabildikleri görüntülerden güzel bir video hazırlamış. Beni o güne geri götürdü, izlerken gözlerim doldu. Teşekkürler Can, teşekkürler ekip.

Koşuda Güç Nedir?

Açıklama: Bu yazı bir çeviridir. Daha anlaşılır olması açısından dilimize uygun çok küçük değişiklikler yaptım. Makalenin aslının yazarı Alex Hutchinson. (Orijinal makale)

styrdTeknoloji takipçisi Ray Maker, Styrd, Garmin ve RunScribe tarafından üretilen, koşu sırasında ürettiğiniz “gücü” ölçme iddiasındaki üç cihazın karşılaştırmasını yayınladığında, uzun süredir devam eden bir tartışma yeniden alevlendi. Kanada Simon Fraser Üniversitesi’nde nöromekanik profesörü olan Max Donelan, “İnsanların, neden koşudaki mekanik gücü tahminlemenin faydalı olduğunu düşündüğüne dair bir yorumu olan var mı?” diye sorarak, şunu ekledi: “Bisikletten farklı olarak, koşuda neredeyse hiç net harici mekanik iş yoktur.”

Koşu için güç ölçer üreticisi Styrd çalışanlarından birinden hemen hafifçe aksi bir cevap geldi: “Çünkü gerçek sorunları çözüyor.”

Read the full post »

Nereye kayboldum?

Başak Gürbüz Derman (https://www.instagram.com/baguder)

Çizim: Başak Gürbüz Derman

Çok kızgınım. Aslında kızgın olmaktan çok üzgünüm sanırım ya da kafam çok karışık diyelim. Neden ben? Neden şimdi? Ne olacak peki? Ne yapmalıyım? İşte kafam bunlar ve benzeri sorularla meşgul uzun zamandır. Öte yandan her şeyi yoluna koymak için bir şeyler yapmalıyım, kararlar vermek ve onları uygulamak zorundayım. Öylece durup kızarak, üzülerek veya afallayarak bu durumu düzeltemem. Tüm bunları beni tanıyanlarla ya da takip edenlerle paylaşmam gerektiğini de biliyorum ama biraz zamana ihtiyacım vardı. Önce kafamı toplamalı, sonra bir çözüm düşünmeli, ardından da uygulamaya koymalıydım. Şimdi bir nebze de olsa bunları yaptığıma göre uzun süredir neden koşmuyorum, nereye kayboldum biraz anlatmanın zamanı geldi sanırım.

Yazının devamı…

Optik Nabız Ölçümü

ohrm1Başlık çok tanıdık gelmemiş olabilir. İngilizce’de “Optical Heart Rate Monitoring (oHRM)” ya da “Optical Heart Rate Sensor” olarak kullanılıyor. Kalp atım hızını, yani nabzı, optik yöntemlerle ölçmek anlamına geliyor. Aslında bilekten nabız ölçümü deyince -her ne kadar bu bir alt kümesi olsa da- daha tanıdık oluyor. Bu teknoloji son yıllarda birçok giyilebilir cihazda karşımıza çıkmaya başladı. Özellikle koşu ve triatlon sporları ile ilgilenenlerin kullandıkları antrenman saatlerinin birçoğunda bu teknoloji kullanılır hale geldi. Aldığımız pahalı teknolojik oyuncaklar, ne kadar çok özelliğe sahip olursa o kadar ilgimiz çekiyor. Bir yandan da insanlar daha çok kullandıkça teknoloji yüksek sesle tartışılmaya başlanıyor. Çevremde, forumlarda veya bana gelen epostalarda çok sık optik nabız ölçümünün tartışıldığını, bu konunun çok sayıda soruya konu olduğunu görüyorum. Bu nedenle elimden geldiğince detaylı bir şekilde masaya yatırmak istedim. Biliyorsunuz bundan önce benzer bir şeyi GPS için yapmış, mesafe ve yükseklik için GPS kullanımı konusunda yazılar yazmıştım. Şimdi de gelin optik nabız ölçümü konusuna bakalım.

Yazının devamı …

Adidas Ultra Boost 3.0 incelemesi

ultra-boost-3-0-red-2Ayakkabı incelemesi okumak keyiflidir. Çünkü ayakkabı seçmek zordur, doğru ayakkabı deneme-yanılma ile bulunur ama bu da pahalı bir yöntemdir. Dolayısıyla başka birisi merak ettiğiniz ayakkabıyı almış, denemiş ve deneyimlerini sizinle gönüllü olarak paylaşmışsa bu hoş bir durum olur. Ancak bu keyif içinde bir tehlike veya risk de barındırır. Nedir bu tehlike/risk? Her bireyin ayağı farklıdır, özeldir. Bacakları da öyle. Haliyle, adım atışı, yere basışı ve koşu formu da kendine hastır. Tüm bunlar bu kadar farklıyken başkasının deneyimlerini olduğu gibi almak, kabul etmek tehlikeli olabilir. Peki, o zaman, ayakkabı incelemesi yazmak da okumak da manasız mıdır? Tabii ki hayır. Yapılması gereken bu farklılıkları her zaman göz önünde tutmak ve bu gerçeğin ışığında inceleme yazmak, okumaktır. Yazanın tamamen kendi algısını yazmaktan kaçınması, ayakkabıyı daha objektif bir şekilde ele alması, okuyanın da bu objektifliğe hiçbir zaman kanmaması, görüşlerin subjektif olduğunu unutmaması gerekir. Ben de bu blogda ayakkabı incelemeleri yazdım. Umarım bu bakış açısını yansıtabilmişimdir. Uzun zaman sonra bir inceleme daha yazmak istiyorum, lütfen siz de bu bakış açısıyla okuyun. Ele aldığım ayakkabı Adidas Ultra Boost 3.0. Yazının devamı…

2017 özeti ve 2018′e bakış

IMG_73622015 hariç her sene, yıl sonunda geçen 12 ayın bir özetini toparlamaya ve gelen yeni yıla kısa bir bakış atmaya çalıştığım yazılar yazmışım. Geldim yine bir yılın sonuna. Bu fırsatı değerlendirip uzun süredir sessiz kalan blogu hareketlendirmek güzel olacak.

2017 benim için özel bir yıl oldu. Çok önem verdiğim ve uzun soluklu, büyük hedeflerimden birini, belki de en büyüğünü gerçekleştirdiğim bir yıldı. Bu durum ilk bakışta, yılın özeti olacak bir yazıyı büyütecek veya renklendirecekmiş gibi görünse de aslında pek öyle olmuyor. Bir yandan neredeyse tüm yılı ona adadığınız için yazacak başka şey kalmıyor bir yandan da düşünecek her şeyi düşünmüş, söylenecek her şeyi zaten söylemiş olduğunuz için yazacak pek fazla şey gelmiyor insanın aklına.

Yazının devamı…

Spartathlon 2017 Destek Ekibi Raporu

Açıklama: Bu yazıyı eşim Başak yazdı. Spartathlon sırasında Can ve Cansu ile birlikte destek ekibim oldular. Hem destek ekibi gözüyle yarışı anlatmak hem de ileride destek ekibi olarak orada bulunacaklara kılavuz olabilecek detayları kayıt altına almak için bu yazıyı yayınlamak istedik. 

WhatsApp Image 2017-10-01 at 09.14.39

1 Ekim 2016, Mert’le kahve içiyoruz, bir şeyler okuyoruz. İsveç’teki 100 mil yarışının üzerinden henüz iki hafta geçmiş. Bir an, Mert bana bakıyor. Bir gülümseme. Başıma gelecekleri bildiğim ve yüzündeki ifadenin de beni o duruma alıştırma konuşmasına girişi temsil ettiğini anladığım için fotoğrafını çekiveriyorum. O ifade kayda geçiyor, ileride bakıp bakıp güleceğiz. Konuşmaya devam ediyoruz. Bir süre sonra Spartathlon yarışına ön kayıt yapılıyor.

14 Mart 2017, Spartathlon çekilişini canlı takip ediyorum. Görüntü bana 80’lerdeki TRT programlarını anımsatıyor. “Mert Derman, Tourkía”. Arayıp Mert’e haber veriyorum. Akşam yemeğini yerken başımıza gelecekleri idrak etmeye çalışıyoruz. Gülüyoruz. Zor olacak!

Yazının devamı…