Femke Bol ve Ben

Femke Bol ve Ben

Siz de kesin görmüşsünüzdür, bir röportajında Femke Bol antrenman temposu rakamlarından söz etti. Hemen aklıma kendi verilerim geldi ve yan yana koydum. Sonuç ilk bakışta anlamsız ve şaşırtıcı görünüyor:

Easy paceLaktat eşiği800 metre
Ben5:30 dk/km4:09 dk/km2:55
Femke Bol5:30 dk/km4:20 dk/km1:54

Femke Bol ile aynı tempoda ısınıyoruz ya da kolay koşu tempomuz aynı. Eşik koşusunda ben ondan kilometre başına on bir saniye daha hızlıyım. Ama 800 metrede bana tam bir dakika takıyor. Bir dakika. Sadece iki turluk bir yarışta.

Bu tablo ilk bakışta çelişkili gibi duruyor ama aslında öyle değil. Aksine, tam olarak beklenen durum. İşin güzel tarafı, neden böyle olduğunu anlamak, kendi antrenmanlarımız hakkında bize fark etmediğimiz bir şeyler öğretebilir.

Yazının devamı… Yazının devamı…

DVİV mi yoksa bahane mi?

DVİV mi yoksa bahane mi?

Geçen gün sabah uyandım. Tabii kendi kendime değil, saatin alarmıyla. Yatakta şöyle bir dönüp nerede olduğumu, hangi yılda olduğumuzu ve günlerden hangi gün olduğunu anımsamam biraz zaman aldı. Her yerim ağrıyor mu, her yerim tutulmuş mu; bir garip his. Aslında his garip ama bir yandan da tanıdık. Son zamanlarda, son yıllarda halim bu. Eskiden olsa, şöyle 8-10 sene önce, saatin ilk sesiyle yataktan atlamam arasında birkaç saniye geçmezdi. Anında ayaklanır, üstümü değiştirir, kendimi dışarı atardım. Uyandıktan 10 dakika sonra ceylan gibi zıplıyor olurdum. Ama o sabah, daha doğrusu son zamanlarda her sabah, bir muhasebe var. Bugün reçetede ne var: sabah güç çalışması, öğlen hafif koşu. Bugün güç çalışmasını satabilir miyim? Satamam, çünkü o zaman haftada ikiyi tutturamam. Bir süredir haftada iki kırmızı çizgim. Ama hiç kalkasım yok. Bu kadar muhasebeden sonra geri uyuyamam da. Uyuyamayacaksam gitmek lazım. Dinlensem mi? İhtiyacım olan dinlenmek mi, süreklilik ve disiplin mi? Çabuk karar verip harekete geçmeliyim. Saatten medet umayım o zaman. Ne diyor? HRV normal, training readiness 85, recovery 3-4 saat. Oradan da bugun spor yapmamaya yeşil ışık çıkmadı; saat de bahane vermedi. Kalkacağız, el mecbur.

Yazının devamı… Yazının devamı…

Sittard 24 Saat

Sittard 24 Saat

Yazının bu kısmını yarıştan önce yazdım.

Nerede gördüm, anımsamıyorum ama aklımda kalmış, sanırım Totenham’ın mottosuydu: audere est facere. Şimdi aklıma gelmesinin nedeni ise tam da neyle karşılaşacağımı bilemediğim ama cesaret edersem belki de dönüşüp sonucunu göreceğim bir şeyin başlangıcının arefesindeyim. Bu Latince ifade şunu söylüyor: “Cesaret etmek, yapmaktır.” Bazı yollar bilgiyle değil, ancak adım atarak açılır. İnsan çoğu zaman hazır olduğu için başlamaz; başladığı için dönüşür.

Yazının devamı… Yazının devamı…

2025 Özeti

2025 Özeti

Üzülerek yılın özeti yazılarının sonuncusunu 2018’de yazdığımı fark ettim. Oysa tüm bir yılı akıldan geçirmek, yapabildiklerimi hatıralamak, yapamadıklarıma üzülmek veya yeniden planlamak gibi güzel bir amaca hizmet ediyordu. Ayrıca dönüp bakmak için ideal tarihçe biriktirme yöntemiydi o yazılar. İngiltere’ye taşındığımdan beri hiç yazmamışım. Oysa ne kadar çok şey oldu o yıllarda. Gerçi büyük yarış raporları sırasında hızlıca ondan önceki uzun bir dönemi muhakkak anlatmışımdır ama böyle, sadece yıl özeti olan yazılar olmalı bence. İşte bu düşünceyle 2025 için kısa da olsa bir değerlendirme yazmak istedim.

Yazının devamı… Yazının devamı…

Devon & Cornwall Backyard Ultra

Devon & Cornwall Backyard Ultra

Geçtiğimiz hafta Devon’da bir Backyard Ultra yarışındaydım. Son anda karar verip gittiğim bu yarışta ne deneyimledim ve sonuç ne oldu tabii ki anlatacağım ama önce neden bir anda karar verip gittim ondan bahsetmek isterim. Ağustos ayı benim yaş atladığım ay. Bu yıl da 50 gibi önemli bir yaşa adım attım. Yarım yüzyıl dile kolay. Hatta Instagram’da şöyle aktardım düşüncelerimi.

Bu aralar hayatımın uzunluğu tam yarım yüzyıl oldu. 20. yüzyılın son çeyreğini de, 21. yüzyılın ilk çeyreğini de yaşadım. İki yüzyılın, hatta iki binyılın ve haliyle iki farklı dünyanın eşiğinde geçti ömrümün geride kalanı. Analogla başlayan hayatım, dijital çağın hızına tanıklık ederek devam ediyor. Çocukluğumun ilk dönemleri, bilgisayarsız, akıllı telefonsuz, internetsiz günlerin sessiz ama besleyici sıkıntısı yanında mahalle oyunlarının gürültüsüyle dolu. Kasetlerde bir önceki şarkıyı yeniden dinlemek için kurşun kalem kullandım, sonra tek tıkla milyonlarca şarkıya ulaşabilmenin garip hissini yaşadım. Mektup beklemenin sabrını da biliyorum, anlık mesajlaşmanın hızına da alışığım. Yol ararken harita katlamayı da öğrendim, GPS’in elim ayağım olmasına da şahit oldum. Çevirmeli telefonda sıfırın geri dönüşünü beklerken geçen zamanda şimdi yapay zekalardan uzun cevaplar alıyorum. Bir ayağım geçmişte, diğeri gelecekte; zamana yayılan bu ilginç dönem, bakış açımı daima iki yandan besledi. Bu iki dünyanın arasında köprü gibi durmak, bana hem kaybolmuş zamanların değerini hem de gelmekte olanın heyecanını öğretti. Geçmişin sabrını ve sadeliğini de gördüm, geleceğin hızını ve karmaşasını da. Belki de bu yüzden, bir yanım hâlâ yavaşlamak isterken diğer yanım hep bir sonraki yenilik için heyecan yaşıyor. Yarım yüzyıl, dile kolay.

Yazının devamı… Yazının devamı…

Merkezi Yönetici

Merkezi Yönetici

Bu kısa hikayenin fikri uzun zamandır aklımdaydı ama bir türlü bir araya getiremiyordum. İtiraf etmeliyim başlamak için yapay zeka desteği aldım. Ama tabii ki hem fikirlerin tümü hem de son üründeki ifadelerin tamamı bana ait. Eşim de gözden geçirdi ve düzeltmeler yaptı. Koşu ve bilim kurguyu bir araya getiren kısa hikayeler yazma fikri hep aklımdaydı, bakalım bu şekilde başlayalım, gerisi gelecek mi?

Asfalt yolun yüzeyi, zamanın içinden akarak sonsuzluğa karışıyormuşçasına ayaklarının altında akıyordu. Nabzı, derinlerden gelen bir davul sesi gibi göğsünde yankılanıyor, nefesiyse zihninde uğuldayan bir rüzgâr gibi duyuluyordu. Bunlar hep tanıdıktı ama olmasını beklemesine karşın hissedemediği tek şey vardı; yorgunluk. Bacakları kendi iradesinden bağımsız, kusursuz bir makinenin parçaları gibi hareket ediyordu. Bu özgürlük hissi, içinde gizli bir endişeyi de taşıyordu.

Aklına, onunla ilk karşılaşmaları geldi. Doktor Martin, gözlerden uzak, küçük bir klinikte çalışıyordu. Resmi sağlık kayıtlarında adına rastlamak mümkün değildi. Sporcular arasında fısıltıyla söylenen, karanlık bir efsane gibiydi o. Gizli deneylerin adamıydı. Bir zamanlar başarılı bir nörobilim uzmanıydı ama etik dışı araştırmaları nedeniyle kariyeri paramparça olmuştu. Şimdilerde çaresiz sporcular için son çare olarak vazgeçilmez bir isim haline gelmişti.

Yazının devamı… Yazının devamı…

Boston Maratonu 2025

Boston Maratonu 2025

Geçtiğimiz hafta sonu Boston Maratonu’nu koştum. Hayır, hayır, Amerika’daki ünlü Boston Maratonu değil. Yaşadığım yere birkaç saat uzaklıkta, İngiltere’de, Boston isimli bir şehir var, orada koştum. Zaten o gerçek Boston gibi büyük maratonlardan pek hazzetmiyorum artık. Daha sakin, küçük maratonlar bana daha keyifli geliyor. Neyse, öncesinde özel bir maraton hazırlığı yapmadım. Sadece 100 gün aralıksız her gün koştum (hayatımın en uzun streaki oldu) ve cumartesileri Parkrun’larda 5 km’de en iyi derecemi kovaladım. Uzun olarak bir iki defa 30 km’yi geçtim sanırım. Yarışa başlarken aklımda sadece bir hedef vardı, geçen sene yine hazırlıksız koştuğum maratondan, 2024 Milton Keynes Maratonu’ndan, yani 3:26’dan daha iyi bir sürede bitirmek.

Hızıma yarış başladıktan sonra karar verdim. Kalabalıkla birlikte ilerlerken rahat olduğum ama yavaş olmayan bir hızda devam edip 2 km sonunda saatte 4:30 dk/km görünce, “Tamam, bu iyi” dedim ve ona mümkün olduğunca tutunmaya çalıştım. İkinci yarıda ara ara karşıdan sert rüzgar yediğim bölümler dışında tutunmayı da başardım. Sonlarda yorgunlukla biraz yavaşlasam da kendimi mümkün olduğunca zorlamaya çalışarak bitirdim. Belki en hızlı maratonum olmadı ama sanırım en iyi koştuğum maraton oldu.

Şu imaj şimdiye kadar koştuğum en hızlı 7 maratonun süreleri ve ne kadar pozitif koşuldukları. “%Pos” ikinci yarının ilk yarıya oranla ne kadar uzun sürdüğü. Her iki yarının ayrı ayrı toplam sürenin % kaçı olduğunu bulup farkını aldım. İkinci yarı daha kısa olsa negatif olacaktı. Ama bende hep pozitif olduğundan adını pozitiflik yüzdesi anlamında %Pos koydum. Gördüğünüz gibi en hızlı ikisi dışında hep çok pozitif maratonlar koşmuşum. Bu son koştuğumsa en az pozitif maratonum oldu. Özel bir hazırlık olmadan bu kadar iyi koşmuş olmak beni en iyi derecemi yapmaktan daha çok mutlu etti. Kaldı ki bu son sonuç yaş derecelendirmesi düşünüldüğünde en iyi derecemden daha iyi. 40 yaşındaki 3:04:24 %68.56 iken, 49 yaşındaki 3:16:15 %69.31.

Nasıl bu kadar iyi koştuğumu düşününce iki şey geliyor aklıma: Biri çok koşmanın bana verdiği bir rahatlık var, ikincisi de çok şey yüklemedim bu yarışa, beklentisiz gittim. Ama kendimi de olabilecek en iyi derecede zorladım. Yani arkadaşlar, planlar, beklentiler ve yarış hedefleri bizi fazlasıyla strese sokuyor olabilir. Kendimizi biraz rahat bırakabilirsek hem daha iyi performans gösterebilir hem de daha çok keyif alabiliriz. Ayrıca Mutluluk=Gerçeklik-Beklentiler formülünü düşünürsek, beklentiler ne kadar düşükse mutluluk o kadar artıyor. Tabii beklentileri sıfırlamamak da gerek, her zamanki gibi dengeyi bulmak önemli. Mümkün olan en yüksek ama bizi mutsuz etmeyecek beklentiler oluşturmayı öğrenmeliyiz.

Garmin’s Execution Score

Garmin’s Execution Score

You have a Garmin sports watch and you are using the defined workouts. When you examine your workout on the Garmin Connect page, the Execution Score appears to be very low. But no way! You did not execute the workout that badly. Isn’t it very annoying? Don’t worry. The internet is full of complaints of runners who have experienced the same. You can see dozens of angry or confused runners’ post on Reddit. So why is this happening? What is the cause? Is it us runners? Or Garmin? Is the Coach Garmin’s score too low? Or are we misunderstanding something? Let’s have a look.

Continue reading
Garmin Antrenman Yürütme Puanı

Garmin Antrenman Yürütme Puanı

Garmin spor saatiniz var ve tanımlı antrenman özelliğini kullanıyosunuz. Antrenmanınızı Garmin Connect sayfasında incelediğinizde Execution Score yani Türkçesi ile Antrenman Yürütme Puanı çok düşük görünüyor. Ama olamaz! Siz bu kadar kötü uygulamadınız antrenmanı. Çok can sıkıcı değil mi? Hiç dert etmeyin. İnternet bu durumu yaşamış birçok koşucunun serzenişleri ile dolu. Reddit’te kızgın veya şaşkın onlarca koşucunun yazdıklarını görebilirsiniz. Peki neden böyle oluyo? Yanlış nerede? Biz koşucularda mı? Yoksa Garmin’de mi? Garmin hocanın notu çok mu kıt? Yoksa biz mi bir şeyleri yanlış anlıyoruz? Gelin bir bakış atalım.

Yazının devamı… Yazının devamı…