Spartathlon 2017

IMG_7331

Fotoğraf: Başak Gürbüz Derman

30 Eylül 2017 cumartesi günü öğleden sonra 15:48’de neredeydiniz, ne yapıyordunuz? Belki birçoğunuz anımsamıyordur ama ben o dakikayı inanılmaz bir berraklıkta hatırlıyorum ve eminim çok uzun bir süre, belki tüm hayatım boyunca da unutmam pek mümkün olmayacak. O dakikada Yunanistan’ın Sparta şehrinde Konstantinou Palaiologou Caddesi boyunca Leonidas heykeline doğru koşuyordum. Cadde kalabalıktı ve çevredeki herkes alkışlıyor, tezahürat ediyordu. Caddede yaptığım o 500 metrelik koşu önceki günün sabahında Atina’daki Akropolis kalıntıları önünden başladığım 246 kilometrelik koşunun sonuydu. Heykele ulaştım, sol ayağına kollarımı, kollarıma da başımı dayayıp 5-6 saniye boyunca geçen 6 ayı ve bu aylarda verdiğim çabayı düşündüm. Saklamayacağım, gözlerim doldu. Evet, yarış kendi başına uzun ve zorluydu ama öncesindeki hazırlık dönemi daha da uzun ve daha da zorluydu. O ayak, çok uzun vadeli bir hedefin sembolüydü ve ben ayağa ulaşmıştım, Spartathlon’u bitirmiştim. Artık kendimi bırakmamda bir sakınca yoktu.

Yazının devamı …

Koşuda Güç Nedir?

Açıklama: Bu yazı bir çeviridir. Daha anlaşılır olması açısından dilimize uygun çok küçük değişiklikler yaptım. Makalenin aslının yazarı Alex Hutchinson. (Orijinal makale)

styrdTeknoloji takipçisi Ray Maker, Styrd, Garmin ve RunScribe tarafından üretilen, koşu sırasında ürettiğiniz “gücü” ölçme iddiasındaki üç cihazın karşılaştırmasını yayınladığında, uzun süredir devam eden bir tartışma yeniden alevlendi. Kanada Simon Fraser Üniversitesi’nde nöromekanik profesörü olan Max Donelan, “İnsanların, neden koşudaki mekanik gücü tahminlemenin faydalı olduğunu düşündüğüne dair bir yorumu olan var mı?” diye sorarak, şunu ekledi: “Bisikletten farklı olarak, koşuda neredeyse hiç net harici mekanik iş yoktur.”

Koşu için güç ölçer üreticisi Styrd çalışanlarından birinden hemen hafifçe aksi bir cevap geldi: “Çünkü gerçek sorunları çözüyor.”

Read the full post »

Nereye kayboldum?

Başak Gürbüz Derman (https://www.instagram.com/baguder)

Çizim: Başak Gürbüz Derman

Çok kızgınım. Aslında kızgın olmaktan çok üzgünüm sanırım ya da kafam çok karışık diyelim. Neden ben? Neden şimdi? Ne olacak peki? Ne yapmalıyım? İşte kafam bunlar ve benzeri sorularla meşgul uzun zamandır. Öte yandan her şeyi yoluna koymak için bir şeyler yapmalıyım, kararlar vermek ve onları uygulamak zorundayım. Öylece durup kızarak, üzülerek veya afallayarak bu durumu düzeltemem. Tüm bunları beni tanıyanlarla ya da takip edenlerle paylaşmam gerektiğini de biliyorum ama biraz zamana ihtiyacım vardı. Önce kafamı toplamalı, sonra bir çözüm düşünmeli, ardından da uygulamaya koymalıydım. Şimdi bir nebze de olsa bunları yaptığıma göre uzun süredir neden koşmuyorum, nereye kayboldum biraz anlatmanın zamanı geldi sanırım.

Yazının devamı…

Optik Nabız Ölçümü

ohrm1Başlık çok tanıdık gelmemiş olabilir. İngilizce’de “Optical Heart Rate Monitoring (oHRM)” ya da “Optical Heart Rate Sensor” olarak kullanılıyor. Kalp atım hızını, yani nabzı, optik yöntemlerle ölçmek anlamına geliyor. Aslında bilekten nabız ölçümü deyince -her ne kadar bu bir alt kümesi olsa da- daha tanıdık oluyor. Bu teknoloji son yıllarda birçok giyilebilir cihazda karşımıza çıkmaya başladı. Özellikle koşu ve triatlon sporları ile ilgilenenlerin kullandıkları antrenman saatlerinin birçoğunda bu teknoloji kullanılır hale geldi. Aldığımız pahalı teknolojik oyuncaklar, ne kadar çok özelliğe sahip olursa o kadar ilgimiz çekiyor. Bir yandan da insanlar daha çok kullandıkça teknoloji yüksek sesle tartışılmaya başlanıyor. Çevremde, forumlarda veya bana gelen epostalarda çok sık optik nabız ölçümünün tartışıldığını, bu konunun çok sayıda soruya konu olduğunu görüyorum. Bu nedenle elimden geldiğince detaylı bir şekilde masaya yatırmak istedim. Biliyorsunuz bundan önce benzer bir şeyi GPS için yapmış, mesafe ve yükseklik için GPS kullanımı konusunda yazılar yazmıştım. Şimdi de gelin optik nabız ölçümü konusuna bakalım.

Yazının devamı …

Adidas Ultra Boost 3.0 incelemesi

ultra-boost-3-0-red-2Ayakkabı incelemesi okumak keyiflidir. Çünkü ayakkabı seçmek zordur, doğru ayakkabı deneme-yanılma ile bulunur ama bu da pahalı bir yöntemdir. Dolayısıyla başka birisi merak ettiğiniz ayakkabıyı almış, denemiş ve deneyimlerini sizinle gönüllü olarak paylaşmışsa bu hoş bir durum olur. Ancak bu keyif içinde bir tehlike veya risk de barındırır. Nedir bu tehlike/risk? Her bireyin ayağı farklıdır, özeldir. Bacakları da öyle. Haliyle, adım atışı, yere basışı ve koşu formu da kendine hastır. Tüm bunlar bu kadar farklıyken başkasının deneyimlerini olduğu gibi almak, kabul etmek tehlikeli olabilir. Peki, o zaman, ayakkabı incelemesi yazmak da okumak da manasız mıdır? Tabii ki hayır. Yapılması gereken bu farklılıkları her zaman göz önünde tutmak ve bu gerçeğin ışığında inceleme yazmak, okumaktır. Yazanın tamamen kendi algısını yazmaktan kaçınması, ayakkabıyı daha objektif bir şekilde ele alması, okuyanın da bu objektifliğe hiçbir zaman kanmaması, görüşlerin subjektif olduğunu unutmaması gerekir. Ben de bu blogda ayakkabı incelemeleri yazdım. Umarım bu bakış açısını yansıtabilmişimdir. Uzun zaman sonra bir inceleme daha yazmak istiyorum, lütfen siz de bu bakış açısıyla okuyun. Ele aldığım ayakkabı Adidas Ultra Boost 3.0. Yazının devamı…

2017 özeti ve 2018′e bakış

IMG_73622015 hariç her sene, yıl sonunda geçen 12 ayın bir özetini toparlamaya ve gelen yeni yıla kısa bir bakış atmaya çalıştığım yazılar yazmışım. Geldim yine bir yılın sonuna. Bu fırsatı değerlendirip uzun süredir sessiz kalan blogu hareketlendirmek güzel olacak.

2017 benim için özel bir yıl oldu. Çok önem verdiğim ve uzun soluklu, büyük hedeflerimden birini, belki de en büyüğünü gerçekleştirdiğim bir yıldı. Bu durum ilk bakışta, yılın özeti olacak bir yazıyı büyütecek veya renklendirecekmiş gibi görünse de aslında pek öyle olmuyor. Bir yandan neredeyse tüm yılı ona adadığınız için yazacak başka şey kalmıyor bir yandan da düşünecek her şeyi düşünmüş, söylenecek her şeyi zaten söylemiş olduğunuz için yazacak pek fazla şey gelmiyor insanın aklına.

Yazının devamı…

Spartathlon 2017 Destek Ekibi Raporu

Açıklama: Bu yazıyı eşim Başak yazdı. Spartathlon sırasında Can ve Cansu ile birlikte destek ekibim oldular. Hem destek ekibi gözüyle yarışı anlatmak hem de ileride destek ekibi olarak orada bulunacaklara kılavuz olabilecek detayları kayıt altına almak için bu yazıyı yayınlamak istedik. 

WhatsApp Image 2017-10-01 at 09.14.39

1 Ekim 2016, Mert’le kahve içiyoruz, bir şeyler okuyoruz. İsveç’teki 100 mil yarışının üzerinden henüz iki hafta geçmiş. Bir an, Mert bana bakıyor. Bir gülümseme. Başıma gelecekleri bildiğim ve yüzündeki ifadenin de beni o duruma alıştırma konuşmasına girişi temsil ettiğini anladığım için fotoğrafını çekiveriyorum. O ifade kayda geçiyor, ileride bakıp bakıp güleceğiz. Konuşmaya devam ediyoruz. Bir süre sonra Spartathlon yarışına ön kayıt yapılıyor.

14 Mart 2017, Spartathlon çekilişini canlı takip ediyorum. Görüntü bana 80’lerdeki TRT programlarını anımsatıyor. “Mert Derman, Tourkía”. Arayıp Mert’e haber veriyorum. Akşam yemeğini yerken başımıza gelecekleri idrak etmeye çalışıyoruz. Gülüyoruz. Zor olacak!

Yazının devamı…

Running Through My Mind

İnsanın çevresinde yaratıcı, üretken ve zevkli birilerinin olması güzel. Onların çalışmalarının bir parçası hatta bazen odak noktası olmak keyif verici. Ortaya çıkan ürünler insanı mutlu ediyor.

diye yazmıştım Blue Moon Runner videosunu paylaşırken. Bugün yine o mutlu eden ürünlerin birinden söz edeceğim.

Eşim Başak, yoğun koşu antrenmanlarıyla geçen son dönemde, yanımda olduğu zamanlarda bazı kayıtlar yapmıştı. Hem gerçekten sürekli koştuğum hem de aklımda uzun koşmak konusunun olduğu bir dönemin sonunda ortaya böyle bir şey çıkartmış olması tam yerinde oldu. “Running Through My Mind“, hem aklıma takıldı, sürekli düşünüyorum anlamıyla sürekli zihnimde koşu konusunun dönüp dolaştığı, hem de uzun mesafe koşusunun aslında zihinsel bir süreç olduğuna gönderme oluşuyla bu dönemin detayını çok güzel ortaya koyan bir klip. Öte yandan Başak, stoner rock ve psychedelic blues’un uzun koşuları çağrıştırdığını söyler hep. Bu ikisi gerçekten de bu videoda çok uyumlu görünüyor.

Ben ortaya çıkan klibi çok sevdim, bakalım siz nasıl bulacaksınız?

Spartathlon 2017’ye Doğru

King Leonidas statue in Sparta Spartans

On gün sonra sabah 7:00’de Atina’da, Akropolis’in basamaklarında bir yarış başlayacak. Bu, o yarışın 35. başlangıcı olacak ve 1983 yılından beri koşulan yarışın bu edisyonunda başlangıç çizgisinde olmaya hak kazanan 399 kişiden biri de benim. Sparta’nın meydanındaki Kral Loenidas heykeline dokunabilmemiz için bize verilen 36 saatlik süre içinde bu iki şehir arasındaki yaklaşık 246 kilometrelik yolda hep birlikte ilerlemeye çalışacağız. Bunların olacağını haber verdiğim yazının üzerinden tam olarak 5 ay geçmiş. O zamandan beri neler olduğundan ve neler yaptığımdan bahsetmek, biraz içimi dökerek yarışa hazırlıklarımdan birini daha tamamlamak istiyorum.
Yazının devamı…

Aladağlar Sky Trail 2017

Geçtiğimiz hafta sonu yine Niğde-Çamardı’daydık. Üçüncüsü düzenlenen Aladağlar Sky Trail etkinliğinde neredeyse her şey önceki yıllarda olduğu gibiydi. Aslında büyük sayılabilecek bir değişiklik vardı; daha önceki yıllarda tek yarıştan oluşan etkinlik, bu sefer ana yarışına küçük bir kardeş eklenmiş haliyle gerçekleşti. Rota tanıtımı yazımda ve daha önceki yarış raporlarımda (20152016) adı geçen Aladağlar Sky Trail geçen seneki rotasında koşuldu, yani 46 km ve 3500+ m yükseklik kazanımına sahipti. Yeni kardeşi, Aladağlar Trail Jr. ise 15 km ve 950+ m yükseklik kazanımına sahip. Ben önceki iki yılda olduğu gibi ana yarışta koştum. Biraz ondan söz etmek isterim.

Yazının devamı…