Foto Finiş Üzerine
Foto finiş sisteminin tam olarak nasıl çalıştığını düşünmüş müydünüz? Bu konudaki en ilginç ve tartışmalı olaylardan birini temel alarak bu sistemlerin nasıl çalıştığı üzerine biraz konuştum.
Foto finiş sisteminin tam olarak nasıl çalıştığını düşünmüş müydünüz? Bu konudaki en ilginç ve tartışmalı olaylardan birini temel alarak bu sistemlerin nasıl çalıştığı üzerine biraz konuştum.

Daha 5-6 ay önce soğuk havada üşüyerek, parkrunlarda 5 km süremi iyileştirmeye çalışıyordum. Nasıl oldu da yeniden kendimi cehennem sıcağında 246 km uzunluğunda bir parkurda buluverdim? Bu kadar değişmek, bu kadar esnemek mümkün müydü? O zaman bilmiyordum, deneyip görecektim.
Nasıl olmuştu, gelin birlikte anımsayalım, yani bir nevi bu rapor için sahneyi oluşturalım. 2023 Ağustos ayının sonlarında bir 24 saat yarışından 13. saatte çekilmiştim. Başka nedenler de vardı ama sanki daha fazla koşmak istememiştim, uzun uzun koşmaktan biraz sıkılmıştım. Bunu fark ettiğimde çok uzun yarışları bir kenara koyup kısa ve hızlı koşmaya dönerek koşudan faklı bir keyif almaya çalışmaya karar verdim. Değişiklik bazen insana iyi gelebilir. Hem bir yandan da Parkrun işleyişini merak ediyordum. Başladım her hafta Parkrun koşmaya. Koşuya çok fazla zaman ayırmadan keyif alarak 5 km derecelerimi iyileştirdim. Bunları yaparken bir yandan da Parkrun hakkında bir podcast bölümü ve Yaş derecelendirmesi hakkında da bir YouTube videosu hazırlama imkanı yakaladım. İlk hedefim olan 19 dakika altına indikten sonra 10 km ve yarı maraton yarışları da koştum. Bu tür mesafeler gerçekten çok eğlenceli ve sürdürülebilir. Yani her hafta 5 km’de kendimi deneyebilirim, ya da sık sık 10 km veya yarı maraton koşabilirim. Dinlenip yeniden başlaması kolay, ultramaratonlar gibi uzun süren etkileri yok.
…Spartathlon 1983 yılından beri her yıl koşulan bir yarış. Bu yıl da 28 Eylül’de Cumartesi sabahı 41.si için start verilecek. Bir terslik olmazsa o start kalabalığı içinde Türkiye’den de 10 koşucu olacak. Türkiye 2014 yılından beri bu yarışta temsil ediliyor. Ama ne yazık ki bu ünlü ve saygın yarış Türkiye’de çok fazla tanınmıyor. İşte o nedenle uzun süredir böyle bir video hazırlamak ve bu yarışı olabildiğince detaylı anlatmak istiyordum. Yarışın tarihini, yarışı koşmuş önemli isimleri, organizasyonunu, katılmak için yapılması gerekenleri, kurallarını, Türkiye’den katılımları ve diğer tüm detaylarını ele almaya gayret ettim.
İyi seyirler.

Bazen moda akımlara, trendlere kapılmayı ve kapılanları eleştiririz. Ama etraflıca düşününce bazen bundan kaçınmanın da imkansız olabildiğini fark ettim. Bunu kendim için düşündüm. Koşmaya ilk başladığım yıllarda ayakkabılarda minimalizm akımı baskındı. Okuduklarımdan anladıklarım ve üstüne kendi deneyimlerim beni de o akıma yaklaştırmıştı. Zaten kaçınmak ne kadar imkanlıydı emin değilim. O kadar baskın bir akımdı ve öylesine pazarlanıyordu ki başka bir şey aramıyordu gözlerimiz. O zamanlar ayakkabı incelemesi de yazardım. Sonradan çok anlamlı olmadığını düşünüp bu inceleme yazılarından vazgeçtim. Son 4-5 yıldır sadece Hoka Clifton kullandıktan sonra geçenlerde başka marka ve modellere gözümü yeniden açınca Saucony’nin Kinvara modelinin 14. edisyonunun çıktığını gördüm. Açıp 3. edisyon hakkında yazdığım incelemeyi okudum. Vay be, dedim, topukta 22 mm, burunda 18 mm olan ayakkabı yavaş yavaş dönüşüp topukta 31 mm burunda 27 mm olmuş. Eskisi 224 gram yenisi 200 gram, değişime bakın, tabanı epey kalınlaşırken kendisi hafiflemiş. Bu, beni konu üzerine düşünmeye itti ve bir şeyler karaladım.
…Bu yılın İstanbul Maratonu sonuçlarını da benzer bir şekilde inceledim. Daha fazla detay ve yorum eklemeye çalıştım. Umarım daha keyifli ve ilgi çekici yapabilmişimdir. Her türlü geri bildirime açığım, lütfen eleştiriniz.
Uzun zamandır bu blogda veya Koşu Gazetesi‘nde yazılar yazarak, sonrasında Koşturmaca ve Ayarı Kaçanlar podcastlerinde konuşarak paylaşım yaptım. Video dünyasına hiç adım atamamıştım. Bir süredir direndiğim ama bir yandan da yapmak istediğim bu alana sonunda giriştim. Video biçiminde içerik üretip YouTube’a yükledim. Henüz kamera karşısına geçme cesaretim olmadığından ekranımı kaydederek üzerine konuştuğum bir video ile başlamak istedim. İlk olduğundan bazı acemiliklerim olması kaçınılmaz. Ama bir şeyi yapmadan öğrenmek de zor, yaparak öğrenmeye çalışacağım.
Bu ilk videoda İstanbul Maratonu’nun 2022 sonuçları üzerinde bir analiz çalışması paylaştım. Hem maraton sonuçlarını yorumlamak, hem koşucu davranışlarını incelemek hem de hata/hile var mı bakmak istedim. Umarım öğretici, keyifli ve ilgi çekici bir video olmuştur.
Buna devam etmeyi düşünüyorum. O nedenle kanala abone olmayı düşünebilirsiniz. Keyifli izlemeler.

Geçtiğimiz hafta sonu, 12 Ağustos’ta, Gloucester’da 24 saat yarışındaydım. 13. saatte 110 km katetmişken yarışı terk ettim. Zaman limitli yarışlar ilginçtir, DNF (did not finish – bitirmedi) olmak imkansızdır. Çünkü yarışın sonucu katedilen mesafeye bağlıdır ve siz start alır almaz birkaç metre mesafe katetmişsinizdir zaten. Bu yüzden bu tür yarışların sonuçlarında herhangi bir ifade yer almasa da haber olarak verilirken “retired early” (yarıştan erken çekildi) ifadesi kullanılır. İşte ben de erken çekilme kararı almış oldum. Neden böyle bir karar aldığımı, öncesini ve sonrasını yazıya dökmek istedim, çünkü her zaman dediğim gibi burası bilgi paylaşımı blogu olduğu kadar benim koşu tarihçemi barındıran bir günce aynı zamanda. Hem belki deneyimden ders ya da ilham bile çıkar, kim bilir?
…
Koşmaya başlayan herkese verilen bir tavsiye vardır; haftalık hacmini yüzde 10’dan fazla artırma. Bu tavsiye her duyana mantıklı gelir. Aslında bu güzel bir şey çünkü insanı temkinli olmaya sevk eden bu tavsiye birçok yeni başlayanı hızla sakatlanmaktan kurtarır. Ama bir yandan tavsiyeyi her alanın bunu otomatikman kabullenmesi ve üzerine çok da fazla düşünmemesi ilginçtir. Tabii ki acele etmemek, daha vücudun tüm parçalarını koşmaya alıştırmadan uzun mesafelere yeltenmemek en doğru şey, ama hiç düşündük mü bu tavsiyeye tam olarak uysak ne olur ya da bu tavsiyenin bilimsel bir temeli var mı? Varsa nedir ve tam olarak hangi bulgulara dayanmaktadır. İşte bu kısa yazıda biraz bu konulara değinmek istiyorum.
…
Uzun mesafeler koşmaya çalışıyor, bu alanda olup biteni takip ediyorsanız ve sosyal medyadan tamamen soyutlanmış değilseniz kesinlikle duymuşsunuzdur, son zamanlarda epeyce konuşulan bir yarış formatı var. Adı Backyard Ultra. Biz Ayarı Kaçanlar‘da hem bu yarışın formatından hem de fikri bir yarışa dönüştüren kişiden uzun uzadıya söz ettiğimiz bir bölüm yapmıştık. Ayrıca Türkiye’de de 3 yıldır bu formatta koşulan bir yarış var; o yarışı iki defa kazanan ve ülke rekorunu elinde bulunduran Gürhan Akdağ ile de başka bir bölümümüzde sohbet etmiştik. Ben bu yazıda formattan kısaca bahsedeceğim ama yazının ana konusu benim bu alandaki bir denemem olduğundan formatın detaylarını öğrenmek isterseniz Ayarı Kaçanlar’ın 31. ve 60. bölümlerini tavsiye ederim. Şimdi gelelim benim denememe.
…
En son yarı maratonumu 2017 martında Antalya’da koşmuşum. Koşmuşum diyorum çünkü unutmuştum, açıp bakmak zorunda kaldım. Tabii ki yarı maraton mesafesi değil kastettiğim. Bir yarış olarak yarı maraton mesafesini koşup, o an için yapabildiğim en iyi süreyi yapmaktan söz ediyorum. Yoksa 21 gün üst üste koşmuşluğum da var bu mesafeyi. Hazır buna değinmişken şunu da söyleyeyim; bence, bana göre ve o zamanki durumuma göre ayarı kaçıklık olan denemelerimi bir menü başlığı altında topladım; yukarıda “Tüm Yazılar” ana menüsünden ulaşılabiliyor. Her neyse işte o son yarı maratonumda zaten kişisel en iyi derecemi koşmuştum. Özellikle 85 dakikanın altı için antrenman yapmış, 9 saniye uzağında kalmış 1:25:09 koşmuştum. Ondan sonra koşu hayatım hep ultralara doğru aktı gitti. Ama geçenlerde yeni taşındığım kentte bir yarı maraton koştum, ondan bahsetmek istedim.
…