Bir Kitap, Bir Yarış, Bir Haber

road_to_spartaGeçtiğimiz Ekim ayında Amazon’da ön siparişe çıktığını duyduğum Dean Karnazes’in son kitabı Road To Sparta’nın Kindle versiyonunu henüz yayınlanmamışken satın aldım. 24 Ekim’de indirilebilir hale gelir gelmez de okumaya başladım. Üçte ikisini hızla okudum ancak sonra yoğun bir dönem araya girdi ve uzun süre sonra ancak tamamlayabildim. Biraz kitaptan ve yazarından söz etmek, biraz da kitabın konusu olan yarış hakkında yazmak istedim.

Yazının devamı…

Reklamlar

Yolda Büyümek

Minik Gezgin - Yolda Büyümekİnci ve Soner Sarıhan’dan bahsettiğim ve “Pedalımda 5 Ülke” kitaplarını tanıttığım yazıda, o kitapta anlattıkları yolculuklarından sonra da bisiklet yolculukları yaptıklarından söz etmiş ve şöyle demiştim:

Sonra aralarına çocukları Tibet katılmış. Onları tanımayan ve bu satırları okuyan birçok insan “ee ondan sonra bitmiştir tabii bu seyahat işleri” diyecek belki ama onlar herkes gibi olmadıklarını ispatlarcasına Minik Gezgin olarak çağırdıkları Tibet ile birlikte, o daha 22 aylıkken orta Avrupa’da 3486 kilometrelik bir rotayı geçmişler. Genel bakış ile 2 yaşında bir çocukla başka bir şehre bile seyahat etmek çok zorken onlar ailece günlerini bisiklet üstünde gecelerini ise yıldızların altında çadırlarında geçirerek dünyaya bizden çok daha yakın olmayı başarmışlar.

İşte şimdi, İnci ve Soner (ve tabii Tibet) bu bahsi geçen yolculuklarının hikayesi ile karşımızdalar. “Minik Gezgin-Yolda Büyümek” ismini verdikleri kitabı okuduğunuzda çok seveceğinize eminim. Yaptıkları şeyin güzelliğinden, birçok insan için belki de imkansızlığından söz etmeyeceğim, çünkü onlar ve yaptıkları hakkında düşündüklerimi önceki yazımda dile getirmiştim. Asıl değinmek istediğim şey yolculuklarını ne kadar hoş ve çok yönlü anlattıkları.

Yazının devamı…

Bir Şampiyonun Yolculuğu

Kitabın kapağıİlk Ironman yarışıma az bir zaman kala yarışın havasına daha iyi girebilmek, kendimi motive etmek ve dinlendiğim zamanlarda endişeden, stresten uzak kalmak için bu yarışla ilgili bir kitap okumaya karar verdim. Bu konuda ve bu amaçlarla okunabilecek çok sayıda kitap var. Amazon’da dolanırken Chrissie Wellington‘ın otobiyografisine rastladım. Hakkında bir şeyler biliyordum ve bu bildiklerim yaşam hikayesine duyduğum merakı pekiştiriyordu. Görür görmez almaya karar verdim. Kindle’ın en güzel yanı aldığınız kitabı anında okumaya başlayabilmeniz. Hemen okumaya koyuldum. Aslında okuması oldukça kolay, sıkıcı olmayan bir dili var ancak ben zaman planlaması nedeniyle birkaç gün içinde tamamlayabildim. Aşağıda kısaca kitaptan bahsedeceğim.

Yazının devamı…

Yeni Sezon Planı

KMD Ironman Copenhagen logoEn son, tarihten beklenmeyecek denli sıcak bir Antalya öğleninde ilk yarı demir adam mesafesi yarışımı tamamladığımdan bahsetmiş sonra da ortadan kaybolmuştum değil mi? Çünkü o tarih benim için sezonun bitişini müjdelemişti. Sonrasında birçok arkadaş hızla, yeni adıyla, İstanbul Maratonu için konsantre olmaya başlamıştı ama ben dinlenmeye çekildim. İstanbul Maratonu’nda ben yoktum ama o maratonu koşan iki arkadaşımın yarış hakkındaki yazısını okuyabilirsiniz. Yaz ayları boyunca zamanımı, kafamı ve bedenimi antrenmanlara adamış olduğumdan bir miktar geri adım atmam gerektiğini düşündüm. Bir süre dinlendim, işlerime döndüm, ötelediğim sorumluluklarımı yerine getirdim ve toparlandım. Sonrasında da yeni sezon için düşünmeye ve plan yapmaya koyuldum. İşte şimdi biraz bunlardan bahsedeceğim.

Yazının devamı…

Pedalımda 5 Ülke

Soner ve İnci TedXResetSoner ile 2012 yılının şubat ayında İznik’te tanıştım. Caner, Ilgaz ve Aykut ile İznikUltra parkurunu netleştirmek için oradaydık. Caner, “burada yaşayan öğretmen arkadaşım, bize destek olacak” diyerek tanıştırmıştı. Çok sakin, kendi halinde görünümü ve konuşması ile aklımda kalmıştı. O gün tanıştığımızda neler yapabildiği konusunda hiç bilgim yoktu. Bizim yaşlarımızda öğretmenlik yapan normal bir adam olarak kaydetmiştim hafızama, tanıdıklarım arasına. Sonra onun ve karısının neler yapabildiklerini ve hatta neler yaptıklarını öğrendikçe Soner’e (ve eşine olan) bakışım giderek değişti. Artık hafızamdaki tanıdıklarım listesinde, kendini rutinden ve alışılagelmişten koparabilmeyi başarmış, hayattan farklı şekilde keyif alınabileceğini fark etmiş ve ispatlamış, saygı duyulacak projelere imza atmış çok az sayıda insanın arasında yerini almış durumda.

Yazının devamı…

Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı

The Loneliness of the Long Distance Runner filminden bir sahne

...

Gençlik yıllarından beri rock ve heavy metal dinleyicisiyimdir. Kaçınılmaz olarak Iron Maiden‘ın tüm albümlerini dinlemiş birçoğuna da bayılmışımdır. 1986 yılında piyasaya çıkmış olan “Somewhere in Time” albümlerini de çok severim. O albümde 8 şarkı vardır ama koşmaya, özellikle de uzun uzun koşmaya başladığımdan beri bu şarkılardan biri daha çok ilgimi çeker oldu; “The Loneliness of the Long Distance Runner”. Şarkının sözleri şöyle (ben çevirdim, ilk defa şarkı sözü çeviriyorum yanlışım olabilir, mazur görün; dilerseniz İngilizce aslınıokuyabilirsiniz):

Yazının devamı…

Çıplak Ayakla Koşu

Çıplak ayaklı koşucuSon bir kaç yıldır popülaritesi giderek artan ve son aylarda artık iyiden iyiye tüm koşucular tarafından konuşulmaya başlayan bir konu bu. Her geçen gün daha sık duymaya başlıyorum. Zaten son bir yıldır benim de kafamı meşgul ediyor ve sık sık üzerinde düşünüyorum. Geçen haftaki koşularımdan birinde, üzerinde bu kadar çok kafa yorduğum ve sürekli okuduğum bu konu hakkında neden yazmıyorum diye düşündüm. İşte bu yazı, çıplak ayak koşmak konusunda duyduklarım, okuduklarım, anladıklarım ve sorularım ile ilgili. Her popüler konuda olduğu gibi bu konuda da taraflar, hatta oldukça radikal taraflar oluşmuş durumda. Bazen çevremdeki koşuculardan duyduklarım da herkesin konuyu farklı algıladığını fark etmemi sağladı. Bu yazı sayesinde ben kendi anladıklarımı paylaşacak ve kafamda halen cevabını bulamadığım sorulara cevap arayacağım. Cevapları bulamasam bile sizlerle soruları paylaşmış olacağım.

Koşucular ve atletizm severler, çıplak ayakla koşmak konusuyla, 28 yaşında bir Etiyopyalının 1960 Roma Olimpiyatı’nda, sponsorların elinde kendi ayak numarasında ayakkabı kalmadığı için maratonu çıplak ayakla koşup altın madalya kazanması sayesinde tanıştılar. Abebe Bikila zaten antrenmanlarını çıplak ayakla yaptığından izleyenler şaşırsa da bu onun için zor olmamıştı. Daha yazının başında olsak bile bu yazıyı okuyan çıplak ayak koşu taraftarları “ya gördünüz mü, işte çıplak ayakla altın madalya almış adam” diye düşünüyor olabilirler ama Bikila 4 yıl sonra Tokyo Olimpiyatı’nda 3 dakika daha hızlı koşup, hem altın madalya almış hem de rekor kırmıştı; bu sefer ayakkabılarıyla. Konu o tarihlerden beri biliniyor olsa da bilimsel araştırmalara veya popüler yayınlara çok yansımadığı için gündemden uzak kalmış, bu sırada da büyük ayakkabı firmaları son yıllara dek sürekli daha fazla yastıklamalı, daha çok destekli ve daha konforlu ayakkabılar üretmeye devam etmişler. İşi, koşarken ayağı zemindeki tehlikelerden korumaktan ibaret olması gereken ayakkabılar zaman geçtikçe daha fazla görevi üstlenmişler ve ortaya çıkan her türlü sakatlıkta biraz daha “teknolojikleşerek” neredeyse karmaşık aletlere dönüşmüşler. Ta ki, 2009’da Christopher McDougall‘ın yazdığı “Born To Run” isimli kitap yayınlanana ve koşucu dünyasına bir bomba gibi düşene kadar.

Yazının devamı…

What I Talk About When I Talk About Running

Bir ay kadar önce uzun bir kararsızlık sonrası kendime bir Kindle edindim. İngilizce kitap okumayı seviyorum. Birkaç ayda bir Amazon’dan beş altı kitap ısmarlar sonra da günlerce gelmesini beklerdim. Artık anında bir kitabı satın alıp okumaya başlayabiliyorum. Bazıları gerçek kitabı elinde tutup, hissetmeden, koklamadan, sayfalarını çevirmeden o kitaptan zevk alamayacağını söyler. Ben öyle değilim. Ayrıca her alanda olduğu gibi bu alanda da teknolojinin galip geleceğini ve bir gün hepimizin ister istemez eletronik kitap okuyor olacağımızı düşünüyorum.

What I Talk About When I Talk About Running

What I Talk About When I Talk About Running

Kindle geldiğinde, ilk olarak uzun zamandır okumak istediğim bir kitap olan Haruki Murakami’nin “What I Talk About When I Talk About Running” isimli kitabını satın aldım. Haruki Murakami, ülkemizde de oldukça tanınan dünyaca ünlü Japon bir yazar. Belki birçoğunuz romanlarını duydunuz ve hatta okudunuz. Ben bugüne kadar herhangi bir romanını okumadım. Murakami hakkında benim ilgimi daha çok çeken şey onun aynı zamanda bir uzun mesafe koşucusu olması. Profesyonel ve elit bir atlet değil, bizim (bu blogu takip edenlerin çoğunun uzun mesafe koşmak konusunda benimle benzer şeyler yaşadığı/yaşayacağı ve düşündüğü varasyımıyla biz diyorum) gibi sonradan koşmaya başlamış ve uzun mesafe koşmak konusunda bizlerle benzer hislere ve yaklaşımlara sahip. İlk duyduğumdan beri, dünyaca ünlü bir yazarın uzun mesafe koşucusu olması ve bu konu hakkındaki hislerini/düşüncelerini ispatlanmış yeteneği olan yazmak yöntemiyle paylaşmış olması çok ilgimi çekmişti. Haftasonu kitabı okumayı bitirdim. Yazının devamı…