Sporda En İyi Noktaya Gelmek

MotivasyonBir gün bir partide birisi, ünlü triatlon koçu Joe Friel‘e “sizi koç olarak tutmak isteyen sporcuda ne ararsınız, yani başarılı olabilecek sporcuyu nasıl tanırsınız?” diye sormuş. O da sporda en iyi noktaya (yazısında “excellence” kullanmış, tam karşılığı mükemmellik ama sanki her sporcu için en iyi noktayı kastediyor gibi algıladım) ulaşabilecek sporcuyu kestirmek için sırasıyla aşağıdaki göstergelerin kullanılabileceğini anlatmış.

[Kendi ağzından]

Motivasyon: Bu diğerlerinin toplamından bile daha önemlidir. Eğer sporcu motive değilse en iyi noktaya gelmesi neredeyse imkânsızdır. Aslında, motivasyon yoksa diğer göstergeler zaten yoktur. Ama motivasyondan söz ederken hedefleri ağzına pelesenk etmekten daha fazlasını kastediyorum.
Yazının devamı…

Reklamlar

Buridan’ın Eşeği

Son zamanlarda kendimi eşek gibi hissediyorum dostlar. Ama herhangi bir eşek değil “Buridan’ın Eşeği” gibi.

Buridan'ın EşeğiJean Buridan, 1300’lü yıllarda yaşamış Fransız bir rahiptir. Orta Çağ’ın öne çıkan filozoflarından ve Kopernik Devrimi’nin öncülerindendir. Buridan, teoloji ve felsefenin yanı sıra fiziğe de kafa yormuş, ileride Newton tarafından birinci hareket yasasında ortaya koyulacak olan eylemsizlik kavramına doğru giden yolun ilk adımları olan “impetus” kavramını ortaya atmıştır. Hareket etmekte olan cisimlerin hareketlerini koruyan, devam ettiren bir özellikleri olduğunu ileri sürmüş ve buna “impetus” demiştir. Ama birçok insan, Buridan ismini, çok ünlü olan düşünce deneyinden dolayı duymuştur. Özgür irade konusundaki fikirleri arasında ahlaki determinizmi savunurken, eşit iyiler arasında mantıklı bir seçimin yapılamayacağını söylemiş ve bunu, önüne aynı miktarda ve aynı özelliklere sahip iki saman balyası konulan aç bir eşeğin hangisini yiyeceğine karar veremeyip açlıktan öleceği fikriyle ortaya koymuştur. İşte ünlü Buridan’ın Eşeği bu eşektir. Bu durum bazı başka kaynaklarda aç ve susuz bir eşeğin iki yanına, aynı uzaklıkta bir torba yemle bir kova su konduğunda, eşeğin hangisini önce seçeceğine karar veremeyeceği şeklinde de yer alır. Sonuçta özetle “tam olarak denk iki durumla karşılaştığında irade kördüğümü çözemez ve kararı vermek için koşulların kendiliğinden değişmesini bekler” demiştir.

Yazının devamı…

Yuvarlak Rakamlar

“To describe the agony of a marathon to someone who’s never run it is like trying to explain color to someone born blind.” –Jerome Drayton

ilustrasyon

Round Number Ticker - Larry DiFiori ilustrayonu

“Maraton koşarken çekilen sıkıntıları hiç maraton koşmamış birine anlatmak görme engelli olarak doğmuş birine renkleri açıklamaya çalışmaya benzer” demiş Jerome Drayton. Ben de 2009 Eylül’ünde Boğaz Köprüsünün Anadolu ayağında yarışın başlamasını beklerken neyle karşılaşacağımı henüz tam olarak bilmiyordum. Öncesinde elimden geldiğince çalışmış, çalışırken de deneyimleri ve anlatımları okumuştum. Ama hiç 32 km’den uzun koşmamıştım. Aklımda bir 4 saat hedefi vardı. İlginçtir, 3:55 veya 4:06 değil 4:00. Ama olmadı, tanımadığım o son 10km’lik bölümde ummadığım kadar çok yavaşladım, yürüdüm hatta durdum. 4-5 ay daha çalışıp bu sefer kendime 3:45 gibi bir hedef koydum. 3:48 veya 3:44 değil. Eh, artık tanımadığım bir bölge de kalmamıştı. Sonra ortaya çıktı ki, asıl kendimi tanımıyormuşum, yapabileceklerimin sınırlarını kestiremiyormuşum. Yazının devamı…

2011 özeti ve 2012’ye bakış

2011’de neler oldu?

2011 yılına, daha ilk haftasında bir yarımaraton koşarak başladım. 9 Ocak 2011’de Adana Yarımaratonu’nu koştum. Bir ilk yarış için oldukça iyi bir organizasyondu ve ben 1:37 ile tamamlamıştım. O dönemde dördüncü maratonuma hazırlanıyordum. Dolayısı ile yarımaratona özel bir hazırlığım olmamıştı. Zaten yarıştan hemen sonra da maraton hazırlığına kaldığım yerden devam etmiştim. Martın ilk haftası Antalya’da Runtalya Maratonu’nu koştum. Hedefim 3:30’un altına inmekti ama olmadı, yaklaşık 110 sn ile hedefi kaçırdım. Bu organizsyondan hemen iki hafta sonra, Tarsus’da yarı maraton koşulacağı kesinleşince, planlarım arasında olmasa da gidip yarışa katılmaya karar verdim. Henüz maratonun yorgunluğunu tamamen üstümden atmadan koşmuş da olsam, yaptığım tüm maraton antrenmanlarının etkisiyle olacak 1:35:41 ile, yani şu ana kadarki en iyi yaramaraton derecemle yarışı tamamladım. Bu yarıştan sonra çok ara vermeye zaman kalmadan Yarış Takvimi’nin mayıs ayında ilkini düzenlenleyeceği Bozcaada Yarımaratonu’na hazırlanmaya başladım. 14 Mayıs tarihinde Bozcaada’da güzel bir yarış koştuk. Tırmanışı, inişi bol bir parkurdu. Sıcak havada eklenince ancak 1:38:18 koşabildim. Bu dereceyi tamamen kendi içinde değerlendirmek ve gelecek Bozcaada yarışları ile karşılaştırmak gerek. Çünkü parkur düz yarımaratonlarla karşılaştırılamayacak bir parkurdu.

Yazının devamı…