
Nike IAAF’den İzin Alsaydı
Son yıllarda tüm ayakkabı markalarının ama özellikle Nike’in koşu ayakkabılarında yaptığı inovasyonlar epey konuşuldu. Özellikle Nike’ın maratonu iki saat altına indirme çabaları (Breaking2) ve bu sırada denenen modeller çok tartışma yarattı. Ben de daha önce Breaking2 ile ilgili yazdığım yazılarda Vaporfly’dan da söz etmiştim. Herkes kulak kabartmış “Acaba IAAF bu konuda ne diyecek?” diye bekliyordu. Aylar yıllar geçti. Sonunda IAAF (Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği) ocak ayı sonunda yeni kurallar duyurdu. Belgenin tamamı şurada görülebilir. Özeti/anlamı hakkında da çok yazılıp çizildi (bir örneği Runner’s World’de okunabilir). Ama en kısa özetle kurallar şunu diyor: 30 Nisan 2020 sonrasında yarışlarda kullanılacak ayakkabıların en az 4 aydır satılıyor (herkes tarafından alınabiliyor) olması, taban kalınlığının 40 mm’yi geçmemesi ve tabanında birden fazla plaka barındırmaması gerekiyor. Bu düzenlemeye göre, Nike Vaporfly Next% modelleri yarışlarda kullanılabilecek ama Eluid Kipchoge’nin 1:59 denemesinde kullandığı Alphafly modeli kullanılamayacak. Bu düzenleme neden uzun süre beklendikten sonra hızla çıkarıldı; çünkü olimpiyatlar yaklaşıyor ve bu teknoloji tartışmalarının gölgesi giderek büyüyor ve koyulaşıyordu.
…
1950’li yılların başlarında bazı doktorlar ve bilim insanları hiç kimsenin bir mili dört dakikanın altında koşamayacağını söylüyorlardı. Bunu yapmanın zor veya tehlikeli olduğunu değil, imkânsız olduğunu savunuyorlardı. 17 Temmuz 1945’te İsveçli Gunder Hagg bu mesafeyi 4:01.4’te koşmuş ve üstünden geçen 9 yıla karşın bundan daha iyisini yapan çıkmamıştı. Çünkü neredeyse herkes bunun “imkânsız” olduğuna inanıyordu. 6 Mayıs 1954 günü İngiltere’de Iffley Road pistindeki başlangıç çizgisinde bekleyenler arasında, o dönem bu imkânsızlığa inanmayan birkaç adamdan biri olan Roger Bannister da vardı. Yarışın sonunda Bannister bitiş ipini göğüslediği anda hakemlerin süre ölçerleri 3:59.4 değerini gösteriyordu. Bir insan imkânsızı başarmış ve bir mili dört dakikadan kısa sürede koşmuştu. Bu bilgi tüm koşucuların zihinlerine ulaştığında ise her şey bir anda tersine döndü. Daha 46 gün geçmeden bir başkası daha bunu başardı. Ardından gelen birkaç ay içinde başka koşanlar oldu, birkaç yıl içindeyse daha fazlası. Yıl 1965 olmadan rekor 3:54’e inmişti bile. Bu yaşananın özetiyse şuydu: bir şeyin imkânsız olduğu düşüncesinden kurtulabildiğinizde, o artık imkân dâhilindedir.
