DVİV mi yoksa bahane mi?
Geçen gün sabah uyandım. Tabii kendi kendime değil, saatin alarmıyla. Yatakta şöyle bir dönüp nerede olduğumu, hangi yılda olduğumuzu ve günlerden hangi gün olduğunu anımsamam biraz zaman aldı. Her yerim ağrıyor mu, her yerim tutulmuş mu; bir garip his. Aslında his garip ama bir yandan da tanıdık. Son zamanlarda, son yıllarda halim bu. Eskiden olsa, şöyle 8-10 sene önce, saatin ilk sesiyle yataktan atlamam arasında birkaç saniye geçmezdi. Anında ayaklanır, üstümü değiştirir, kendimi dışarı atardım. Uyandıktan 10 dakika sonra ceylan gibi zıplıyor olurdum. Ama o sabah, daha doğrusu son zamanlarda her sabah, bir muhasebe var. Bugün reçetede ne var: sabah güç çalışması, öğlen hafif koşu. Bugün güç çalışmasını satabilir miyim? Satamam, çünkü o zaman haftada ikiyi tutturamam. Bir süredir haftada iki kırmızı çizgim. Ama hiç kalkasım yok. Bu kadar muhasebeden sonra geri uyuyamam da. Uyuyamayacaksam gitmek lazım. Dinlensem mi? İhtiyacım olan dinlenmek mi, süreklilik ve disiplin mi? Çabuk karar verip harekete geçmeliyim. Saatten medet umayım o zaman. Ne diyor? HRV normal, training readiness 85, recovery 3-4 saat. Oradan da bugun spor yapmamaya yeşil ışık çıkmadı; saat de bahane vermedi. Kalkacağız, el mecbur.
…


Geçtiğimiz pazar günü, 16 Eylül 2018’de, Berlin’de çok özel bir şey oldu. Maraton mesafesinde bir dünya rekoru kırıldı. Çeşitli kategorilerde çok farklı rekorlar kırılıyor, maratonda da defalarca rekor kırıldı, peki ama neden bu seferki özel? Bu rekoru özel kılan bir önceki rekorla arasına koyduğu fark: tam 78 saniye iyileşme. Maraton mesafesindeki koşu yarışlarıyla hiç ilgilenmediyseniz bu fark belki size az gelebilir, ama bu yarışları yakından izliyorsanız ya da bir kez olsun bu mesafeyi koşmayı denediyseniz bunun ne denli inanılmaz bir olay olduğunu bilirsiniz. Bu inanılmazı başaran isim Eliud Kipchoge oldu. Gelin rekora ve Kipchoge’ye biraz daha detaylı bakalım.
Şubat ayının başında 