Normale Dönüş ve Sapanca Ultra

start1Şubat ayının başında nereye kaybolduğumu anlattığım yazının üstünden uzun bir zaman geçti. O zamandan bu yana neler olduğunu anlatmamın zamanı geldi. Hem iyileşme sürecinin detaylarını hem de bu sürecin -en azından şimdilik ve bence- sonunda koştuğum bir yarışın raporunu bir araya getirmek iyi bir fikir gibi göründü. Geçtiğimiz hafta sonu Sapanca Ultra organizasyonunda 52 kilometre parkurunu koştum. Ama yarışın detaylarına geçmeden önce şubattan bu yana neler olduğundan söz etmek isterim.

“Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız.”

demiş Albert Camus, ama benim hızlanmak, unutabilmek gibi bir şansım yoktu. Aksine yavaşlamam, hatta durmam gerekti. 8 Şubatta o yazıyı yazdığımda geçirdiğim küçük operasyon sonrası tamamen durağan geçirmem gereken dört haftanın tam ortasındaydım. Yavaşlamak gerçekten de birçok şeyi hatırlamama yaramıştı. 2008 yılına değin ne kadar durağan yaşadığımı, sonrasında nasıl disiplinli ve sürekli bir şekilde kendimi geliştirmek için çalıştığımı, bu çalışmaların nasıl keyfe dönüştüğünü, sonucunda hem fiziksel hem de zihinsel olarak ne kadar geliştiğimi, ne kadar değiştiğimi, ne kadar güzel ve verimli 9 yıl geçirdiğimi, uzun uzun yüzebildiğimi, bisiklete binebildiğimi, bir uzun mesafe triatlon bitirdiğimi, dünyanın en eski ve en zorlu ultramaratonlarından birini hiç de fena olmayan bir sürede tamamladığım gerçeğini tekrar tekrar hatırlamak için epey zamanım oldu. Kendime kızmak konusunda çok hızlı ve hevesliyken kendimi takdir etmek ve az da olsa gururlanmak konusunda ne kadar başarısız olduğumu da hatırladım. Bu yaklaşımımdan vazgeçip başarılarımın keyfini çıkarmak, fırsattan istifade onca yıl sonra hem vücudumu hem de zihnimi biraz nadasa bırakıp dinlenmek için zaman ayırdım.

iridium_2018-06-15_19-33-38

Bu grafik Strava’dan. Yukarıda anlattığım dönemden önce, yani Kapadokya yarışından sonra 3 hafta tamamen dinlenerek bacağımdaki ve kalçamdaki (o zaman sorunun belimde olduğunu bilmiyordum) ağrıların, sorunların geçmesini beklemiştim. Sonrasında durumu görmek için denemelere başladığım görülüyor. Aralık ve ocak ayında koşmaya çalışmış ama çok fazla ilerleme kaydedememişim. Ocağın sonunda yapılacak işleme karar verildikten sonra nasılsa uzun süre koşmayacağım diye düşünüp bir hafta hacmi epey yükseltmişim. Sonrasında da tam 4 hafta süren dinlenme dönemi.

Yavaş yavaş spor yapmaya başlayabileceğim haberini doktordan aldıktan sonra hemen yürümeye başladım. Paralelinde çok dikkatli ve yavaş bir şekilde fitness antrenmanlarına başladım. Tabii çok düşük ağırlıklarla ve sakince. Yapılan işlemden sonra ayağımın tabanındaki uyuşma yok olmuştu. Artık kalçamda ve bacaklarımda daha az ağrı hissediyordum. Bu ağrılar düşük seviyede de olsa devam ettikleri için canımı sıkıyorlardı. Çünkü benim beklentim yapılan işlemden sonra her şeyin tamamen eski haline dönmesiydi. Gerçeklik ve dünya her zaman beklentilerle örtüşmeyebiliyor. Önceki duruma göre oldukça iyi halde olduğumu düşünüp kazanımlara sevinmeyi seçtim.

“Zamana karşı çalışmaktansa zamanla birlikte çalışmanın iyi yanı, zamanın boşa harcanmamasıdır.”

demiş Ursula K. LeGuin. Ben de acele etmedim, her şeyi zamana bıraktım. Yürümelerin arasına koşular katmaya, ağırlıkları çok yavaş biçimde artırmaya başladım. Haftalar geçtikçe kendimi daha güçlenmiş ve rahat hissetmeye başladım. Beş hafta boyunca mesafelerimi artırdım, ama ne kadar hızla koştuğumu hiç umursamadım. Artık neredeyse haftada 80 km katedebilecek duruma gelmiştim. O sırada ara verdiğim pilates seanslarına da döndüm. İşlemden tam 14 hafta sonra haftalık hacmimi 95 km’ye, bir seferde koştuğum mesafeyi de 27 km’ye çıkartmayı başarmıştım.

Her şey iyi gidiyor gibi görünse de kalçamda ve bacağımda ara ara hissettiğim ağrılar canımı sıkıyor, zihnimi meşgul ediyordu. Otururken veya yatarken hiçbir ağrım yoktu. Aslında koşarken de çok sorun yaşamıyordum. Asıl derdim bir süre ayakta durduğumda ortaya çıkan ağrılardı. Koşarken çok sorun yaşamıyordum, ama bazı koşularımda sol bacağımdan ufak da olsa sinyaller geliyordu. Bu noktada yeniden biraz dinlenmeye karar verdim. İki haftayı sakin geçirdim. O günlerde, bu sorunun tamamen çözülmesinin uzun bir zaman dilimine yayılacağını fark ettim. Tamamen dinlendiğim, kendimi zorladığım veya hafif antrenmanlar yaptığım dönemler geçirmiş, her yaklaşımda aynı şekilde hissetmiştim. Demek ki şu anki durumumum böyleydi ve bu şekilde yaşamaya, antrenman yapmaya alışmalıydım. Kendimi sürekli dinlemeli ve her an duruma göre kararlar almalıydım.

Bu kararımı test etmek için kendimi iyi hissettiğim bir hafta sonu koşu bandında maraton mesafesini koştum. Zaten uzun zamandır yapmak istediğim bir şeydi. Yer değiştirmeden maraton koşmak ilginç bir fikir olduğu gibi, istediğim an istediğim hızda koşabilmek ve dilediğim an bırakıp duşa girebilecek olmak rahatlatıcıydı. Sorun yaşamadan koşuyu tamamladığımda kendime olan güvenim yerine gelmişti. Bazen bu güveni kazanabilmek için sıkı şekilde kontrol edilebilir riskler almak gerektiğini düşünüyorum. Bende işe yaradı ve o koşudan sonra Sapanca Ultra’da 52 km’de kendimi denemek için bana gereken güveni sağladı. Yarış 3 hafta sonraydı, hemen kaydoldum.

“Yalnızca çok ileri gitmeyi göze alanlar, ne kadar ileri gidebileceklerini görebilirler.”

demiş T. S. Eliot. Ben de bu durumumda ne kadar ileri gidebileceğimi görmek istedim, ama hiçbir zaman sorun olduğunda anında bırakacağım gerçeğini unutmamaya dikkat ederek. Yarışa katılmaya hızla karar verip kalan zamanda da gidiş-gelişe ve kalma konusuna odaklanınca dersimi çalışmaya pek zaman bulamamıştım. Parkurun profiline şöyle bir bakmış yarıya kadar çok zorlu olmayan sürekli tırmanış sonra da sürekli, ama yumuşak bir iniş gibi yorumlamıştım.

iridium_2018-06-15_20-49-43

Yarış cumartesi sabahı olduğundan cuma öğleden sonra Ankara’dan yola çıkıp akşam üzeri Sapanca’ya vardım. Yarışın merkez üs olarak belirlediği otelden farklı bir otelde kalmayı seçmiştim. Kaydolmak için ilgili otele gittim. Kayıt sonrası bilgilendirme toplantısına geçtim. Dışarıda, güzel bahçenin dinginliğinde biraz fazla dalmış olmalıyım toplantının başlangıcını kaçırmıştım. İçeriye girdiğim an ilk duyduğum cümle haritada bir yerleri göstererek konuşan yarış organizatörünün şu cümlesi oldu: “Arılar şu bölgede…”. Gerisini duyamadan birkaç tanıdık arkadaşla karşılaştım ve ayak üstü fısıldayarak konuştuk. Bu sırada arılar konusunda hangi detay konuşuldu tamamen kaçırmıştım. (Kendime not: Bilgilendirme toplantısını can kulağıyla dinle, sohbeti sonraya bırak.) Kısa bir süre sonra toplantı sonlandı ve makarna partisine geçildi. Makarna partisi dediğime bakmayın lüks bir otel mutfağında açık büfe akşam yemeğine geçtik. Daha önceki yıllarda da aynı şekilde olmuş, bilgilendirme toplantısı otelin içinde hatta restoranında olduğundan makarna partisi bu şekilde açık büfe şeklinde oluyormuş. Güzel bir akşam yemeği yiyip kaldığım otele geçtim. Yarış 52 km parkuru için sabah 7’de başlayacağı için erkenden yatıp 5’te kalktım. O saatte otelde kahvaltı bulamayacağım için hazırlığımı önceden yapmıştım. Kahvaltımı yapıp start için diğer otele geçtim.

otelbahce3

Başlangıç otelin bahçesinden olacaktı. Hemen otelin girişinden start alacaktık ama 250 metre sonra bir halıdan geçtiğimizde ilk çip okuması gerçekleşecekti. Başlamak için beklerken arkadaşlara toplantıda arılar hakkında ne söylendiğini sordum. Dördüncü kilometre civarında arı kovanlarının olduğu bölgeden geçecekmişiz, ama organizasyondakiler biz geçerken arıların uyuyor olacağını, asıl sorunun diğer mesafelerdeki parkurlar için olduğunu söylemişler. Bu söylem içimi rahatlattı, çünkü uzun bir yarışın daha başında arılar tarafından sokulmak hiç de hoş olmazdı. İçim rahat şekilde yarışa başladım. Otelden çıkıp asfaltta birkaç kilometre gittikten sonra toprak bir yola ve ağaçların arasına girdik. Yarışta bitişe varabilmek dışında hiçbir hedefim olmadığından tamamen hissettiğim zorlanmaya göre, rahat bir şekilde koşuyordum. Ağaçların arasına girdikten kısa bir süre sonra ilk kovanların arasından geçtik. Gerçekten de birkaç arı vızıltısı duymak dışında bir sorun olmamıştı. Demek ki organizasyon haklıydı, biz rahat edecektik. Bir süre sonra ikinci kovan grubuna geldik. Bu sırada yolun eğimi de giderek dikleşmeye başlamıştı.

İkinci kovanda arılar pek uyuyor gibi değildi ve onlarcası üzerimize saldırdı. Biraz çırpınarak ve şapkamı sallayarak aralarından geçmeyi başardım. Sadece sırtımda küçük bir sokulma hissettim. “Neyse hala tam uyanmadılar herhalde kurtulduk.” diye düşünürken üçüncü kovan grubunu gördüm. Güneş tam karşıdan geliyordu, kovanlar yolun iki tarafına yerleştirilmişti. Kovanlardan çıkan arılar karşı taraftaki ağaçlara uçuyor olduğundan güneşin önünde on binlerce arının kovanlarla ağaçlar arasında oluşturduğu yolları çok net görebiliyordum. Bu arılar hiç uyuyor gibi değillerdi, bu kovanlar çoktan uyanmış arılara aitti. “Bu son olsa gerek.” diye düşünerek yokuş yukarı depar atarak aralarından koşmaya başladım. Yüzlerce arı üstüme üşüştü. Her yerime konuyor ve sokuyorlardı. Kovanları geçene kadar durmak çok akıllıca olmadığından koşmaya devam ettim. Bu sırada epeyce sokuldum. Bazı arılar saçlarımın arasına girmişti, kafamdan sokulmak istemediğimden deli gibi çırpınırken yakınımdaki koşuculardan biri yardımıma koştu. Ben saçımdakilerden kurtulurken o da sırtımdakileri temizledi. Sonra ben de ona yardım ettim.

parkur1

Yola devam ettim, ama içimdeki başka kovan grupları ile karşılaşma korkusu çok barizdi. Öyle bir durumda yarıştan vazgeçip geri dönmek de mümkün olmadığından -yoksa arkada kalan 3 grubun arasından geçmek zorunda olacaktım- kaderine boyun eğip aralarından geçmek zorunda kalacağım fikrini kabullenmek zordu. Merakım uzun sürmedi; bir grup daha vardı ve sonra bir grup daha. En az 7-8 kez sokulmuştum, ikisi epey acıtıyordu. Bir yandan da yarışta olduğumu unutmadan koşmaya devam ettiğimden bu ikisinin iğnelerinin içeride kaldığını fark etmem biraz zaman aldı. Onları da çıkardım ve yoluma devam ettim. Sürekli yokuş yukarı ilerlediğimizden uzun uzun yürüme molaları vererek devam ettik. Arı dehşeti geçtikten sonra çevreye biraz daha fazla odaklanabildim. Parkur çok güzeldi. Neyse ki arıların soktukları yerler henüz şişip yanmaya başlamamıştı. Sonraki güne kadar da çok sıkıntı çıkarmadılar, ama sonrasında -özellikle o son iki nokta- 5 gün boyunca yandı ve kaşındı.

İlk istasyonda hızla bir şeyler içip yola devam ettim. Hatta bu kısa mola çok iyi gelmişti, koşmaya başlamıştım. Uzun süre yukarı doğru koşmaya devam ettim. Parkurun bu kısmı çok güzeldi. Bir ara Sapanca’da yaşayan bir arkadaşla birlikte koşmaya başladık. Parkuru çok iyi bildiğini söyleyince önümüzde kovan olup olmadığını sordum, bir hafta öncesine kadar hiç kovan olmadığını, ama kestane ağaçlarının tam da birkaç gün önce açtığını, bu yüzden son günlerde başka kovanların da gelmiş olabileceğini söyledi. Bir daha kovanlarla karşılaşma ihtimali yarış boyunca içimde korku olarak kaldı. O yürümeye başladığı bir ara ondan ayrılıp koşmaya devam ettim. 14. km civarında ileride sis gibi bir şey gördüm. Yaklaştıkça böcek sürüsü olduğunu fark ettim. Hiç bu kadar çok böceği bir arada gördüğümü anımsamıyorum. Böyle anlar insana doğanın ne kadar garip şeylere gebe olduğunu anımsatıyor. Aklıma hemen bir belgeselde izlediğim şu görüntüler geldi. (Görüntüdeki halk için o böcekler çok önemli bir protein kaynağı olduğundan bu duruma seviniyorlar.) Bulutun içine girince her yerime minik böcekler doldu. Üstüme başıma yapıştıkları gibi, ağzıma burnuma ve hatta gözüme de bir sürüsü girdi. Hatta boğazıma kaçtılar ve uzun süre öksürdüm. Birkaç yüz metre sonra bu sorunu da atlattıktan sonra çok güzel bir yolda koştuğumun farkına vardım. Harika bir orman yoluyudu ve bir o kadar da ıssız, vahşi görünüyordu. Arılar ve böceklerden sonra bir de ayı veya yaban domuzuyla karşılaşırsam tam olur diye düşünürken sonraki istasyona ulaştım.

Bu istasyondan sonra yol çok hızlı bir şekilde alçaldı. Dik inişlerde belimi korumaya çalışarak devam ettim. Epey vahşi bir dere yatağına kadar indik. Belime kadar büyümüş büyük yapraklı bitkilerin arasında dere yatağındaki kayalar arasında ilerlemeye çalıştım. Koşmak pek mümkün değildi. Nereye bastığımı görmeden ilerlerken birkaç kez dereye düştüm, çok sayıda ısırgan otuna da denk geldiğim oldu. Devam ederken arkamdan adımın seslenildiğini duydum. Yolu şaşırmış dere yatağından devam etmiştim. Bitki örtüsü o kadar yoğun ve zemin o kadar zoluydu ki pek işaretlere bakacak fırsat bulamamıştım. Oysa bir noktada, dik şekilde yataktan çıkan bir bölüm varmış. Hemen geri dönüp beni çağıran arkadaşlarla birlikte bu bölümde tırmanmaya başladım. Epey dik ve kaygan olduğundan tutunup tırmanmak için bir ip gerilmişti. Neyse ki çok uzun sürmedi de toprak bir yola bağlandık. Bu noktadan sonra Kartepe’ye kadar usul usul tırmanan yolda devam ettik. Kartepe zirvesinden önce, daha sonra zirvenin diğer tarafından dönüp geleceğimiz kesişme noktasında bir istasyon vardı. Burada biraz tazelenip yola devam ettim. Zirvede harika bir manzara vardı, ama yarışta olduğumuzdan kısaca bir göz atıp inişe geçtim. Tam inmeye başlarken yine bir böcek bulutuna denk geldim. Gözlerime doldukları için önümü göremez hale gelip durmak zorunda kaldım. Biraz ovuşturunca en azından bastığım yeri görmeye başlayıp koşmaya devam edebildim. Bir süre sonra yine aynı istasyona geldim ve inişe devam ettim. Bu kısımda parkur uzun uzun orman içinde devam ediyor. O kadar ıssız ve el değmemiş ki insan bir yandan çok keyif alıyor bir yandan da ürperiyor. Ormanın ve ıssızlığın ortasında yerde yüze yakın pet şişe su görünce bir an şaşırdım, ama insansız bir destek noktası olduğunu fark ettiğimde bir şişeyi hızla içip boşunu aynı yere bırakarak yoluma devam ettim. Parkur bir süre inişli çıkışlı devam ettikten sonra son istasyona vardı. Burada, kalan 15 km’de bolca sıcağa maruz kalacağımı düşünerek epey kola ve su içip inişe geçtim.

dere5

Bu mesafeyi koşacak kadar iyi hissetsem de kendim için mümkün olan en hızlı şekilde koşacak kondüsyona henüz ulaşmamıştım. Tamam yolun bundan sonrası inişti, ama ben yorgunluğu hissetmeye, bacaklarım da ağırlaşmaya başlamıştı. Eğim yumuşak olduğunda rahat koşabiliyordum, ancak eğim sertleşince ne kadar iniş olsa da koşmak benim için zorlaşıyordu. Hem yorgunluk baş göstermişti hem de dik inişlerde belimi korumaya çalışıyordum. Bu iniş sırasında daha iyi durumda olan koşuculardan 3-4 tanesi yanımdan hızla koşarak geçtiler. Başka bir zaman olsa belki bu beni kamçılar ve hızlanmama neden olurdu, fakat tek hedefimin sorunlarımı büyütmeden bitiş çizgisini geçmek olduğunu unutacak kadar yorulmamıştım. Sakin sakin ilerlemeye devam ettim. Bacaklarım ağrıdıkça neden bu ağrıdan kaçmak yerine dönüp dolaşıp ultramaraton koştuğumu ve yorgunluğun neden olduğu bu tür ağrıları tekrar tekrar yaşamayı seçtiğimi sorguladım. Bu sorgulama bir yarışta bitmez, bir ömür gerek. Zaten kısa bir süre sonra Sapanca’ya ulaştım. Otelin bahçesi ve sonra da bitiş çizgisi.

52 kilometre olan parkuru 6 saat 11 dakikada geçebilmiştim. Yol boyunca bacağımda, kalçamda ya da belimde hiçbir şey hissetmemiş olmak ve bitiş çizgisini geçmek şahane bir histi. Arı sokmaları, aşırı sıcak, böcek bulutları veya sert inişlerin hiç önemi yoktu artık. Otel koşuculara fitness salonunun duşlarını açmıştı. Gidip duş aldım ve kendime geldim.

Sapanca Ultra parkuru çok güzel bir bölgede. Harika yerlerde zaman geçiriyorsunuz yarış boyunca. Issızlık belki bazı insanları rahatsız edebilir ama patika ultrası koşuyoruz, bu çok normal. Ben tırmanışların ve inişlerin başlangıçta düşündüğüm kadar yumuşak olmadığını fark etim, fakat yine de aşırı yıpratıcı bir bölüm vardı diyemem. Genelde toprak orman yollarında koşuluyor. Nadiren tek kişilik patikalar var ve bir de dere yatağında geçen kısa zorlu bölüm. İstasyonların yerleri güzel ayarlanmış ve yeterli. Ancak masalarda kuru pasta yerine daha farklı şeyler beklerdim açıkçası. Patates veya muz gibi şeyler aradım, ama göremedim -belki ben kaçırmışımdır. Su ve içecek sıkıntısı yoktu gördüğüm kadarıyla. Özetle organizasyon genel anlamda güzel. Amaaa… Arı meselesi hassas konu. Ben ilk defa bu yıl oldu diye düşünmüştüm, oysa daha önceki yıllarda da benzer şeyler olmuş. Tamam belki patikaya girmek için başka bir bölüm olmayabilir, fakat arıcılarla konuşulup bir önlem alınamaz mıydı? Bu konu organizasyonu epey zorlar gibi geliyor bana. Özellikle bu yıldan sonra. Bakalım ne gibi önlemler alacaklar ve bunu koşuculara nasıl duyuracaklar.

Önceki Yazı
Yorum bırakın

3 Yorum

  1. Tebrikler kutluyorum Mert Sapanca ultra 55 K benim planda vardı 15 gün öncesinde sol hamstring’de oluşan yoğun ağrılar ve tedavi sürecinden zorunlu olarak katılamadım.Katılan arkadaşlardan olumlu izlenimler aldım önümüzdeki yıl bir aksilik olmasa varım.

    Cevapla
  2. Gönülden tebrik ederim.. İnanın merakla okudum ve çok sevindim. Ancak alerjisi olan (ama arıları da bir okadar seven) birisi olarak okurken bile fena oldum..😊

    Cevapla
  3. ertuncakdogan

     /  16/06/2018

    Tekrar Hoşgeldin

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: