Reklamlar

Antalya Konyaaltı Orta Mesafe Triatlon Yarışı

yarış logoAğustos 2012’de yüzmeye başladıktan sonra Nisan 2013’de Taşucu’nda ilk olimpik triatlon yarışına katılarak triatlon dünyasına adım atmıştım. Yüzme ve bisiklette beklediğimden daha hızlı ilerleme kaydedince 2013 hedeflerim arasına bir tane yarı Ironman (orta mesafe triatlon) seviyesinde triatlon bitirmeyi de eklemiştim. Ironman markası altında yapılan bu mesafedeki yarışlar (Ironman 70.3; 1.9 km yüzme, 90 km bisiklet, 21.1 km koşu) farklı ülkelerde düzenleniyor. Hem kayıtları pahalı hem de gidip gelmek orada kalmak oldukça masraflı olduğundan Antalya’da böyle bir yarış varken ona katılmayı uygun buldum. Geçtiğimiz hafta sonu Antalya’da bu yarışa, yani Türkiye Triatlon Federasyonu ile Konyaaltı Belediyesi tarafından Cumhuriyet’in 90. yıldönümü kutlamaları kapsamında düzenlenen Cumhuriyet Kupası Konyaaltı Orta Mesafe Triatlon Yarışı‘na katıldım. Bu yazı o yarışın raporudur.

Öncesi

Başak’la yaz tatillerimizi sonbahara denk getirerek hem güneyin sıcak ve bunaltıcı yaz havasından kaçınıyor hem de kalabalıklar büyük şehirlere döndükten sonra sakin kalan sahilin tadını çıkarıyoruz. Bu sene de Antalya’daki yarışın bir hafta öncesinde Çıralı’ya giderek hem bayram tatili kalabalığından sıyrılmış hem de iyice boşalmış olan sahilin sakinliğini yakalamış olduk. Zaten yarış için Antalya’ya bir yolculuk yapılacaktı, bir hafta önceden giderek güzel sonbahar havasının da tadını çıkarmak iyi fikir gibi geldi. Antalya yakınlarında denizde yüzme antrenmanı fırsatı yakalamak ve güzel doğada kısa koşular yapmak da yarışa bir hafta kala toparlanma için güzel fırsat oldu. Cumartesi günü tatili bitirip Antalya’ya geçtik ve otele giriş yaptık.

Federasyonun sayfasında yarış hakkında çok detaylı bilgiler verilmişti. Bu bilgiler arasında cumartesi günü saat 15:00’da belirli bir adreste buluşularak koruma aracı eşliğinde bisiklet parkuru dolaşılacağına dair güzel bir bilgi de vardı. Saat tam 14:55’te bahsedilen yerde hazır bir şekilde beklemeye başladık. Biz beklerken büyük bir grubun bisikletlerle önümüzden topluca geçip parkura çıktığını gördük. Eskort görmediğimizden gruba takılmadık. Biz beklerken birkaç kişi daha geldi ve sadece 6-7 kişilik bir grup olarak iki polis motosikleti ve bir polis arabası ile parkura çıktık. Neden herkesin birlikte hareket etmediğine şaşırırken bir yandan da planlanan bu güzel olaya çok az sayıda kişinin katılıyor olmasına üzüldüm. Nedense bu şekilde organize olmakta ve birlikte hareket etmekte güçlük yaşayan bir toplumuz. Yolun belirli yerleri çok dar ve kalabalık bir trafik var. Ne güzel eskortluk yapan polisler varken neden insanlar bu gruba katılmayı düşünmediler anlayamıyorum. Her neyse eskortluğumuzu yapan polis arkadaşların bisikletlerimizin bacak kuvvetiyle çalıştığını unuttukları anları saymazsak parkur tanıma sürüşü faydalı bir aktivite oldu.

Yine yarışın sitesinde teknik toplantının saat 17:00’da başlayacağı yazıyordu. Toplantının yapılacağı yer olan Konyaaltı Belediyesi’ne tam saatinde ulaştık. Tabii ki toplantı 17:00’da başlamadı. Toplantı öncesinde muvaffakatnemelerin imzalanıp lisansların kontrol edilmesi işlemi gerçekleştirildi. Her yarış öncesi olduğu gibi burada da “olur belgesi” denen şey konusunda anlaşmazlık çıktı. Federasyon yarışlar öncesinde yarış talimatı yayınlıyor. Bu talimatta “yarışmaya katılacak tescilli kulüpler ve ferdi sporcular Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüklerinden aldıkları onaylı isim listeleri ve lisanslarını Organizasyon Kuruluna vermek zorundadırlar; belgesi olmayanların yarışmalarına izin verilmeyecektir” gibi bir ibare oluyor. Olur belgesi denen şey bu. Daha önceki yarışlarda, Mavi Karga Kulübü altında katıldığımdan bu belgeyi takım kaptanımız hazırlıyordu. Bu yarışın talimatlarını tekrar tekrar okumama rağmen böyle bir ibare görmedim. Ayrıca puanlı bir yarış olmadığından statüsü özeldir diye düşünmüştüm. Sanırım herkes aynı talimatı okuduğu ve benim gibi düşündüğünden belirtilen belgeyi getiren neredeyse hiç yoktu. Hiç kimsenin belgesi olmadığından bir süre sonra “olur belgesi” mevzusu kapandı. Toplantı odasına girip beklemeye karar verdik. Biz beklerken toplantının sunumu değiştirildi; başlangıç saati olan 17:00 silinip 18:00 olarak güncellendi (bilgisayar ekranı duvara yansıtılmış haldeyken güncelleme yapılmasaydı iyiydi :)). Ne yazık ki toplum olarak kültürümüzün temel direği olan “kervan yolda düzülür” yaklaşımını bu yarış için de gözlemlemeye böylece başlamış olduk. Bu güncellemeye rağmen toplantı 18:10’da başladı.

Teknik toplantının yapıldığı mekân çok güzeldi; havadar ve rahat. Toplantı başında konuşma yapan yetkililer de çok güzel bir hareketle konuşmalarını kısa tuttular. Bu yaklaşımı ilk defa gördüm ve çok takdir ettim. Teknik detaylar öncesinde bir hekimin çıkıp kısaca yarışma sırasında yaşanabilecek sağlık problemlerine değinmesi ve küçük uyarılarda bulunması da çok güzel bir gelişmeydi. Bunun sürekli yapılması hatta biraz daha detaylandırılması çok hoş olabilir. Ardından yarışmanın teknik detaylarına geçildi. Bu kısmı çok uzatmayacağım çünkü yarış talimatında yazdığı şekliyle anlatıldı. Sadece şu detayı vurgulamak istiyorum: bisiklet ve koşu parkurunda ihtiyaç masalarının yerleri ve içerikleri konusunda uzun uzun konuşuldu. Hem masaların yerleri hem de içerikleri çok güzel oluşturulmuştu. Masalarda o kadar çok şey olacaktı ki yarışmacıların yanlarına bir şey almalarına gerek yok gibi görünüyordu. Katı birkaç çeşit gıda ve birçok çeşit sıvı (enerji içeceği, kola ve su) olacağı söylendi. Suların ve diğer içeceklerin nasıl bir kapta verileceği detayına bile girilince çok hoşuma gitti (bu konuda yarış sırasında neler olduğunu aşağıda okuyacaksınız).

Yüzme parkuru bu yarışta diğerlerinden farklı olarak üç duba kullanılarak yapılan üçgen şeklinde değil, sahile paralel uzanan bir dikdörtgen şeklinde planlanmıştı. Bence bu da güzel bir karardı. Özellikle son dönüşün yapılacağı noktanın iki duba ile işaretlenmesi yön belirleme konusunda oldukça faydalı olacak gibi görünüyordu (bu konuda da yarışta neler olduğuna değineceğim).

yüzme parkuru

Toplantı sonunda makarna partisine geçildi. Ben makarna partisine kalmadım dolayısı ile o konuda bilgi veremeyeceğim. Otele dönüp farklı bir şeyler yemek istedim. Sonrasında da ertesi gün sabah için ufak bir alışveriş yapıp dinlenmeye çekildim.

Pazar – Yarış günü

Cumartesiyi pazara bağlayan gece saatler geri alınacaktı. Bu tip durumlar can sıkıcı oluyor. Telefonun saatini ben mi geri alsam yoksa kendisi alır mı diye düşünüyor insan. Alarmı kurup beklemediğin saatte kalkmak söz konusu. Yanımda “akıllı olmayan” tek cihaz Kindle olduğundan onun saatini geri alıp sabah kalktığımda telefonla karşılaştırmaya karar verdim. Nasıl olsa en kötü ihtimalle bir saat erken kalkmış olacaktım, geç kalma derdi yoktu. Sabah uyandığımda halen yarışta ne giyeceğime karar verememiş bir haldeydim. Ya trisuit giyip tüm yarış onunla devam edecektim ya da her etap için farklı bir şeyler kullanacaktım. Bu detay önemli olduğundan konuyu açmak istiyorum. Normalde olimpik mesafede trisuit kullanıyoruz. Hem yüzerken mayo görevi görüyor hem de bisiklette pedi sayesinde biraz rahat ediyoruz. Ped çok kalın ve kaba olmadığından koşuda da sorunsuz kullanılabiliyor. Ancak bu yarışta bisiklet 3 saat civarı olacağından bu ince ped yetmeyebilirdi. Ayrıca ne kadar ince olursa olsun yarı maraton mesafesini koşarken rahatsız eder miydi? Alternatif olarak normal mayo ile koşabilir, değişim alanında kalın pedli bir tayt giyebilirdim. Böylece bisiklet daha rahat olurdu. Koşarken de taytı çıkarır şort giyerdim ve pedsiz bir koşu geçirmiş olurdum. Kafamda bu ikilemle bir şeyler yedim. Yarış sabahları kahvaltı ederken hep stresli olurum. “Az mı yedim, “çok mu yedim”, “şundan yemeseydim iyiydi”, “acaba bundan yesem yarışta rahatsız eder mi” gibi onlarca soru ile boğuşurum. Yeterli miktarda yedikten ve trisuit ile tüm yarışı tamamlamaya karar verdikten sonra diğer eşyalarımı toparladım. Bisiklet üzerinde sadece iki adet yedek lastik taşımaya karar verdim. Bisiklette çantam olmadığından önceki akşam kadroda uygun iki noktaya bu yedek lastikleri ve levyeleri bantlamıştım. Otelden çıkmadan son kez yiyecek bir şeyler de bantlasam mı diye düşündüm ama masalarda istemediğim kadar çok şey olacağı bilgisine güvenerek vazgeçtim.

değişim alanı

Fotoğraf: Onur Şentürk

Saat 7:00-7:45 arası değişim alanına giriş yapılacaktı. 7:15’te oraya vardığımızda değişim alanının hazırlanmakta olduğunu gördük. Bize numaralarımız dağıtılırken, kol ve bacaklara numaralarımız yazılırken bir yandan değişim alanı hazırlandı. Bu yarışta olimpik mesafe yarışlarından farklı olarak bisiklette ve koşuda belimize takacağımız bir numara dağıtıldı. Üzerinde soyadımız ve numaramız yazan şeyi belimize sabitlememiz için yanında bir de lastik verdiler. Bisiklette arkada, koşuda da önde tutmamızı söylediler. Değişim alanına bisikleti ve diğer eşyalarımı götürdüğümde halılar henüz seriliyordu. Her zamanki gibi hazırlığımı yaptım. Saat 7:50 olduğunda hala değişim alanına yerleşenler vardı ve sahile gelmemiz için uyarılar yapılmaya başlandı.

Yüzme

Sahile gidip belime kadar suya girdim. Suyun sıcaklığı çok iyiydi. Zaten bir haftadır o bölgedeydim ve bunu biliyordum ama bazen başka koylarda veya sahillerde farklılıklar olabiliyor. Neyse ki bir haftadır girdiğim su ile aynı durumdaydı. Tüm yarışmacıları suyun dışına çağırdılar ve isim isim okuyarak sayım yaptılar. O an “ya katılım bin kişi civarında olsa ne olacaktı” diye düşündük. Bu işleri biraz daha farklı ve düzenli yapmayı öğrenmemiz gerekiyor. İnsanlar suya girmiş ısınmış durumda ve hava ne kadar iyi de olsa sabah saatleri olduğundan biraz serin. Islanmış insanları sayım yapacağız diye dakikalarca bekletmek bence yanlış. 3000 kişinin yarıştığı Ironman yarışlarında bu iş nasıl kotarılıyor incelemek gerek. Sayım yapılırken bazı sporcular dubalardan birinin olması gerekenden çok uzakta göründüğünü söylemeye başladılar (yüzme parkurunu yukarıdaki resimde görebilirsiniz, sol alttaki dubadan söz ediyorum). Başlarda yarışma heyecanıyla göz yanılması olabilir diye düşündüm ama zaman geçtikçe duba gerçekten uzaklaşıyor gibi görünmeye başladı. Hakemler de farkına vardı ve teknedekiler gidip baktıklarında ipin koptuğunu belirlediler. Yeni bir ip bulunup teknedeki hakemlere verildi. Bu sırada bize “o duba yerine gelecek, biz başlayalım” dendi ve saat 8:20’de start verildi. Kaçan duba 950 metre sonra ulaşacağımız dubaydı ama 300 metre sonra döndüğümüzde o dubaya bakarak yönümüzü belirleyecektik. Yani yaklaşık 4-5 dakika içinde o duba olması gereken yerde olmazsa 300 metreden dönüş yapanlar farklı bir yöne yüzeceklerdi. Ben bu noktadan döndüğümde dubaya doğru yüzmeye başladım. Yön kontrolü için her kafamı kaldırdığımda duba biraz daha sağda kalıyordu. Sürekli yönümü sağa çeviriyordum. Bunun nedeni dubanın o sırada yerine yani sağa doğru götürülüyor olması mıydı yoksa akıntının biz yüzücüleri sola yani açığa sürüklüyor olması mıydı halen bilmiyorum. Ama saatin haritasına baktığımda sorunun akıntı olması daha olasıymış gibi görünüyor. Yani duba yerine götürülmüş ama biz akıntıdan etkilenmişiz sanırım. Durum böyle bile olmuş olsa yarış sırasında bu konunun stres unsuru olması dubaların sağlam yerleştirilmemiş olmasından kaynaklandı.

yüzme kaydı

Bu sefer biraz uzun yüzmeyi göze alarak hep kalabalığın dışında kalmaya kararlıydım. Başlangıçta dubaların hizasına göre en dışta başladım. Sürekli dıştan dönerek kalabalıktan uzak kalmayı başardım. Hiç kimseyle çarpışmadım. Yerinin değiştiğini düşündüğüm dubaya doğru giderken çok zaman kaybettiğimi düşünüp etabın ikinci yarısında kendimi fazlasıyla hızlanmaya zorladım. İlk defa mide problemi yaşamadığımdan dolayı bunu rahatlıkla yapabildim. Hızlandıkça hızlanıyordum ve yüzme antrenmanları işe yaramış olacak ki nefes sıkıntısı yaşamadım. Sudan çıktığımda saatte 33 dakikayı görünce inanamadım. 36-37 dakika gibi bir şey beklerken bu süreyi görmek beni çok motive etti. Son bir iki aydır havuzda antrenmanı bitirir bitirmez sudan çıkıp bir süre koşuyorum. Havuzdakilerin garip bakışlarına rağmen bunu her antrenmanda yaptım. Sanırım işe yaradı ki bu sefer sudan çıktığımda hiç baş dönmesi yaşamadım.

yüzme başlangıcı

Fotoğraf: Onur Şentürk

Bisiklet

Bisikletim, 90 km uzunluğunda olan ve büyük çoğunluğu düz olan bir etapta yüksek tempoda gidilecek bir sürüş için hiç de uygun değil. Ne açıları bu iş için uygun ne de aktarım elemanları. Kompakt bir yol bisikleti olmasının yanında sürüşü farklılaştıracak olan bir aerobarı bile yok. Tüm bunları biliyordum ama bu yarış için bisikletimi hazırlayacak fırsatı bulamamıştım. Eldeki ile elimden ne gelirse yapmaktan başka çarem yoktu. Yüzmeden çıkıp değişim alanına koşmam, sakin bir şekilde çoraplarımı ve ayakkabılarımı giyip bisiklete binmem yaklaşık 3 dakikamı aldı. Biner binmez düz yolda pedallara yüklendim. Planım 30 km/saat ortalama ile tüm etabı bitirebilmekti. Dokuzuncu kilometre civarında yokuşlar başlayacağından oraya kadar hızımı yüksek tutmaya odaklandım. Gerçekten de yokuşlar başladığında saat 35 km/s ortalama veriyordu.

bisiklette

Fotoğraf: Onur Şentürk

Bisiklet etabı 30 kilometrelik 3 turdan oluşuyordu. Ben ayrıca kafamda her turu dörde bölmüştüm: tırmanacağımız bölgeye doğru uzayan düzlük, tırmanışlı bölüm, diğer yöne giden uzun düzlük ve sondaki küçük tırmanış. Bu bölümlerin sonlarında ortalamamı kontrol edecek ve ona göre önlemler alacaktım. Üzerleri çeşit çeşit gıda desteği ile dolu olacak olan masalar her iki uçta olacaktı. Yani ilk masa ile tırmanışın sonunda karşılaşacaktım. O turda bir şey almayı düşünmüyordum ama neler olduğunu görmek motive edici olabilirdi. Masanın yanına geldiğimde dağıtımı yapacak olan gönüllü gençler oradaydı ama masalar bomboştu. Anlaşılan kervan yolda düzülecekti ve henüz destek malzemesi buraya ulaşmamıştı. Zaten planım sonraki turda bir şeyler yemek olduğundan hızla yanlarından geçip gittim. Tırmanışların olduğu kısım bittiğinde ortalama hızım hala 33 km/s civarındaydı. Bu bölümü beklediğimden iyi geçmiştim. Uzun düzlükte çok zorlamayacak bir vites ile olabildiğince sabit bir hızda ilerlemeye çalıştım. Sondaki küçük tırmanış sıkıntısızdı ama oradan döndüğümde görmeyi umduğum masaları göremedim. Demek buraya daha masa ve gönüllüler bile ulaşmamıştı. “Acaba bisiklet etabı boyunca yiyecek veya içecek bir şeyler bulabilecek miyim” endişesi ile pedallamayı sürdürdüm. İlk turu tamamladığımda hızım hala 33 km/s idi. Tırmanılan bölüme tekrar geldiğim sırada bir arkadaşım beni geçti. Geçerken “ben hızlanmıyorum, sen yavaşlıyorsun, demek ki beslenmen gerek” diyerek jel önerdi. Ben de nasılsa az sonra masalar var oradan bir şeyler alırım diyerek reddettim. Saatime baktığımda az da olsa yavaşladığımı gördüm ama yavaşlama henüz korkutucu boyutlarda değildi. Dönüşe yaklaşırken masadaki gönüllülerin ellerinde su ve muz olduğunu gördüm. Bir miktar rahatladım. Bir suluk alıp dönüşe kadar içebildiğim kadar içtim. Dönüş sonrası da aynı masadan bir muz alıp hızla tükettim. Biraz olsun beslenebilmiştim ama masada başka hiçbir şey olmadığını görmenin verdiği hayal kırıklığı aldığım enerjiyi silip süpürdü. Sonraki dönüşten bir şeyler umut edip pedallamayı sürdürdüm. Neyse ki bu sefer oraya masa kurulmuştu, su ve jel veriyorlardı. Bir jel alıp hızla yuttum. Kendi suluğumdan biraz da su içip ikinci turu tamamladım. Ortalama hızım ikinci turun sonunda 32.8 km/s görünüyordu.

Son tura başlar başlamaz enerjimde bir düşüş hissettim. Yokuşların olduğu kısım gözümde büyümeye başlamıştı. Kendimi bunun son tur olması ile motive etmeye çalıştım. Hem yine masadan bir şeyler alabilirdim. Bu beklenti ile dönüşe kadar geldim. Ne yazık ki ortada ne masa ne de başka bir şey vardı. Gönüllüler yol kenarında bir gölgede oturuyorlardı. İçecek yok mu diye seslendim ama negatif jestlerle karşılaştım. İşte şimdi yandım diye düşündüm. Kendi suluğumda da su kalmamıştı. Neden organizasyona bu kadar güvendin diye kendi kendime kızarken değişim alanına kadar sürmüşüm. Neyse ki son dönüşteki masada su vardı ve yeniden bir suluk alabildim. Ortalama hızım son turda epey düşmüş olmasına karşın etabı 31.6 km/s hızla tamamlamayı başardım. Planladığımdan 5-6 dakika önce bitirmiştim. Beslenme problemine rağmen ilk iki etapta 10 dakikadan fazla bir süre planımın önündeydim.

Koşu


Bisikleti bırakmak, kaskı ve gözlüğü çıkarıp ayakkabılarımı giymek ve sepetten bir şeyler kapmak bir dakikamı aldı. Sabah değişim alanına girerken iki adet jel ve bir Mule Bar vermişlerdi. Koşuya başlarken sepetten bir jel alıp yuttum ve üzerine bir yudum su içtim. Barı da elime alıp koşmaya başladım. Bu sefer koşuya kontrollü başlamaya kararlıydım. Çok hızlı başlayıp nabzımı yükseltmek istemiyordum. Zaten planım tüm etabı ortalama 5 dk/km pace ile gitmekti. Yaklaşık 5 kilometrelik 4 tur koşacaktık. Her turda iki defa masa görecektik. Yanıma aldığım barı açıp bir ısırık aldım. Tadı o kadar kötüydü ki midem bulandı. Daha önce kullanmadığım bir şeydi ve normal şartlarda önceden denemediğim bir şeyi ağzıma sürmezdim ama neredeyse hiç beslenememiştim. Biraz daha yemeliyim diye kendimi zorlayıp bir lokma daha aldım. Tadı berbattı, anason gibi bir kokusu vardı (sonradan baktım da rezene içeriyormuş), tükürmemek için zor dayandım ama geri kalanını bir kenara fırlattım. İlk masada su içip ağzımın tadını düzeltmeye çalıştım. İlk tur rahat bir şekilde 4:55 dk/km pace ile geçti. İkinci turda ilk masadan biraz enerji içeceği aldım. Hava giderek ısınıyor ve güneş yakıyordu. Bir sonraki masadan bir şişe su alıp kafamdan aşağı döktüm. Biraz serinlemek iyi geldi ve ikinci turu da sorunsuz geçtim. Üçüncü turda mide bulantısı geri geldi ve bu sefer yanında bağırsak sıkıntısını da getirmişti. Masaya ulaştığımda gençler “su kalmadı abi” diye bağırdılar. “Kervan yolda düzülünce bazen sorun olabiliyormuş” diye düşünüp gülümsedim. O saatten sonra bunu kendime sıkıntı yapacak halim kalmamıştı. Bir sonraki masaya geldiğimde tam ben yaklaşırken motosikletli biri masaya su getirdi. Demek benden öncekiler susuz kalmıştı ama ben şanslıydım. Gelen sudan hemen bir tane uzattılar ve içtim. Bazı yarışmacıların su veya diğer içeceklerin kalmamasına çok sinirlendiklerini, bağırıp çağırdıklarını duydum.

Her turun sonunda dönüş yapılan yerde eşimi görmek onun kamerasına poz vermek motivasyonumu artırıyordu. Ama son tura girerken kendimi çok bitkin hissettim. O ana kadar götürmeyi başardığım tempoyu sürdüremeyeceğimi anladım. Eşime “son tuuur” diye bağırarak son dönüşü yaptım. Hiç yürümemek için kendimi motive etmeye çalıştıysam da enerjim tükenmişti ve midem bulanıyordu. Önceki gün teknik toplantıda yapılan “katı yiyecekler çoğunlukla bisiklet etabındaki masalarda mı olsun yoksa koşu etabındakilerde mi” tartışmasını hatırlayıp kendi kendime güldüm. Belki koşu etabında söylenen yiyecekler olsa ve ben ilk turlarda bir şeyler tüketebilsem o anki sıkıntıları yaşamıyor olacaktım. Bir iki defa yürüme molası verdim. Ortalama pace 5:30 dk/km gibi rakamlara geriledi. O anki halimle bunu çok düşünecek durumda olmadığımdan elimden geldiğince hızla koşmaya çalıştım. Sağ olsun karşıdan gelen arkadaşların da verdiği motivasyonlarla bitişe gelmeyi başardım. Saati durdurduğumda 5:14 süresini görünce çok şaşırdım. Bu berbat koşu performansına rağmen 5:30’dan iyi bitirmiştim. Eşime sarılıp yarı demir adam oluşumu kutladım. Sandviç ve karpuz yedim, kola ve su içtim, yeniden sandviç yedim ve çay içtim. Kavun, muz ne bulduysam yedim. İnanılmaz aç hissediyordum ve neyse ki bitiş noktasında söylenen her şey fazlasıyla vardı. Yiyecek içecek seçenekleri yanında masaj masalarının da olması sporcular için çok iyi oldu. Ben masaj yaptırmadım. Bitiren arkadaşlarla kısa sohbetler yapıp hızla otelin yolunu tuttuk. O gün hemen Ankara’ya döneceğimiz için odayı bir gecelik tutmuştuk ve hemen boşaltmamız gerekiyordu.

Sonuç

Bir süre önce Garmin 910 XT saatimde çoklu sporlarla ilgili bir sıkıntıdan söz etmiş ve bir güncelleme ile sorunun çözüldüğünü yazmıştım. Bu yarışta gerçek bir test yapma şansım oldu. Gerçekten de güncelleme sonrasında çoklu spor kaydı çok iyi olmuş. Tüm etaplar ve transition süreleri tam olarak kayıt altında. Açıklanan resmi sonuçlarla da tam olarak uyuşuyor.

Resmi sonuçlar:
Yüzme: 1900 m – 33:40
Bisiklet: 90.00 km – 2:56:58
Koşu: 21.1 km – 1:43:36
Toplam: 5:14:14

Benim ölçümlerim:
Yüzme: 1840 m – 33:21
Bisiklet: 91.60 km – 2:54:57
Koşu: 18.85 km – 1:42:01
Toplam: 5:14:20

Organizasyon Değerlendirme

Beni en çok düşündüren ve üzen katılımın azlığıydı. 116 kişi kayıt olmuştu ama başlayan 100 kişi bile yoktu. Bitiren ise 78 kişiydi. Böyle büyük bir organizasyonda daha fazla katılım şart. Çünkü yarışmacıdan çok daha fazla sayıda insan çalışıyor. Yollar kapatılıyor, bir sürü şey ayarlanıyor. Bu kadar büyük uğraş verildikten sonra 100 kişinin yarışması ondan daha az insanın ise izlemeye, destek vermeye gelmesi çok düşündürücü. Bu kadar organizasyona, plana ve çalışmaya en az 500 katılımcı şart. Ancak o şekilde bir şenliğe dönüşür ve şehri de olaya katabiliriz. Daha çok spor yapan insana ihtiyacımız var, hadi ne duruyorsunuz başlayın antrenmanlara. Tamam, triatlon biraz masraflı bir iş ama düşük bütçelerle de bu tip yarışlara katılınabilir.

İyiler

  • Parkur nefis… Manzaralar harika, asfalt çok düzgün sadece bir kısımda büyük mıcırlı.
  • Yol kapatma, kavşak kontrolü, dönüş noktaları çok düzenli. Daha iyisini düşünemiyorum.
  • Bitiş noktasındaki beslenme ve destek harika.
  • Yarışma düzeni ve izleyicilerin yerleri, başlangıç ve bitiş noktası, değişim alanı doğru yerde.
  • Gezici hakem yoğunluğu ve kontrol yeterli.
  • Süre tutma, kontrol için video kaydı ve dönüş noktası hakemleri çok iyi.
  • Başlangıç öncesi jel ve bar desteği güzel hareket.
  • Teknik toplantıda teşekkür ve övünme konuşmalarının kısa tutulması çok iyi.
  • Teknik toplantıda bir hekimin konuşması ve uyarıları çok isabetli.
  • Yüzme için parkur planı ve dubaların planlanan yerleri iyi.

Kötüler

  • Beslenme noktalarında olacağı söylenen şeylerin ya hiç olmaması ya da eksik olması. Bu çok tehlikeli. İnsanları çok zor durumlara sokabilirdi. Sağlık sorunları bile yaşanabilir. Ya hiç bu kadar taahhütte bulunulmasın ya da taahhütler yerine getirilsin.
  • Koşuda su noktasında su bitmesi. Kabul edilemez.
  • Koşu etabının çok eksik olması. 500-600 m farklar anlaşılabilir ama 2.25 km eksik kabul edilebilir değil. Neredeyse 10 dakika fark yaratır. Basitçe Google Earth’ü açıp, koşu parkurunu işaretlemek ve bir turun 4760 metre olduğunu görmek sadece 2 dakika 35 saniye. Bu rakamı 4 ile çarpmak 10 saniye. Yani 2 dakika 45 saniye koşu parkurunun 19 km olduğunu görmeye yetiyor.
  • Teknik toplantı ve yarışın başlangıç saati açıklandığı gibi olmalı. 3-5 dakikalık sarkmalar tolere edilebilir ama daha uzunu sporcuları zor duruma sokabilir. Isınma, beslenme gibi detaylar sürelere göre planlanıyor.
  • Yüzmede parkurun planı bu mesafe için iyiydi ama dubaların sağlam ayarlanması şart. Yarışın başında sürüklenen dubalar kabul edilemez.

Son Söz

Kervan yolda düzülmez… Bu yanlış bir söylem, toplum olarak bunu kafamızdan silmemiz gerekli. Plan, program, organizasyon ve koordinasyon çok önemli.

Reklamlar
Sonraki Yazı
Yorum bırakın

13 Yorum

  1. Onur Senturk

     /  29/10/2013

    Harika bir rapor ellerine sağlık. Ve tekrar gönülden tebrik ederim.Şamandırayla ilgili sorunu start verildikten sonra ben de fark ettim. Yarışın lojistik işlerini belediye üstlendiği için denize parkur kurma işini Konyaaltı sahilinde su sporları işleten şirkete yaptırıyorlar. O arkadaşların da bu konularda deneyimi olmadığı için her yarışta şamandıralarla ilgili sorun oluyor. Örn. geçen sene de şamandıra açığa sürüklenmişti. (Geçmiş yıllarda- açık deniz yüzme yarışlarında falan, yelken il temsilciliğinden destek istiyorlardı, dolayısıyla sıkıntı olmuyordu.) Bu sene, sporcular 1 numaralı şamandırayı dönmeye başladıklarında 2 numaralı şamandırayı sahil yönünde kaydırmaya başlamışlardı. Yani maalesef şamandıranın yerinin değişmesinin sebebi akıntı değil, taşınmasıydı. Umarım seneye bu sorun iyileştirilir.

    Cevapla
  2. Kerem Ozsoy

     /  29/10/2013

    Tebrikler Mert.

    Cevapla
  3. Hakan Yaşlı

     /  29/10/2013

    Her zamanki gibi detaylı ve güzel bir rapor. Doğru yorumlar. Tebrikler half ironman! Eline sağlık.

    Cevapla
  4. tebrikler !!! IRONMAN raporlarını da okumak dileğiyle …

    Cevapla
  5. Teşekkürler..

    Cevapla
  6. En derin tebriklerimle COACH… 🙂

    Cevapla
  7. Şule Çınar

     /  31/10/2013

    Yorumlar için teşekkürler.. Yarışı yaşamış kadar oldum.. Her yönü ile büyük emek ve çalışma ….güzel sonuç… Gönülden tebrik ediyorum.. Kervan konusuna gelince daha kat edecek çok yol var ama vazgeçmeyeceğiz.. :))

    Cevapla
  8. Ertunç

     /  31/10/2013

    Önceki yazılar gibi çok güzel bir yazı olmuş. Etrafımda triatlon tecrübesi olan ve aynı zamanda antrenör olan kişiler olmasına rağmen, tecrübe ve bilgilerininden faydalanamadım. Destek olacaklarına her defasında enerjimi alan söylemlerde bulundular. Ben de mecburen internete yöneldim ve bu blog aracılığı ile tecrübelerinden yararlandım. Yüzmede fark edemedim ama yarış esnasında bisiklet ve koşu etabında seni hep diri gördüm. Yüzme camiasından geldiğim için organizasyonu yüzme federasyonu ile karşılaştırdım. Arada dağlar kadar fark var. Triatlon federasyonunun daha profesyonel, daha istekli olduğunu gördüm. Önümüzdeki sezon iş durumum müsait olduğu takdirde zayıf olan bisikletimi de geliştirerek yarışmaların tümüne hatta 2014 sonbaharı ya da 2015 bahar aylarında yurtdışında ironman’a katılmayı düşünüyorum. Tekrar teşekkürler ve tebrikler.

    Cevapla
  9. Tecrüblerin(iz)den yazıya dökülen kırıntılar, arkan(ız)dan bu ormandan geçeceklerin yollarını bulmalarını sağlayacak. Teşekkürler triatlet Hansel, teşekkürler fotoğrafçı Gratel 🙂

    Cevapla
  1. Yeni Sezon Planı | Ritim
  2. 2013 özeti ve 2014′e bakış | Ritim
  3. Nisan Şakası Orta Mesafe Triatlon Yarışı 2014 | Ritim
  4. Gloria Ironman 70.3 Türkiye – 2015 | Ritim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: