Reklamlar

İznik Sprint Triatlonu 2013

Koşu etabıAlanya’da Avrupa Şampiyonası kapsamında düzenlenen olimpik mesafedeki triatlonda keyifli birkaç gün geçirip bir de güzel sonuç elde edince yaz aylarını tamamen koşuya adayıp sonbaharda hızlı bir maraton koşma hedefim yerini önümüzdeki ayları bisiklet ve yüzme antrenmanları ile triatlona ayırıp sonbaharda yarı ironman mesafesinde bir triatlon bitirme hedefine bıraktı. Ekim ayı sonunda Antalya’da düzenlenecek olan bu yarış için antrenman hacmimi bir miktar artırmaya başlamadan önce kendimi bir de kısa mesafe triatlonda denemek istedim. Geçtiğimiz hafta sonu İznik’te birincisi koşulan sprint triatlon bunun için güzel bir fırsat oldu. Her ne kadar koşullar kısa mesafede kendimi denememe olanak vermemiş de olsa güzel bir deneyim olduğunu düşünüyorum.

Aslında son ana kadar İznik Triatlonu’na katılmaya karar verememiştim. İlk defa koşulacaktı. Triatlon gibi karmaşık bir organizasyon için ilkler risklidir. Kimse parkuru ve detayları bilmiyordu. Bu nedenle uzak durmuştum. Eşim Başak’ın perşembe ve cuma günü iş için Yalova’da olacak olması gündeme gelince “e o zaman ben de İznik’e geleyim hem yarışa katılırız hem de birlikte dönmüş oluruz” dedim. Son gün kaydımı yapıp cuma günü arabayla İznik’e gittim. Her yerde olduğu gibi İznik’te de cuma ve cumartesi günü aşırı sıcaktı. Ya esen bir yerde ya da klimalı bir ortamda olmayı tercih edeceğiniz cinsten nemli bir sıcak. Cumartesiyi bu tip yerlerde dinlenerek geçirip akşam saat 18’de yapılacak teknik toplantı için internet sitesinde belirtilen yere gittim.

Not: Aşağıdaki üç paragraf doğrudan yarış ile ilgili değildir. Teknik toplantı, federasyon ve federasyonun web sitesi ile ilgili birkaç görüşümü yazdım. Sadece yarış raporunu okumak istiyorsanız buraya tıklayıp devam edebilirsiniz.

Sitede, toplantı için yarışma talimatı içinde farklı bir yer belirtilmişti ancak sonradan “Duyurular” başlığı altında “Duyuru” başlığı ile başka bir duyuru yayınlanmıştı (!). Bu tip gariplikler ilgimi çektiğinden girip baktığımda İznik Triatlonu teknik toplantısı yer değişikliği hakkında olduğunu gördüm. Keşke başlığını daha iyi yazsalarmış diye düşünüp Triatlon Türkiye Facebook sayfasına hatırlatma olarak yazdım.

Duyuru

Teknik toplantıda hem federasyon başkanının hem de başhakemin konuşmasında iki detay dikkatimi çekti. Federasyon başkanı Yalova Triatlonu ile ilgili olarak Disiplin Kurulu tarafından savunmaları istenen üç sporcu hakkında konuştu. Konuya hiç değinmese bence kendisi açısından daha iyi olurdu ama ne yazık ki değindi. Savunma istenmesine sebep gösterilen şeyler olduğunda orada olmadığını ve görmediğini söyledi ama yapılanların yanlış olduğundan bahsetti. Klasik bir okul müdürü yaklaşımı ile “biz sporumuzu yapalım, müsabakamızı bitirelim, ödül törenimizi yapalım, sonra bir şey yapılacaksa beraber yaparız” gibi bir şeyler söyledi. Oysa madem konuya değinmek ihtiyacı hissetti kendisinden beklenen, savunmaların hangi gerekçeyle istendiğine dair detaylı açıklama (disiplin yönetmeliğinin hangi maddesine istinaden hangi davranışlarla ilişkili olarak) yapması olurdu. Bir de daha garip olanı “sadece savunma istendi, sonuçta bir şey olacağını [sanmıyorum]” tarzı bir cümle kuruyordu ki hatasını fark edip “gerçi disiplin kurulu bağımsız bir kuruldur ne karar verecekler bilemem” diyerek toparladı. Bu konuyu bu blogda çok detaylandırmak istemiyorum ama ne demek istediğimi anlatabilmişimdir umarım. Federasyonların özerkliği konusu bu olaylar ve bu konuşmalarla ciddi anlamda tartışmaya açılmış oldu. Diğer ilginç konuşmayı da yarışın detaylarından bahsetmek için mikrofonu alan başhakem yaptı. “Orada burada yazılar yazıp bizi eleştiriyorsunuz, elimizden geleni yapıyoruz, bizi eleştirmeyin” dedi. Ben bu yaklaşımın doğru olmadığı kanısındayım. Eleştirilmeyen kişi ve kurumlar sürekli daha kötüye giderler. Eleştiri olmazsa hatalar nasıl görülecek, gelişim ve ilerleme nasıl olacak? Aksine “lütfen her türlü görüşünüzü bizimle paylaşın, gözümüzden kaçan veya bilmediğimiz detaylar varsa öğrenmek bilmek isteriz” gibi bir tavır beklerken böyle bir cümle duymak beni çok üzdü. Yarış düzenlemek gerçekten çok zor. Hele de triatlon gibi karmaşık bir yarışın başlangıcını, bitişini, değişim alanlarını ve parkurlarını ayarlamak, kurallara ve yerel koşullarla uydurmak gerçekten zorlayıcı işler. Bu işlerle uğraşanlara teşekkür ediyorum, sağ olsunlar. Ama ne olursa olsun her zaman eleştiriye açık olmak ve hatta eleştiri olmadığında kendinden şüphe etmek şart. Umarım yanlışlıkla söylenmiş sözlerdir.

Bir başka olayı da kayıtlarla ilgili yaşadım. Sitede online kayıt yapabiliyorsunuz. Ama nedense sadece lisans numaranızı yazmak yeterli olmuyor tüm bilgileri her seferinde yeniden girmeniz gerekiyor. Bu tip kayıt sistemi insan hatasına çok açık. Örneğin ben kategori olarak +30 Erkekler yerine yanlışlıkla +30 Bayanlar seçmişim. Bir comboboxtan seçim yapıldığından hata yapmak olası. Ama hata yaptığınızı fark ederseniz düzeltme şansınız yok. Ben de hemen bir eposta ile bu yanlışlığı bildirdim. Teknik toplantı sırasında bu hatayı düzeltmek için ilgili kişiyle konuştuğumda “ben düzelttim ama bir daha hata yapmayın” dedi. Bu yaklaşım da çok dikkatimi çekti. Hata bu, her zaman yapılabilir. Oysa tek yapılması gereken kayıt işlemini biraz daha akıllı hale getirmektir. Biliyorum eleştiri istenmiyor ama bu konuda fikir sorulursa önerilerim olabilir. Teknik toplantı sonrasında tarihi Ayasofya Camii bahçesinde makarna partisi gerçekleşti. Makarna yanında sulu tavuk yemeği, karpuz ve ayran da verildi. Yemek oldukça güzeldi ama yemek yemeye uygun bir yer olmadığından sporcular kucaklarında yemekte biraz zorlandılar.

Kayıt formu

Pazar sabah kahvaltı yaparken göl çarşaf gibiydi ve hava çok sakindi. Yüzme etabı havuz gibi olacak diye içten içe sevindim. Değişim alanına malzeme bırakma işlemi 8:30-9:15 arası yapılacaktı. 9:00 gibi bu işlemi bitirip 10:45’te başlayacak +30 yaş grubu yarışını beklemeye başladım. Bu sırada yıldızlar ve gençler kategorilerinde yarışanları izledim. Sizden önceki yarışları izlemek yüzme parkurunu ve değişim alanının detaylarını öğrenmek için güzel fırsat oluyor, size de öneririm. Bu yarışlar sonrasında +20 yaş grubu da start aldı. Hala hava ve göl çok sakindi. +20 yaş grubu bisiklet etabında geçtiğinde bir anda hava patladı. Çılgın bir rüzgâr ağaçları sallamaya başladı. Geçicidir diyerek bekledik ama giderek şiddetlendi. Rüzgârı izlediğimiz için gölün durumu aklımıza hiç gelmemişti. Start için göl kenarına gittiğimizde dalgaları görünce gerçekle yüzleştik. Ben bir gölde böyle dalga olabileceğini daha önce hiç düşünmemiştim. Yüzme parkuru bir dalgakıran ve doğal bir sazlık alan tarafından oluşturulmuş küçük bir koyda başlıyordu. 100 metre sonra sazlığı ve dalgakıranı geçip açığa çıkılıyordu. O küçük koyun içi bile böyle dalgalıysa dışarısı nasıldır diye endişelenmeye başladım. Start öncesi hakem de “çok zorlamayın sıkıntı hisseden veya zorlayan bıraksın teknelere binsin” uyarısı yapınca olay ciddiye bindi. Start için suya girdik ama zeminin oynaklığı ve dalgaların sertliği yerimizde durmamızı zorlaştırıyordu. Biran önce başlasın ve bitsin istediğim yüzme etabı bu şekilde başladı. Koyun içinde bir şekilde yüzebildim ama dışarı çıktığım an yüzmekte inanılmaz şekilde zorlanmaya başladım.

Dalgalar

İki metreye yakın yükseklikte dalgalar üzerinde kulaç atmak çok zordu. Ya kolum boşlukta savruluyor ya da tüm bedenim dalgaya gömülüyordu. Birkaç kez su yutunca kurbağalamaya dönüp ilk dubaya kadar gitmeye karar verdim. Ara ara yeniden kulaç atmayı deniyordum ama bir iki kulaç denemesi sonrası vazgeçip kurbağalamaya geri dönüyordum. Bu sırada iki defa bırakmayı düşündüm, çünkü çok saçma bir yüzme süresi olacaktı, yarışın pek anlamı kalmamış gibi geliyordu. Bu düşüncelerle ilk dubaya gelince dalgalara paralel yüzmek daha olası göründü. Hatta ikinci dubayı da dönünce dalgaları arkaya almak normal kulaç atmayı olası hale getirdi. Küçük koyun içine girince daha da hızlanıp yüzme etabını bitirebildim. Sudan çıkarken saatime baktığımda 19 dakikayı görünce beklediğim kadar kötü olmadığını fark ettim. Gerçi havuzda bu mesafeyi 14 dakikanın altında yüzdüğüm olmuştu ve burada en çok 15 dakikada sudan çıkmayı planlamıştım ama gölün o halini yaşadıktan sonra 19 dakika gözüme süper göründü. (3 sporcu yüzme etabında yarıştan çekilmiş)

Yüzmeden çıkarken

Çip olmadığından değişim alanında ne kadar zaman harcadığımı bilmiyorum ama elimden geldiğince hızla bisiklet etabına başladım. Önceki gün yapılan parkur tanıtımına katılmamıştım ama bisiklet etabının 8 tur olacağını ve 500-600 metrelik çok kötü zeminli bir bölüm olduğunu öğrenmiştim. “Çok kötü”nün tam olarak ne olduğun bilmeden ilk tura başladım. Çok fazla dönüş olması biraz canımı sıktı çünkü dönüşlerde kendime çok güvenmediğimden sürekli fren yapıyorum. Her dönüş sonrası ayağa kalkıp yeniden ritmimi bulmaya çalışarak ilerledim ve sonunda o kötü bölümle karşılaştım. Çok büyük ve sivri mıcır kullanılarak dökülmüş asfalttı. Bu bölümde hem sarsıntıdan dolayı hem de sürekli lastik patlayacak endişesi olduğundan hızlanmak mümkün değildi. Parkur boyunca sporcular bazı bölümlerde sert rüzgâra da maruz kalıyordu. Bu bazen yandan esen bazen de tam karşıdan esen rüzgâr demekti ve gerçekten sinir bozucu olabiliyordu. İlk 4-5 turu hep yalnız ilerledim. Draft serbestti ama çevremde kimse olmadığından bundan faydalanamadım. 6 ve 7. turlarda 3 kişilik bir grubu yakaladım ve bir süre onlara takıldım. Son tur iki kişi kaldık ve dönüşümlü olarak önde sürdük. Turları çok dikkatli saymaya dikkat ettim ve 8. tur sonunda değişim alanına döndüm.

Bisiklet etabı

Yarış öncesi yeni edindiğim Garmin 910XT’yi (incelemesini yakında yayınlayacağım) çoklu spor moduna ayarlamıştım. Her etap bittiğinde lap düğmesine basmam yeterli olacaktı. Ama koşuya başlarken bastığımı unutup yeniden basınca saat antrenmanı sonlandırdı. En azından koşu sırasında paceimi görebilmek için yeni bir koşu antrenmanı açmak için çabaladım. Birkaç yüz metre sonra bunu başardım. Başlangıçta 4:00 pace ile gittiğimi görünce biraz yavaşladım çünkü yıpratıcı yüzme ve bisiklet etabından sonra bu kadar hızlı başlamak çok akıllıca değildi. Zaten nefes alış verişim de bunu işaret ediyordu. Bir miktar yavaşlayıp 4:10’da sabitledim. 2,5 kilometrelik ilk turun sonunda 150 metre önümdeki sporcuyu yakalamaya karar verip biraz hızlandım. Tam geçerken o da bana tutunmaya karar verdi. Birkaç defa hızlanıp geride bırakmaya çalışsam da başaramadım. İkinci turu sürekli birlikte koştuk. Son 400m’de yeniden bir atakla öne geçmeye çalıştım ama karşılık verdi. Ben de çabalamayı bırakıp onun 4-5 metre önümde bitirmesine göz yumdum. Belki izleyiciler için hoş bir finish olurdu ama kapışmak içimden gelmedi :). Bitişte bol soğuk su, buzlu kovalarda süngerler ve karpuz çok iyi geldi.

Bitirdikten sonra eşim çok da fazla geride kalmadığımı bitiren ilk on kişiden biri olduğumu söyleyince şaşırdım. Yüzme etabı öylesine kötüydü ki kendimi sonlarda sanıyordum. Yarış sonuçları pazartesi akşamı açıklandığında gerçekten de kötü bir yarış çıkarmadığımı (yüzme hariç) gördüm. Sonuç; yüzme 19:08, bisiklet 45:07 ve koşu 22:23 olacak şekilde 1:26:38. En az 4 dakika daha iyi yüzebileceğimi ve 1 dakika daha hızlı koşabileceğimi biliyorum. Bisiklet etabının da bir miktar uzun olduğunu hesaba katarsam 1:20’nin altında bir sprint triatlon yapabileceğimi düşünüyorum. Umarım bir fırsat olur da bunu başarabilirim.

İznik Triatlonu ilk defa düzenlendi. Belediye bu konuda çok hevesli ve istekli görünüyor. Gelecek sene olimpik mesafede düzenlemek istediklerini söylemişler. Daha iyi bir bisiklet parkuru ve yüzmeden çıkış rampası ile çok güzel bir triatlon olabilir. Biraz daha detaylı çalışılması şart. Triatlonda çipsiz yarış pek olmuyor. Bence artık her yarışta çip şart. Yarışlarda görev alan herkesin eline emeğine sağlık ama sanki kat edilecek çok mesafe var gibi. Bu da ancak yarış raporlarında ve yarış haberlerinde değinilen ufak aksaklıklara kulak kabartılarak olacaktır.

Not: Merak edenler için göl suyunun tadı normal. Özel, farklı bir tadı yok ama kokusunu sevmedim :).

Reklamlar
Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Yorum bırakın

7 Yorum

  1. Bir nefeste okuduğum bir yazı daha:) ama bunları seninlede konuşmayı o kadar çok isterimki?
    Dediğin gibi yüzme etabın biraz zor geçmiş onun dışında gayet iyisin Mert
    Daha iyi olacaktır eminim.
    Tebrikler

    Cevapla
  2. bt

     /  04/07/2013

    “gol suyunun tadi ayni” ahahahaha… valla o dalgalarda mucadele etme karari bile cok cesurca, ben daha sahildeyken vazgecerdim.

    Cevapla
  3. Aytaç Direk

     /  04/07/2013

    Mert kardeşim tebrik ederim çok guzel bir yazi.Bizlere ilham veriyorsun.7 Aydir kullandigim Forerunner 910 XT ile ilgili yazini merakla bekliyorum.

    Cevapla
  4. Çok güzel, tebrikler

    Cevapla
  1. Eğirdir Triatlonu 2013 | Ritim
  2. Garmin 910XT Multisport Sorunu | Ritim
  3. 2013 özeti ve 2014′e bakış | Ritim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: