Reklamlar

2016 özeti ve 2017′ye bakış

Black River Run kemer tokası2015 yılının sonunda bu blogun bir geleneğini atlamışım, yeni fark ediyorum. Ondan önceki tüm yıl sonlarında “yılın özeti” etiketiyle geçmiş yılın özeti ve gelecek yıla bakış şeklinde yazılar yazmışım. Bir yıl biterken geriye dönüp o yılda neler yapmışım diye bakmak ve yeni gelen yılda yapacaklarını gözden geçirmek çok elzem olmasa da birçok açıdan işe yarar bir eylem bence. O nedenle bu yıl bu yazıyı yazmayı önemsedim. Son yazdığım özet/bakış yazısında şöyle yazmıştım: “ileri bir tarihte önemli bir şey yapmayı planlıyor ve o tarihi bekliyorsan hızla kendini o noktada buluyorsun, sonrasında da hemen bir sonraki plan sırada beklediğinden hız hiç azalmıyor.” 2016’da benim ana hedefim olan yarış Eylül ayında olduğundan zaman ilk 9 ay çok hızlı akıp geçti. Sonrasında zamanın akışı biraz daha yavaşladı ama hedeflerin ardı arkası kesilmediğinden hızlanması çok uzun sürmedi.

Bu aralar Ankara’da hava çok soğuk ve yerden kar, buz eksik olmuyor. Ben de hız antrenmanı yapmak istediğimden genellikle içeride, bantta koşuyorum. Bantta uzun koşacaksam bir şeyler dinlemek şart oluyor. Bazen sesli kitap bazen de podcast dinliyorum. Son uzun koşularımdan birinde Philosophy Bites podcastinin Orta Yaş Bunalımı başlıklı bir bölümüne denk geldim. Bölümde MIT Felsefe bölümünden bir öğretim görevlisi olan Kieran Setiya ile bu konu üzerine sohbet ediyorlardı. Dinlerken konu çok ilgimi çektiğinden internette biraz bakındım ve Setiya’nın ilgili makalesini buldum. Konusunu ortaya koyarken bile yazdığı bir cümle çok dikkatimi çekti: “The puzzle is that even success can seem like failure.” “Buradaki bilmece, başarının bile başarısızlık gibi görünmesi” diyordu. Merakla devam ettim. Orta yaş bunalımının nedenlerini felsefi yoldan arayışında, sürekli bir hedef belirleyip, ona ulaştıktan sonra yeni bir tane belirleme döngüsünün bir noktada hayatı anlamsız görmeye neden olabileceğine değiniyordu. Buna Schopenhauer’den bir alıntı ile temas ediyor ve “İradenizin ya bir amacı vardır ya da yoktur: bir şeyleri istersiniz ya da istemezsiniz. İstemezseniz amaçsız, hedefsiz kalırsınız ve hayatınız boşalır. Bu can sıkıntısı durumudur. İstekleriniz varsa, henüz elde edilmemiş sonuçlar içindir. Bunlar arayışınızın ve hayatınızı oluşturan aktivitelerin hedefleridirler. Ama sahip olmadığınız bir şeyi istemek acı vericidir. Yapacak bir şeyler bularak can sıkıntısını uzaklaştırırken kendinizi acıya mahkum etmiş olursunuz.” diyerek Schopenhauer’un sözlerini açıklıyor. Yani ya bir hedefimiz var ve ona ulaşamıyor durumdayız ya da hedefimiz yok ve hayatımız boş, canımız sıkılıyor. Bundan kaçınmak için sürekli kendimize hedef belirliyor ve heyecanla o hedefe ulaşmak için çabalıyoruz. Hayatın bir noktasında, doğduktan ve belki de birçok hedefi gerçekleştikten epey sonra ve ölüme de bir o kadar uzakken bu sonuçsuz çabanın farkına varıyoruz ve bunalıma giriyoruz.

Neden bu yazıyı yazarken aklıma bunlar geliyor? Çünkü spor konusunda da sürekli kendimize hedefler koyuyor sonra bu hedeflerin peşinden koşuyoruz. Hedefe ulaştıktan sonra da bir başka hedef arayışına giriyoruz. “Post marathon blues” ya da “post race syndrome” (“maraton sonrası hüzün” ve “yarış sonrası sendromu”) kavramları da aslında bundan kaynaklanmıyor mu? Maraton koşma hedefiyle 3-4 ay antrenman yaptıktan sonra bunu başarır başarmaz “Eee, şimdi?” duygusuna kapılmıyor muyuz? Tamam, başarır başarmaz değil belki, ama çoğumuzun o noktaya gelmesi birkaç günü bulmuyor. Ben de geçtiğimiz yılın başında kendime koyduğum 100 mil yarışına hazırlanırken çok heyecanlıydım. Sürekli antrenman yapmak istiyor, hevesle programımı takip ediyor ve koşuyordum. Yarışı tamamladıktan kısa bir süre sonra aynı soruyu sorarken buldum kendimi: “Eee, şimdi ne yapacağım?”

Setiya, bu durumdan kurtulmak için bir öneri getiriyor: telik (sonucu olan, biten, tükenen) aktivitelerdense atelik (bitişi olmayan, süregiden) aktivitelere odaklanmak. Eve kadar yürümek, bir makale yazmak, bir ev almak, aile kurmak, terfi almak ya da iş bulmak gibi şeyler bitebilen, tamamlanabilen şeyler, yani telikler. Oysa yürüyüşe çıkmak, arkadaşlarla takılmak, felsefe çalışmak ya da düzgün bir hayat yaşamak sonlanmayan, bitmeyen şeyler, atelikler. Bizim için de maraton koşmak, yarı maratonu şu kadar zamanda bitirmek ya da 100 mil koşmak telik aktiviteler ya da o tür aktivitelerle ilgili hedefler. Oysa koşmak, fit olmak, arkadaşlarla birlikte antrenman yapmak, patikada veya dağlarda koşarak zaman geçirmek öyle mi? Setiya, ortak bir projeyi tamamlamak için arkadaşlarla zaman geçirmek yerine, arkadaşlarla zaman geçirmek için ortak bir proje peşinde koşmayı ya da telik bir aktivite olan makale yazmak için Aristo çalışmak yerine, Aristo çalışmak için makale yazmaya girişmeyi öneriyor.

Ben de acaba rakamsal, bitebilen, sonucuna ulaşılabilen hedefler yerine kendime atelik aktiviteler mi seçmeliyim? Belki de… O yüzden 2017 için net bir hedef dile getirmeyeceğim. Koşmaya ilk başladığım zamanlarda “Herhangi bir gün sabah kalkıp bu gün bir maraton koşayım,” diyecek kadar koşu fitness’ına sahip olmayı, hep o kadar hazır olabilmeyi isterdim. Sanırım bu güzel bir atelik hedef. Şu anda kendimi o durumda hissediyorum ve bu bir son değil. O halde olma durumunu sürdürmek için her sabah kalkıp yapmaktan keyif aldığım bir şeyi yapıyorum, koşuyorum. Biliyorum, telik hedefler peşinde telik aktivitelerle de meşgul olacağım ve olacağız, ama bunu hayatın orta yerine koyup günün birinde ulaşılacak hedef kalmadığında can sıkıntısına düşmemeye özen göstereyim, gösterelim.

Black River Run

Bu kadar felsefe yeter. Peki 2016’da neler yaptım? Yakın zamanda okuduğum bir yazıda bu tip geriye dönük değerlendirmelerin 3 soruya yanıt vererek yapılması öneriliyordu. Ben de öyle yapmaya çalışayım.

Bu yıl gurur duyacağın ne yaptın?
Mart ayında Antalya’da 3:04 maraton koştum, bu en iyi maraton derecem oldu. Sonra, daha da zorlaşan parkuruyla yine yüce dağlarda keyifli bir gün geçirmemi sağlayan Aladağlar yarışını, ikinci yılında da ilk 10 içinde tamamladım, bu hoşuma giden bir sonuçtu. İsveç’te ilk 100 mil yarışımı koştum ve umduğumdan daha iyi bir sürede tamamladım. Böylesine uzun bir yarış için sakatlanmadan hazırlanmak, başlangıç çizgisine bile ulaşmak gurur duyacağım bir şey olurdu, sonuç bundan çok daha iyisi oldu, mutluyum. O yarıştan sadece dört hafta sonra Fransa’da zorlu bir patika yarışını yüzüm gülerek tamamladım. Bunlar bu yılı düşündüğümde gururlandığım şeyler oldu.

Bu yıl yanlışlarından ne öğrendin?
Mart ayında Antalya’da maraton koştuktan sonra, aceleyle, bir ay sonra Paris’te yeniden bir maratonda kendimi zorladım. Arada pek dinlenme fırsatı bulamadığımdan biraz ağrı çektim. Neyse ki uzun bir sakatlığa dönüşmeden kontrol altına alabildim de büyük bir sorunu teğet geçtim. Fransa’da koştuğum Les Templiers yarışından önce eğim grafiğini ve parkuru çok iyi çalışmadım ve yanıma baton almadan gittim. Bu büyük bir hataydı, cezasını yarış boyunca çektim. Artık yukarıdaki iki durum gibi durumlarda nasıl karar vereceğimi daha iyi biliyorum çünkü Fred Brooks’un dediği gibi “İyi kararlar deneyimden gelir, deneyim ise kötü karalardan”.

Bu yıl yapamadığın neyi çok takılmadan bırakıp, vazgeçebilirsin?
Her ne kadar koşu odaklı bir yıl düşünmüş olsam da sık sık yüzmek ve arada sırada da olsa bisiklete binmek isterdim. Nedense yapmadım. Belki canım istemedi belki zor geldi bilmiyorum, ama yapamadığım için kendime çok yüklenmiyorum. Koşmaktan keyif aldım ve bu bana iyi geldiyse yapamadıklarımı fazla dert etmeyebilirim. Geriye dönüp baktığımda belki biraz daha fazla sayıda yarış koşabilirdim diye düşündüğüm oluyor, ama yazının başında yazdıklarımı düşününce yarışların sayısından çok katılmaktan, bitirmekten aldığım keyfe odaklanmayı tercih ediyorum.

Strava 2016 özeti

Strava 2016 özeti

Strava’ya göre 2016 yılında (yılın kalan son 2 günü hariç) 3377 km koşmuşum. Tabii ki her gün antrenman yapmadım ama ortalamaya baktığımda yaklaşık günde 9,25 km koşmuş görünüyorum. Uzun yarışların öncesinde ve özellikle de sonrasında uzun dinlenme araları verdiğimi düşününce hiç de fena değil. Belki gelecek yıla bunu günlük ortalama 10’un üzerine çıkarabilirim, kim bilir?

Reklamlar
Yorum bırakın

1 Yorum

  1. Tebrik ediyorum. Hem kalemin, hem karakterin, hem sporculuğun üst düzeyde

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: