2016 özeti ve 2017′ye bakış
2015 yılının sonunda bu blogun bir geleneğini atlamışım, yeni fark ediyorum. Ondan önceki tüm yıl sonlarında “yılın özeti” etiketiyle geçmiş yılın özeti ve gelecek yıla bakış şeklinde yazılar yazmışım. Bir yıl biterken geriye dönüp o yılda neler yapmışım diye bakmak ve yeni gelen yılda yapacaklarını gözden geçirmek çok elzem olmasa da birçok açıdan işe yarar bir eylem bence. O nedenle bu yıl bu yazıyı yazmayı önemsedim. Son yazdığım özet/bakış yazısında şöyle yazmıştım: “ileri bir tarihte önemli bir şey yapmayı planlıyor ve o tarihi bekliyorsan hızla kendini o noktada buluyorsun, sonrasında da hemen bir sonraki plan sırada beklediğinden hız hiç azalmıyor.” 2016’da benim ana hedefim olan yarış Eylül ayında olduğundan zaman ilk 9 ay çok hızlı akıp geçti. Sonrasında zamanın akışı biraz daha yavaşladı ama hedeflerin ardı arkası kesilmediğinden hızlanması çok uzun sürmedi.
Yazının devamı…
Bu yılın ana hedefi bir 100 mil yarışı koşmaktı. Diğer her şey ikinci plandaydı. Tamam, üç saatten hızlı bir maraton hep ve hala hedef, ama bu yılın ana hedefi değildi. Ana hedefe başarıyla ulaşıldığını 
Bu konuşmalar size de çok tanıdık geldi mi? Çevremizde sürekli spor için kullandığı saatinin/telefon uygulamasının doğru yükseklik ölçümü yapmadığından yakınan koşucular, bisikletçiler görüyoruz. Hepsinin çok net delilleri var. Hepsi de haklılar aslında. Ben de benzer deneyimler yaşıyorum. O nedenle olayın iç yüzünü biraz ortaya dökmek istedim. Gelin, bu cihazlar nasıl işliyor yakından bakalım.
Yaklaşık üç yıl önce, bisiklet antrenmanlarına yeni başladığım dönemde,
Hatırlar mısınız, robotik ve mekatronik teknolojilerinin henüz bu kadar gelişmediği yıllarda bir bardak suyu veya bir yumurtayı tutup kaldırmaya çalışan robot kol videoları vardı. O zamanlar, basıncı duyargalarla bugünkü kadar hassas algılatmak veya gücü motorlara şu anki kadar hassas uygulatmak zor bir işti. Bu işlerle uğraşmayan bizler için, bu basit işlevleri yerine getirirken bardakları veya yumurtayı parçalayan sakar robotları izlemek eğlendiriciydi. Çok yakın tarihli iki maraton koşmak konusunu düşündüğümde aklıma bu robot kollar ve başarılı/başarısız birçok video geliyor. “Ne ilgisi var” diye düşünüyorsanız, mart başındaki Runatolia’dan 4 hafta sonra koştuğum Paris Maratonu’nun aşağıdaki hikayesinde bu konuya da değineceğim.
