
Spartathlon 2017
30 Eylül 2017 cumartesi günü öğleden sonra 15:48’de neredeydiniz, ne yapıyordunuz? Belki birçoğunuz anımsamıyordur ama ben o dakikayı inanılmaz bir berraklıkta hatırlıyorum ve eminim çok uzun bir süre, belki tüm hayatım boyunca da unutmam pek mümkün olmayacak. O dakikada Yunanistan’ın Sparta şehrinde Konstantinou Palaiologou Caddesi boyunca Leonidas heykeline doğru koşuyordum. Cadde kalabalıktı ve çevredeki herkes alkışlıyor, tezahürat ediyordu. Caddede yaptığım o 500 metrelik koşu önceki günün sabahında Atina’daki Akropolis kalıntıları önünden başladığım 246 kilometrelik koşunun sonuydu. Heykele ulaştım, sol ayağına kollarımı, kollarıma da başımı dayayıp 5-6 saniye boyunca geçen 6 ayı ve bu aylarda verdiğim çabayı düşündüm. Saklamayacağım, gözlerim doldu. Evet, yarış kendi başına uzun ve zorluydu ama öncesindeki hazırlık dönemi daha da uzun ve daha da zorluydu. O ayak, çok uzun vadeli bir hedefin sembolüydü ve ben ayağa ulaşmıştım, Spartathlon’u bitirmiştim. Artık kendimi bırakmamda bir sakınca yoktu.
Açıklama: Önceden söylemeliyim, yazı biraz uzun. Tüm olan biteni unutmamak için, ileride okuyup anımsamak için yazdım. Bir yarış raporundan çok yarış macerası gibi düşünmekte fayda var.


1950’li yılların başlarında bazı doktorlar ve bilim insanları hiç kimsenin bir mili dört dakikanın altında koşamayacağını söylüyorlardı. Bunu yapmanın zor veya tehlikeli olduğunu değil, imkânsız olduğunu savunuyorlardı. 17 Temmuz 1945’te İsveçli Gunder Hagg bu mesafeyi 4:01.4’te koşmuş ve üstünden geçen 9 yıla karşın bundan daha iyisini yapan çıkmamıştı. Çünkü neredeyse herkes bunun “imkânsız” olduğuna inanıyordu. 6 Mayıs 1954 günü İngiltere’de Iffley Road pistindeki başlangıç çizgisinde bekleyenler arasında, o dönem bu imkânsızlığa inanmayan birkaç adamdan biri olan Roger Bannister da vardı. Yarışın sonunda Bannister bitiş ipini göğüslediği anda hakemlerin süre ölçerleri 3:59.4 değerini gösteriyordu. Bir insan imkânsızı başarmış ve bir mili dört dakikadan kısa sürede koşmuştu. Bu bilgi tüm koşucuların zihinlerine ulaştığında ise her şey bir anda tersine döndü. Daha 46 gün geçmeden bir başkası daha bunu başardı. Ardından gelen birkaç ay içinde başka koşanlar oldu, birkaç yıl içindeyse daha fazlası. Yıl 1965 olmadan rekor 3:54’e inmişti bile. Bu yaşananın özetiyse şuydu: bir şeyin imkânsız olduğu düşüncesinden kurtulabildiğinizde, o artık imkân dâhilindedir.
Geçtiğimiz Ekim ayında Amazon’da ön siparişe çıktığını duyduğum Dean Karnazes’in son kitabı Road To Sparta’nın Kindle versiyonunu henüz yayınlanmamışken satın aldım. 24 Ekim’de indirilebilir hale gelir gelmez de okumaya başladım. Üçte ikisini hızla okudum ancak sonra yoğun bir dönem araya girdi ve uzun süre sonra ancak tamamlayabildim. Biraz kitaptan ve yazarından söz etmek, biraz da kitabın konusu olan yarış hakkında yazmak istedim.
