Aladağlar Sky Trail 2017

Geçtiğimiz hafta sonu yine Niğde-Çamardı’daydık. Üçüncüsü düzenlenen Aladağlar Sky Trail etkinliğinde neredeyse her şey önceki yıllarda olduğu gibiydi. Aslında büyük sayılabilecek bir değişiklik vardı; daha önceki yıllarda tek yarıştan oluşan etkinlik, bu sefer ana yarışına küçük bir kardeş eklenmiş haliyle gerçekleşti. Rota tanıtımı yazımda ve daha önceki yarış raporlarımda (20152016) adı geçen Aladağlar Sky Trail geçen seneki rotasında koşuldu, yani 46 km ve 3500+ m yükseklik kazanımına sahipti. Yeni kardeşi, Aladağlar Trail Jr. ise 15 km ve 950+ m yükseklik kazanımına sahip. Ben önceki iki yılda olduğu gibi ana yarışta koştum. Biraz ondan söz etmek isterim.

Benim için bu yılın en önemli, belki de tek yarışı mart ayında ortaya çıktı. Daha önce blogda yazdığım gibi, bir terslik olmazsa, Eylül ayının sonunda Atina’dan Sparta’ya koşmak için Yunanistan’da olacağım. Hazırlandığım yarış, Spartathlon olunca antrenmanlarım aralıksız ve yüksek hacimli bir yapıda şekillendi. Sürekliliğini ve hacmin yüksekliğini sekteye uğratmamak adına başka yarışa katılmamaya karar vermiştim. “Bu doğru yaklaşımdır, böyle yapmak gerekir” demek istemiyorum. Bazı koşucular yarış koşarak başka yarışlara hazırlanırlar. Ben, hem yarış koşullarında bazen heyecanlanıp, kendimi tutamadığım ve aklımdaki eforun üstüne çıkıp planladığımdan çok yıpranabildiğim, hem de yarışlara gidip gelirken yaptığım yolculuklarda fazla yorulduğum için önemsediğim yarışlardan önce başka etkinliklere gitmemeyi seçiyorum. Ama Aladağlar yarışının benim için yeri farklı. Aladağlar coğrafyasını çok seviyorum, beni çok heyecanlandırıyor. Öyle heybetli ve etkileyici bir rotada, onca yüksekliğe erişip, muhteşem manzaralar eşliğinde o zorluğu yaşamak, normalde çok uzun bir zamanda aşılabilecek bu yolu istasyonlardaki destek ve gönüllülerin korumaları yardımıyla 8-10 saat içinde aşabilmek çok hoşuma gidiyor. Bu nedenlerle her ne kadar yaptığım antrenmanların özelliğinden çok farklı hazırlık gerektirse de gitmek ve katılmak istedim.

chrome_2017-08-08_16-07-28

Çok ve uzun koşmak dayanıklılığı artırıyor olsa da devasa tırmanışlar ve inişler olan bir yarışa dümdüz parkurlarda hazırlanmak pek mümkün olmuyor. Birkaç aydır haftada 140+ km koşuyorum ve bu mesafede toplam yükseklik kazanımım 1000 m civarı. Yani 5-7 m/km gibi çok düşük bir seviyede yokuş çalışması yapıyorum. Oysa Aladağlar gibi bir parkurda iyi bir yarış çıkarmak için -bence- 30 m/km civarı haftalık ortalamalar gerekli. Bunu yapmayan bu yarışı koşamaz ya da iyi sonuç alamaz demiyorum, ben böyle hazırlanmazsam istediğim gibi koşamam demek istiyorum. Öyle olacağını bildiğim için bitiş çizgisinde beni bekleyecek olan eşim Başak’a geçen seneki sürem olan 8,5 saatten en az yarım saat en fazla 1,5 saat daha geç bitireceğimi, beni bu zaman aralığında beklemesini söyledim. Hem vücudum tam olarak geçen sene ki kadar hazır olmadığından bu parkurda performansım düşük olacak ve fazla zorlarsam antrenman düzenimi bozacak denli çok yorulacaktım, hem de bir buçuk ay sonra benim için yılın ana hedefi olan bir yarış varken böyle zorlu bir zeminde sakatlanmamak için her adımımı dikkatli atmak istiyordum.

Yazının başında “neredeyse” her şey aynıydı yazmıştım, anımsarsınız. Değişen iki küçük şey şunlardı: (1) yarış sabah 5:00 yerine 4:30’da başladı, (2) iki istasyonun yeri/içeriği değişmişti. Her iki değişiklik de olumlu etki yaptı diyebilirim. İlki güneşsiz ve serin zamanda daha çok yol almamızı sağladı. İkincisi de, kapsamlı olan istasyonu, geçen sene rotaya eklenen Davlumbaz tırmanışının hemen öncesine, Karagöl’e, alması nedeniyle bu tırmanışı biraz olsun rahatlattı. Maden Yayla istasyonu da hem daha geri alınmış hem de sadece su içerir hale getirilmişti. (Bu yer isimleri ve detayların sizin için daha anlamlı hale gelmesi için rota tanıtım yazımı ve önceki raporlarımı okumanızı öneririm.)

IMG_6984

Bitişten hemen sonra (Fotoğraf: Başak Gürbüz Derman)

Yarış, sabah belirtilen saatte başladı. Geçen sene tam gün ağarırken başladığımızdan kafa lambası kullanmamıştım, ama bu sefer iyice karanlık olduğu için kafa lambamı açarak başladım. Benim dışımda kullanan çok azdı, çünkü ay neredeyse dolundu ve etrafı epey aydınlatıyordu. O alacakaranlıkta ay ışığında koşmak eminim çok hoş olabilirdi, ama yukarıda da değindiğim gibi her adımımı dikkatli atmak, dolayısı ile önümü net görmek istiyordum. Yarışın koşulabilir nadir bölümlerinden olduğundan yine Sokullupınar’a kadar koştum. Karayalak vadisinde olabildiğince hızlı, ama aşırı yorulmayacağım kadar da sakin ilerledim. Çelikbuyduran’a ve Emler zirvesine geçen seneden biraz daha geç ulaştım. Direktaş istasyonunda çok durmadan hızla MTA (Çağalın Geçidi) tırmanışına yöneldim. Bu çıkışta neredeyse ilk seneki kadar çok zorlandım. Tepeye vardığımda kendimi tükenmiş hissediyordum. Karagöl’e taşınan istasyona varana ve orada bir şeyler yiyip tazelenene kadar da bu histen kurtulamadım. Tırmanış antrenmanı yapmamış olmak ve belki de önceki haftaların yorgunluğu buna sebep olmuş olabilir. Karagöl’den sonra, bu yorgunluk hissini ve Davlumbaz çıkışının insanı aşırı derecede zorlayan yapısını fırsat bilip, kullanarak, zihinsel olarak böyle anlara yönelik bolca egzersiz yaptım. Bu tırmanış sırasında geçen sene çok söylenmiştim. Bu sefer, yaşamakta olduğum zorluğu ve sıkıntıyı kendi istediğim bir şey olarak görmeyi başarıp, zorluğu olduğu gibi kabullendim. Bu koşulsuz kabullenme öyle huzurlu bir zihin yapısı yarattı ki sakince, ama kararlı adımlarla tepeye -gerçekte uzun sürede ama algımda- hızla ulaştım. Son zamanlarda düşündüğüm bir şey var: “her şey bitiyor; yol, yokuş, kitap, iş hatta hayat, önemli olan süreci nasıl geçirdiğimiz, süreç zorluysa katlanmak, sabretmek için nasıl bir yöntem uyguladığımız, süreç güzelse bundan ne kadar keyif alabildiğimiz”. Bir sky trail yarışı için süreç hem zorlu hem de keyifli, buna göre yöntemler belirlemek önemli. Tam da dediğim gibi oldu, o yokuş da bitti, sonrasındaki zorlu iniş de ve hatta yarış da. Başladığımız yer olan Demizkazık’a ulaştığımda sürenin 9:16 olduğunu gördüm. Tam da planladığım gibi geçen seneden 44 dakika daha yavaş.

Bu sefer raporu kısa tutuyorum çünkü yarışın ve parkurun detayları önceki yazılarda bolca mevcut. Organizasyon bu sene de kusursuzdu diyebiliriz. Söylemeden geçemeyeceğim bir detay dışında: istasyonlarda bardak olmayacağı, koşucuların yanında bardak taşıması zorunluluğu ısrarla vurgulansa da bu yıl tüm istasyonlarda köpük bardak olduğunu gördüm. Organizasyonun istasyonlarda bardak bulundurmama kararı bu kadar doğruyken neden bunu uygulamadıklarını anlayamadım. Umarım sonraki senelerde bu karar sonuna kadar uygulanır. Ben o dağlara ne kadar az şey çıkarılırsa -ve sonrasında ne kadar az çöp indirilirse- o kadar iyi olacağı düşüncesindeyim.

Bir engel olmadığı sürece bu yarışta her sene olmayı istiyorum. Umarım hep düzenlenir ve ben hep katılabilecek kadar sağlıklı olurum.

Yarışın strava kaydı

Nokta 2015 2016 2017
Sokullu 0:34 0:33 0:36
Çelikbuyduran (KN) 2:14 2:14 2:20
Emler zirve 2:44 2:47 2:53
Direktaş (KN) 3:12 3:13 3:27
MTA Çıkış başl. 3:52 3:43 3:59
MTA zirve 4:36 4:23 4:45
Maden Yayla (KN) 5:20 5:05 5:34
Karagöl 5:50 5:35 6:00
Davlumbaz 6:45 7:19
Tekepınarı (KN) 7:47 8:33
Demirkazık 7:28 8:32 9:16
Yorum bırakın

2 Yorum

  1. Tebrikler.
    Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum.
    Her ne kadar kısa olduğunu belirtseniz de bence oldukça doyurucu bir yazıydı.
    Yazılarınız benim için hem ilham verici ve hemde cesaretlendirici nitelikte.
    Devamını bekliyorum.
    Selamlar,

    Cevapla
  1. Spartathlon 2017’ye Doğru | Ritim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: