Garmin saat almayı planlıyor ve hangisini alsam diye düşünüyorsanız biraz bekleyin. Bugün Garmin iki yeni model duyurdu; FR 620 ve FR 220. Model numaralarına bakınca hemen bu blogda da incelemelerini yayınladığım iki modelin devamı oldukları anlaşılıyor; sırasıyla FR 610 ve FR 210. Ancak bu iki yeni model ile Garmin, çok farklı, yeni yaklaşımları masaya taşıyor. Henüz saatler satışa çıkmadı, zaten çıksa bile ülkemize gelmesi zaman alabilir. Dolayısıyla ben de henüz görüp deneyemedim ama yenilikleri çok dikkat çekici olduğundan hızla burada paylaşmak istedim. Yazının devamı…
Bisiklet yarışlarını izliyor musunuz? Ben en azından büyük turları izlemeye çalışırım, denk gelirse bazı klasikleri veya yol yarışlarını da izlerim. Bu yarışlara denk geldiyseniz duymuşsunuzdur, etaplarda tırmanış puanları verilir. Tırmanışın sonunda bir kapı olur, o kapıdan geçen ilk belli sayıdaki bisikletçiye giderek azalan puanlar verilir. Tur boyunca bu puanlardan en çok toplayana da tırmanış birinciliği verilir. Fransa Turu’nda en iyi turmanışçı kırmızı puantiyeli forma giyer, duymuş veya görmüşsünüzdür. İşte bu tırmanış puanları yokuşların kategorizasyonuna göre belirleniyor. Tırmanışları genelde 4 kategoriye ayırıyorlar. Bunun bir formülü yok. Mesela Fransa Turu için yaklaşım şöyşe.
Kategori 4 -> 2 km; %5 veya 5 km; %2-3
Kategori 3 -> 1,5 km; %10 veya 10 km; %4
Kategori 2 -> 5 km; %8 veya 15 km; %4
Kategori 1 -> 8 km; %8 veya 20 km; %5 Yazının devamı…
Geçenlerde bir aralar sabah yüzmeye gitmekte zorlanır oldum. Yataktan kalkmamak için bir sürü bahane buluyordum. Kafamda yataktan kalkıyorum, giyiniyorum, havuza gidiyorum, soğuk duşa giriyorum, suya atlıyorum… Hepsi çok zor geliyor. Bazen gitmeme kararı aldığım bile oluyordu. Sonra bunu kafamda meşrulaştırıyordum; “iyi oldu, bugün de dinleneyim”. Sonra aşağıdaki videoya denk geldim. Beni çok etkiledi. Blogda paylaşayım diye düşündüm ama bu blogun amaçlarından biri İngilizce bilmeyenler için de destek ve motivasyon kaynağı olmak olduğundan altyazısız paylaşmak istemedim. Oturup Türkçeye çevirdim. Youtube’da var olan bir videoya altyazı eklenemediğinden önce videoyu indirip kendi hesabıma yükledim. Çeviriyi bir altyazı dosyasına dönüştürdüm -ki zamanlama ile epey uğraşmak gerekti- ve videoya ekledim. Umarım sizin de motive olmanızı sağlar da emeklerim boşa gitmemiş olur. Keyifli seyirler…
Not: Çeviride bir hata bulursanız lütfen uyarın. Dili biraz farklı olduğundan bazı yerlerde zorlandım, hata yapmış olabilirim. Not 2: Aynı sözlerle farklı videolar da hazırlamış insanlar. Şu da onlardan biri. Not 3: Türkçe altyazı otomatik olarak belirmezse altyazı düğmesini kullanarak açabilirsiniz. Alttaki resimde sarı kare içindeki düğme.
Triatlona giriş maceramda en son İznik’teki sprint triatlonuna katılmış, gölde sakin sakin yüzmeyi beklerken açık denizden farksız dalgalarla boğuşmuş ve berbat bir asfaltta bisiklet turlarını saymıştım. İlk sprint denememdi ve bence çok da denemiş olamadım. Tecrübe olarak bir kenara yazıp hedef olarak belirlediğim 27 Ekim Antalya yarı ironman mesafesi triatlon için çalışmaya devam ettim. Antrenmanlar arasında takım arkadaşlarımın önerisine uyarak hafta sonu Eğirdir’de bir olimpik triatlon daha tamamladım. Bu yazı o yarışın raporudur. Yazının devamı…
Son zamanlarda şu tip sorularla sıkça karşılaşıyorum: “sence hangi koşu ayakkabısını almalıyım?”, “şu markanın şu modelini alayım mı?” ya da “sence şu marka koşu ayakkabısı mı daha iyi yoksa şu marka mı?” Koştuğumu, bu konuda bir blogum olduğunu ve koşu ayakkabıları hakkında birkaç yazı yazdığımı bilen, koşan veya koşmaya başlamayı düşünen çok sayıda insan benzer şeyler sormuştur. Bu konuda verdiğim yanıtları kısa bir yazıda toparlayıp kalıcı olması açısından ve daha sonra soracak olanlara okumaları için bağlantısını paylaşmak üzere burada yayınlamaya karar verdim. Yazının devamı…
Acemi bir triatlet olarak yaşadığım, gördüğüm, duyduğum olası sorunları ve bu sorunları yaşamamak için alınabilecek önlemleri, yaşandığında yapılabilecekleri özetlemeye çalıştım. İlk birkaç yarışta insanlar bunlara benzer sorunlar yaşayabiliyor. Belki önceden böyle bir yazı okumak bazı önlemleri almaya yarar. Muhakkak unuttuğum, atladığım bir şeyler vardır. Sizlerin de eklemek istedikleriniz olursa iletin, bu yazıyı daha da zenginleştirelim. Önerileri birer sorun-önlem çifti olarak ele aldım. Bu şekilde daha akılda kalıcı oldu sanki… Yazının devamı…
David Rudisha 800m’de olimpiyat şampiyonu ve dünya rekorunun (1:40:91) sahibi. Hatta ben de Koşu Gazetesi‘nde 800m ve onun hakkında bir yazı yazmıştım. Böyle zor bir mesafede bu kadar nefis sonuçlar elde etmenin olmazsa olmazı kusursuz bir koşu formu ve adım. Aşağıdaki videoda Rudisha’nın koşarken yavaş çekimde 3-5 adımını görebilirsiniz. Videoya ve altındaki açıklamalara Kinetic Revolution isimli sitede rastladım. Açıklamaları tam olarak çevirmedim ama anlatılanları Türkçe aktarmaya çalıştım. Video ise aslen Running Technique Tips isimli siteden, Brian Martin ve ekibine ait. Bu videoyu alttaki açıklamaları okuyarak birkaç kez izlemek bile kendi formunuzdaki bazı sorunları tespit edip düzeltmenize yardım edebilir. Bu mükemmelliğe ulaşmak ise nerdeyse imkansız :). Yazının devamı…
Alanya’da Avrupa Şampiyonası kapsamında düzenlenen olimpik mesafedeki triatlonda keyifli birkaç gün geçirip bir de güzel sonuç elde edince yaz aylarını tamamen koşuya adayıp sonbaharda hızlı bir maraton koşma hedefim yerini önümüzdeki ayları bisiklet ve yüzme antrenmanları ile triatlona ayırıp sonbaharda yarı ironman mesafesinde bir triatlon bitirme hedefine bıraktı. Ekim ayı sonunda Antalya’da düzenlenecek olan bu yarış için antrenman hacmimi bir miktar artırmaya başlamadan önce kendimi bir de kısa mesafe triatlonda denemek istedim. Geçtiğimiz hafta sonu İznik’te birincisi koşulan sprint triatlon bunun için güzel bir fırsat oldu. Her ne kadar koşullar kısa mesafede kendimi denememe olanak vermemiş de olsa güzel bir deneyim olduğunu düşünüyorum. Yazının devamı…
Soner ile 2012 yılının şubat ayında İznik’te tanıştım. Caner, Ilgaz ve Aykut ile İznikUltra parkurunu netleştirmek için oradaydık. Caner, “burada yaşayan öğretmen arkadaşım, bize destek olacak” diyerek tanıştırmıştı. Çok sakin, kendi halinde görünümü ve konuşması ile aklımda kalmıştı. O gün tanıştığımızda neler yapabildiği konusunda hiç bilgim yoktu. Bizim yaşlarımızda öğretmenlik yapan normal bir adam olarak kaydetmiştim hafızama, tanıdıklarım arasına. Sonra onun ve karısının neler yapabildiklerini ve hatta neler yaptıklarını öğrendikçe Soner’e (ve eşine olan) bakışım giderek değişti. Artık hafızamdaki tanıdıklarım listesinde, kendini rutinden ve alışılagelmişten koparabilmeyi başarmış, hayattan farklı şekilde keyif alınabileceğini fark etmiş ve ispatlamış, saygı duyulacak projelere imza atmış çok az sayıda insanın arasında yerini almış durumda. Yazının devamı…
Nisan ayında tamamladığım ilk triatlon sonrası bu yıl birkaç yarışa daha girmeye karar vermiştim. Önce Kütahya’da yüzme kısmı havuzda yapılan yarışa gözümü dikmiştim. İngiltere’den döndüğüm hafta sonuna denk gelmesi ve bisiklet parkurunun biraz korkutucu olması nedeniyle gitmekten vazgeçtim. Ardından Yalova’daki sprint triatlona gitmeye karar verdim. Tam o hafta sonu Gezi Parkı olayları başladı. Gidiş geliş 10 saatimi arabada harcamak anlamsız geldi ve gergin olan o günlerde Ankara’da kalmayı daha doğru buldum. Aslına bakarsanız iktidarın süregelen baskıcı yaklaşımları, toplumu kendi ahlak anlayışına göre şekillendirme çabaları ve tüm kurumları etkisi altına alıp insanlara kendini ifade alanı bırakmaması gibi nedenlerle ben de çıkıp hem bunları hem de İstanbul’daki sakin göstericilere uygulanan şiddeti protesto etmek istedim. Böylece plandaki iki triatlonda kaçmış oldu. Sırada Avrupa Şampiyonası dâhilinde koşulacak olan Alanya Triatlonu vardı ki birçok arkadaşım “her yarışı kaçır ama buna muhakkak git” demişlerdi. Yazının devamı…