Reklamlar

Mozart100 Yarış Raporu

Mozart100 ödül takvimBu yıl öncelikli hedefim koşmaktı. Antalya’da maraton, İznik’te 80 km ve sonrasında Aladağlar’da bir dağ maratonu koşmak. Yılın hedeflerini yazarken aklımda olan bir şey daha vardı, emin olmadığımdan yazıda bahsetmemiştim; ilk 100 km yarışımı da koşmak istiyordum. Maraton hazırlıklarında güzel bir temel (base) oturtmuştum, ardından İznik için epeyce patika ve tırmanış çalıştım. Sonrasında yine hedef listesinde olmayan ama çok keyifli ve güzel geçen bir yarışta koştum, Tahtalı Run To Sky. O yarış, tırmanışlar konusunda zihinsel olarak çok iyi bir antrenman oldu benim için. Koşu konusunda fiziksel olmasa da zihinsel olarak bu kadar hazırken bir 100 km yarışı deneyebileceğime karar verdim ve Koşturmaca sohbetlerinden tanıyor olabileceğiniz Ilgaz‘ın daha önceki deneyimlerinden okuduğum kadarıyla bu hedefe uygun olduğunu gördüğüm Mozart100 yarışına kaydoldum. 20 Haziran cumartesi günü Avusturya’nın Salzburg kentinde koştuğum bu yarışın detaylarından biraz söz etmek istiyorum.

“Things are impossible until they are not.” _Komutan Jean-Luc Picard

Mozart100 koşu festivali

Öncelikle yarıştan ve organizasyondan söz etmek gerek. Bu yıl Mozart100’ün 4. yılıydı. Yarış, Avusturya’da, ünlü besteci Wolfgang Amadeus Mozart’ın vatanı Salzburg’da düzenlenen bir koşu festivali olarak düzenleniyor. Programında 7 değişik yarış var. Bunlardan dördü bireysel: Scenic 100 (102.5 km), Scenic 55 (56.2 km), Scenic Light (25.6 km) ve City Trail (11.5 km). Diğer üçü ise takım halinde koşulan Scenic 100 Relay, Scenic 55 Relay ve City Trail Team. Takım yarışlarından uzun olan ikisinde dört takım üyesi parkurun farklı parçalarını sırayla koşuyor, en kısa olan City Trail’de ise üç kişilik takım parkuru aynı anda koşarak toplam zamanı kısa tutmaya çalışıyor. Bunca çok parkur ismi olunca iş biraz karışık gibi görünebilir ama parkurun yapısı nedeniyle yarış o kadar da karmaşık olmuyor. 102.5 km olan en uzun mesafeli parkur iki turdan oluşuyor ve 56.2 km olan ikinci turu (ilk tur daha kısa 46.3 km) aslında Scenic 55 yarışlarının da parkurunu oluşturuyor. Her iki tur da Fuschl Gölü tarafına koşuluyor ama ilkinde gölün yakın kıyısından dönülürken ikincisinden gölün etrafından dolaşarak uzak kıyısından dönülüyor. Bu ikinci turda gölün en uzak noktası bitişe 25.6 km, yani Scenic Light isimli yarış için başlangıç noktası. Bu yarışların başlangıç zamanları da yaklaşık aynı zamanda bitiş olacak şekilde planlanmış; ilk yarış 5:00’da, ikinci yarış 9:30’da, üçüncü yarış da 14:00’da başlıyor.

Mozart100 parkur

Mozart100 parkuru

Parkur

Scenic 100 parkurunun iki turu da 415 m ile 836 m arasında değişen rakımlarda koşuluyor. Yarışın sitesinde yükseklik kazanımı, ilk turda 1200 m, ikinci turda ise 1320 m olarak belirtilmiş. İlk iki yıl tam 100 km olarak koşulmuş olan bu yarışa geçen yıl Salzburg’un ünlü tepelerinden biri olan Kapuzinerberg’e çıkış ve iniş de eklenmiş. Salzburg’un rakımı 424 m, Kapuzinerberg zirvesi ise 644 m. Yani aslında 220 m yükseklik kazanımından söz ediyoruz ama bu çok kısa bir mesafede dik merdivenler yardımıyla olduğundan ve ilk turun sonu ile yarışın sonu gibi kritik ve yorgun zamanlarda çıkıldığından biraz zorlayıcı bir unsur olarak yarışa renk katmış. Tepesinde 1600’lü yıllarda rahiplerin inzivaya çekilmek için kullandıkları bir bina olduğunu söylemek, inmenin ve çıkmanın zorluğuna ışık tutacaktır. Parkurun diğer özelliği ise asfalt ve patika karışımı olması. Bu karışım büyük parçalar şeklinde de değil, küçük küçük, biraz ondan biraz bundan şeklinde. Birkaç kilometre asfaltta koşup bir anda ormana giriyorsunuz, 15 dakika sonra bir traktör yoluna bağlanıp hemen sonra yeniden asfalta çıkıyorsunuz. Zemindeki bu değişim sıklığı belki herkes için ideal değildir ama bence yarışı kolaylaştıran ve sıkıcılıktan uzaklaştıran bir özellik. Asfalt ve patikanın yüzdelerini söylemek gerçekten zor ama %60 asfalt demek yanlış olmaz. Parkurun neredeyse tamamı şehir dışında geçiyor, dolayısıyla doğayla iç içe. Orman, ova veya köyler fark etmiyor, her yer yemyeşil. Yükseklik kazanımları uzun dik yokuşlar şeklinde değil, tüm parkura yayılmış irili ufaklı çıkış ve inişler bu kazanımı oluşturuyor. Sadece bir iki noktada kayda değer tırmanışlar var, onlardan da aşağıda bahsedeceğim.

Mozart100 eğim grafiği

Benim GPS kaydımda eğim grafiği böyle

Biz eşimle 18 Haziran perşembe günü akşamüzeri Salzburg’a ulaştık. O günü zaten otele yerleşme ve karnımızı doyurma ile kapattık. Vardığımızda hava kapalı ve yağmurluydu. Baktığım tüm hava tahmin siteleri sonraki 3 günün yağmurlu olacağı üzerinde hemfikirdi. Ertesi gün yine aynı yarışta koşacak olan Nejdet (Yergök) abi ve Ilgaz (ve ailesi) ile bir araya geldik. Salzburg o kadar küçük ki bir buluşma ayarlamaya gerek bile kalmadı, yolda karşılaştık. Oteller, yemek için mekânlar ve turistik noktalar “eski şehir” denilen kısımda ve çok küçük bir alana yayılmış durumda. Yarışın merkezi (kayıt alanı, başlangıç ve bitiş noktaları) de bu alanın ortasında sayılır. Kayıt konusu zaten 5 dakikada halloluyor. O gün çok fazla yürümeden, sadece Mirabell Sarayı bahçesinde biraz zaman geçirip erkenden dinlenmeye çekildik.

Kıyafet ve ayakkabı

Hava gün boyunca yaklaşık 13-14 derece civarındaydı. Ara ara güneş yüzünü gösterse de genelde kapalı ve serindi, sık sık da yağmur atıştırmıştı. Ertesi gün daha kapalı ve yağışlı olacağını biliyordum. Yanıma iki ayakkabı almıştım; Asics DS Trainer 19 ve Asics Kayano 21, hatta bunların dışında ayakkabım yoktu, bunları tüm tatil boyunca normal ayakkabı olarak da giymeyi planlamıştım. Böylece fazladan ayakkabı taşımayacaktım. Scenic 100 yarışında ilk tur sonunda alıp içindekileri kullanabileceğiniz bir torba bırakabiliyorsunuz. Aklımda DS Trainer’ı bu torbaya koymak ve ikinci tura başlarken onu giymek vardı. Hava nasıl olursa olsun şortla koşmayı düşündüğümden bacaklarım için yedek getirmemiştim ama üstüme bir tane vücudu saran fit tişört bir tane de onun üzerine tişört getirmiştim. Bu çiftten iki tane aldım yanıma. Bir çifti başlarken giyerim ikinciyi de ikinci tur başında giyerim diye düşündüm. Ayrıca bir buff ve bir de yağmurluk vardı yanımda. Torbayı aynen bu şekilde, bir çift ayakkabı, bir çift çorap, fit tişört ve kısa kollu normal tişört ile hazırlayıp sabah yanıma aldım. En çok düşündüğüm şey yağmurlukla başlayıp başlamamaktı. Kullandığınız yağmurluk su geçirmese dahi çok uzun süre yoğun yağmura maruz kaldığında geçirmeye başlayabiliyor. Ayrıca çok uzun süre yoğun yağmur yağmasa dahi ne kadar nefes alırsa alsın koşarken içeride terleme aşırı olduğundan üstünüzdekiler yine de ıslanıyor. Benim deneyimlerim bana hep bunu gösterdi. Yağmurluğu kısa süreli, az yağmurlu ve çok soğuk esintilerin olduğu bir yerde tercih edebilirim ama 13-14 derece sıcaklıkta, çok yoğun yağmur yağması olasıyken, rüzgâr beklentisi de yoksa ve 12 saate yakın sürecek bir aktiviteye başlıyorsam yağmurluk almak anlamlı değil sonucuna vardım. Sabah çıkarken sadece kafama buff taktım ve çıktım.

Mozart100 start

Yarış

Sabahın erken saatleri olduğundan hava biraz soğuktu, ısınmak için hızlı adımlarla başlangıç alanına doğru yürüdüm. Vardığımda henüz çok az koşucu gelmişti, hatta tur sonunda almak için torba bırakan ilk ben oldum. Çevreme baktığımda yağmurlukları, bereleri, uzun taytları ve sırtlarında suluklu çantaları ile epey kuşanmış koşucuların yavaş yavaş gelmeye başladığını fark ettim. Aralarında en hazırlıksız görünen benmişim gibi geldi. O anki görünüşüm 10 km antrenmanına çıkan biri gibiydi. Hafiften yağmur atıştırmaya ve biraz da esmeye başladığında cidden üşümeye başladım. Acaba yanlış mı yapıyorum diye düşünürken benim gibi gelen birkaç koşucuyu gördüm ve havanın birkaç saat içinde ısınacağını kendime hatırlatıp sakinleştim. Başlangıca 5 dakika kalmasına rağmen Ilgaz ve Nejdet abiyi göremeyince biraz endişelendim. Son anda geldiler ve başlangıç takının altında toplandık. Yaklaşık 110-120 kişi vardı (sanırım 116 kişi start almış). Sabahın çok erken saatleri olması ve havanın kötülüğü nedeniyle etrafta koşuculardan ve görevlilerden başka kimse yoktu. Saat tam 5:00’te sessiz sedasız start verildi. Sanki o da start verilmesini bekliyormuş gibi başlangıçla beraber yağmur da hızlanmaya başladı. Yarışın başında Salzburg’dan çıkmak için nehir kenarında 5 km kadar ilerleniyor. Bu ilk 5 km’yi yarışta nasıl bir strateji uygulayacağımı düşünmek için kullandım.

Beni tanıyanlar veya bu blogdan eski yazılarımı okuyanlar biraz şaşıracaklardır ama yarış öncesi stratejimi hiç düşünmemiştim. Bunu bilerek yaptım. Yarışın parkurunu detaylı incelemedim, nerede tırmanış var, eğim yüzde kaç, ne kadar patikada ilerleyeceğiz sonra ne tarafa döneceğiz, bunları hiç incelemedim. Bu detaylara yarış öncesi çok fazla kafa yorduğumda, yarış sırasında fazladan gerginlik yaşadığımı fark ettim. Görece kısa bir yarışta yine bu ön incelemeyi ve çalışmayı yaparım ama ilk 100 km yarışımda biraz daha rahat olmak istedim. Yarışta özellikle dikkat etmem gereken çok önemli bir nokta veya bölüm olmadığını bilmem yeterliydi. Hemen start öncesinde Nejdet abi, “çok hızlı başlamamaya dikkat et gerisi önemli değil” demişti. Başlangıçla beraber 5:00-5:10 dk/km civarı bir tempoyla koşmaya çalıştım. Hava karanlık, hafif sisli ve yağmurlu olduğundan kaç kişi öne geçti, o an ben nasıl bir sırada yarışa başladım pek anlayamamıştım. 5 km bittiğinde kendimi son 20 dakikada hissettiğim zorlanmada tutmaya, pace konusuna çok takılmadan bu zorlanmayı referans almaya karar vermiştim. Bu yarışı kolay ve ilk 100 km yarışı için ideal kılan tek özelliği her 5 km’de bir istasyon olması. Bu istasyonlardan biri sadece içecek, bir sonraki hem içecek hem yiyecek olacak şekilde ilerliyor. Böylece yanınızda hiçbir şey taşımak zorunda kalmıyor, beslenme stratejisi üzerinde çok kafa patlatmıyorsunuz. Benim planım her istasyonda muhakkak bir şeyler içmek ve yemekti. Bunu çok abartmayacak vücudumun beni yönlendirmesini bekleyecektim. Nehir kıyısından içeri döner dönmez sadece sıvı içeren ilk istasyona geldik, küçük bir bardak su ve bir iki yudum enerji içeceği içip yola devam ettim. Hemen ormanlık bir bölgeye girdik ve sinsice yükselen uzun bir tırmanışa başladık. Her ne kadar birkaç gündür yağmur yağsa da zemin aşırı çamur değildi. 7 km boyunca hafif hafif tırmanıp 805 m rakıma yükseldik. Daha yarışın başında böyle bir tırmanış olduğunu bile bilmiyor olduğuma şaşırıp yoluma devam ettim. Bu sırada bir koşucu ile yarışın başından beri yan yana koştuğumuzu fark ettim. Aslında koşan sayısı az olduğundan aralar epey açılmıştı ama bu koşucu ile sürekli yan yanaydık. Konuşmadan, anlaşmadan, tempolarımızı yakın bulup birlikte koşmaya başlamıştık. Sonradan Hollandalı olduğunu öğrendiğim ve ikinci turun sonuna kadar (bir iki kere “nasıl gidiyor”, “sorun var mı” gibi küçük soru cevaplar dışında) neredeyse hiç konuşmadan birlikte koştuğumuz bu arkadaşın yarıştan çekildiğini çok sonra öğrenecektim.

İkinci turda ilk ormanda sırılsıklam

İkinci turda ilk ormanda sırılsıklam

14. km civarında açık bir alana geldik. Hem yükselmiş hem de koruyucu ormandan çıkmış olduğumuzdan hava çok serinlemişti ve biraz üşümeye başlamıştım. Bu noktada neredeyse bir ayrımı kaçırıyordum ki birlikte koştuğumuz arkadaş beni uyardı. Parkurda işaretleme çok akıllıca yapılmıştı. Ayrım olmayan, alternatif bulunmayan yerlerde işaretler çok seyreliyor, ayrımlara yaklaşırken veya hemen ayrım sonrasında sıklaşıyordu. Ağaç ve çalılara asılmış kurdeleler doğru zamanda insanı uyarmaya yetiyordu. Asfalt bölümlerde ise ya yerde küçük kırmızı oklar ya da göz hizasında sağa veya sola ok olan tabelalar vardı. Benim kaçırmak üzere olduğum ayrım asfalt yol devam ederken bir anda sağa toprak yola dönülen bir yerdi. Düşüncelere dalmışken ne yerdeki küçük kırmızı ok, ne de sağdaki tabela dikkatimi çekmişti. Neyse ki biriyle koşuyordum da fazladan metreler koşmama gerek kalmadı. Yarışın 19. km’sinde bir tepeden aşağıya indik. İnişin sonunda sağdan sola uzanan geniş bir yol, karşıda ise üzerinde yoğun orman bulunan dik bir bayır vardı. İnerken kafamdan acaba sağa mı sola mı döneceğiz diye düşünüyordum ki yolun tam karşısında üzerinde “the climb” yazan bir tabela gördüm. Yol kesişimindeki görevliler doğrudan karşıyı gösterip “bu taraftan” diye bağırdılar ama orada yol filan yoktu. “The climb” tabelasının yanından çalıların arasına daldık. Dimdik ve daracık bir patika yüksek ağaçların arasında kayboluyordu. Sürekli yağmur yağdığından çok ıslanmıştım ve açık yollarda koşmak üşütmüştü, şimdi böyle korunaklı bir patika çok iyi gelecekti ama fena dikti. Neyse ki İznik ve ardından Tahtalı’da yarışmıştım. Bu ne kadar süreceğini bilmediğim dik yokuş oralarda gördüklerimden uzun olamazdı. Olsaydı Ilgaz veya Nejdet abiden kesin duyardım. Bu iyimserlikle başladım tırmanmaya. Gerçekten de 1 km bile sürmeden bitti. İsim vermeye değmezmiş diye sırıtarak 4. istasyona vardım.

The Climb - ikinci çıkışım

The Climb – ikinci çıkışım

Her istasyonda bir şeyler içme yaklaşımını sürdürdüm ama hava soğuk olduğundan abartmamaya özen gösterdim. Yiyecek olanlarda en çok tuzlu kraker ve kek tükettim. İçtiğim tüm sulara az da olsa her masada bulunan tuzdan bir tutam kattım. Kola çok iyi geliyordu, ondan tüketmeye dikkat ettim. Bir süre sonra Fuschl gölünü gördüm, ama temas çok kısa sürdü ve parkur dönüş tarafına yöneldi. Bu kısımda kalabalık bir caddenin sağında kaldırımda 2 km kadar koştuk, sanırım tüm parkurun en keyifsiz yeriydi. Sonra yine köylerin ve çiftlik arazilerinin arasından koşmaya devam ettik. 32. km yakınlarında ilk hafif yorgunluk sinyalleri belirirken araba motorlarının gürültülerini duymaya başladım ve dikkatim dağıldı. Büyük bir pistin yanında koşmaya başlamıştık. Pistte az da olsa spor arabalar ve motosikletler vardı ve yüksek hızda dönüyorlardı. Bu hareketlilik beni 36. km’ye kadar oyaladı. Sonra çok uzaklarda tepesi sivri kayalardan oluşan yüksek bir dağ fark ettim. Bu dağı diğer tarafından Salzburg’dan da görmüştüm, demek ki ona yaklaştıkça ilk turun da sonuna yaklaşacaktık. Kendimi biraz bununla oyaladım ve maraton mesafesini geçip yoğun yerleşimlerin olduğu bir yere gelene kadar bizi bekleyen merdivenleri düşünmedim. Tam 43. km’de tepe ve merdivenler başladı. Aykut’un Koşu Gazetesi’ndeki son haber yazısında da kullandığı kaynak olan bir videoda 132 basamak olduğundan söz ediliyordu. Ben de saymaya karar verdim, hem böylece saymaya odaklanıp zorluğu fark etmeyecektim. 132’yi çoktan geçmiştim, hatta 332’yi ve 432’yi de 🙂 Tepede olduğunu bildiğim binaya vardığımda 600’ü bile geçmiştim. Binanın yanındakilerle beraber 633 basamak saymıştım. Basamaklar devamlı değildi, aralarında basamak yapılmamış ama yine de aynı diklikte olan patikalar da vardı. Kısa bir mesafede bu dik tepeye tırmandıktan sonra yavaş yavaş iniliyordu. Önceki gün şehirde dolaşırken Nejdet abi merdivenlerin bittiği yeri göstermişti. Orayı görünce “ısınma turu” bitti diye düşündüm. İlk turun sonunda eşimi de görecektim, keyfim yerindeydi. Başlangıç noktasına varıp çantamı aldığımda Scenic 55 için 10’dan geriye sayım başlamıştı. Sırılsıklam olan üstümdekileri değiştirdim ama ayakkabıları değiştirmemeye karar verdim. Nasıl olsa yeni giydiklerim de hızla sırılsıklam olacaklardı, değiştirmenin bir anlamı yoktu. Hem ayağımdaki Kayanolardan çok memnundum o ana kadar. Tişörtleri değiştirip, mideme bir şeyler gönderdikten sonra Başak’la konuşup ikinci tura başladım.

Son bir iki istasyondur ayrılırken bir avuç kuru üzüm almaya ve bir süre ara ara ağzıma atmaya başlamıştım. Çok işe yaradığını fark ettiğimden start noktasından da bir avuç almıştım. Daha elimdeki üzümler bitmemişti ki o zamana kadar gördüğüm en şiddetli yağmur yağmaya başladı. Birkaç dakika önce kuru bir şeyler giyip rahatlamak ümidiyle torbadan aldığım tişörtler (ve tabii üzerimdeki diğer her şey) sanki suya atlamışım gibi sırılsıklam olmuştu. O kadar şiddetliydi ki önümü görmekte zorlanıyordum. İlk turun sonunda nasıl olduğunu sorduğum ve 4,5 saat birlikte koştuğumuz arkadaş çok sık tuvaletinin geldiğini ve midesinin de kötü olduğunu söylemişti. Gerçekten de ben ilk tur boyunca sadece iki defa çiş molası vermişken onun molalarının sayısı neredeyse 10-11’i bulmuştu. Onu en son ikinci tur başlarken yine kenarda çiş için durduğunda gördüm. Scenic 55 yarışının görece yavaş olan koşucu grubu ile birlikte ilk istasyona vardığımızda içeceklerin tümünün darmadağın olduğuna değil gönüllülerin haline üzüldük. Orman içindeki uzun tırmanışta çamur çok artmıştı. İlk turda büyük bir adımla üzerinden atlayıp geçtiğim ufak dereler 5-6 metre genişliğe büyümüşlerdi. Böyle bir dereye geldiğimde 4-5 tane Scenic 55 koşucusunun ne yapacağını şaşırır şekilde durmuş etrafına bakınıyor olduğunu gördüm. Sanırım suya girmek istemiyorlardı. Zaten deli gibi yağan yağmurda sırılsıklam olmuştuk. Yol istemek için bağırarak dereye daldım. Dizime kadar batıp hızla karşıya geçtiğimi gördüklerinde onların da arkamdan geldiğini gördüm. Sudan çıkınca neyi düşündüklerini anladım, su buz gibiydi, zaten düşük olan ısımı daha da düşürmüştü. Yapılacak tek şey biraz hızlanmaya çalışıp ısınmayı ummaktı.

Fuschl Gölü kıyısı

Fuschl Gölü kıyısı; havanın açtığı nadir anlardan

70. km’ye geldiğimde üst-ön bacak kaslarım (quadlarım) inanılmaz ağrımaya başladı. Bunu o ana kadar hissetmememin nedeni genelde çıkışta olmamızdı. Özellikle inişlerde çok acı veriyordu. İlk turda birlikte koştuğum koşucu inişlerde benden çok hızlı ilerliyordu. Düzde ve çıkışta tempomuz aynıydı ama inişte hep geride kalıyordum. Ne güzel “tempodaş” bulmuşken yitirmemek için ilk turda inişlerde gaza bastığımı anımsadım. Bu davranışın bedelini yarışın son saatlerinde ödeyeceğim belli olmuştu. Bu sırada, bu kez gölün etrafını dolanacağımız için ilk turun rotasından da ayrılmıştık. Gölün kıyısı boyunca nefis patikalarda hafif iniş çıkışlarla ilerledik. O sırada yağmur durmuş hava da hafif açılmıştı. Yarışın başında Başak’la Fuschl konusunda bir plan yapmıştık. Slazburg’dan Fuschl’a belirli saatlerde hem Scenic Light koşucularını hem de destekçileri taşımak için servis vardı. Bu servislerden 13:20’deki ile dönerse benim bitişime yetişebileceğini konuşmuştuk. Yani eğer onu görmek istiyorsam 13:15’den önce buradaki istasyona ulaşmam şarttı. Bacaklarımın ağrısını umursamadan bu süreyi gözeterek koşmaya çalıştım. Neyse ki çabam sonuç verdi 13:10 gibi Fuschl istasyonunda Başak’la buluştuk. Yeniden motive olmuştum ve kafamda tepesi kayalık dağı görmekten başka hedef kalmamıştı. Gölün diğer kıyısı da nefisti ve nasıl geçtiğini anlayamadan bitti. Bacaklarımın ağrısı tırmanışlarda azaldığından artık tırmanış bekler olmuştum. 85. km’de “ne dilediğine dikkat et” dermiş gibi “the wall” yazan bir tabela gördüm. “Bu ne ola ki” diye düşünürken kendimi dimdik bir asfalt yokuşta buldum. Neyse ki dik olduğu kadar uzun değilmiş, 1-1.5 km kadar sürdü. Yokuşun sonunda yine önceki turun rotasına bağlandık. Bu istasyondan sonra ikinci turda giderek artan ortalama pace değerime takıldı kafam. Yarışın sonunda, 100 km geçişinden sonra tepeye tırmanış, daha da önemlisi oradan iniş vardı. Bacaklarımın bu durumuyla oraya tırmanıp inmem çok uzun sürecek gibi görünüyordu. O nedenle kafayı 100 km geçiş zamanıma takmaya karar verdim. 11 saatten önce o mesafeyi geçmeye odaklandım. İnişlerde yürümeye çıkışlarda koşmaya başladım. Elimden geldiğince çok koşup ortalama tempomu daha da düşürmemeye çalıştım. Yarış pistinden ikinci geçişimde arabaların sayısı çok artmış ve motor gürültüleri çok uzaklardan duyulur olmuştu. Bir süre süratle giden arabalara odaklanıp koşmaya devam ettim. 90. km istasyonunda görevli Almanca bir şeyler söyledi, anlamadığımı söylediğimde yanımdaki koşuculardan biri çok iyi ve rahat göründüğümü söylediğini anlattı. Bu sözler bana çok moral verse de “gel de bunu bacaklarıma anlat” diye düşündüm. İstasyonlarda durmanın ortalama pace için ne kadar ölümcül darbe olduğunu artık öğrendiğimden hızla oradan ayrıldım.

Turların, dolayısıyla yarışın da son bölümü -son tepe yaklaşırken- uzun bir iniş şeklinde. Bu durum, quadlarını tüketmiş bir koşucu için hiç de iyi bir durum oluşturmuyor haliyle. Son kilometrelerde Scenic Light yarışının hızlı koşucuları sürekli yanımdan geçip gitmeye başlamıştı. Bazı Scenic 55 koşucuları da hızlanmış onlar da beni geçer olmuşlardı. O sırada kaçıncı olduğumu bilmesem de her geçenin göğüs numarasına bakıyor, benle aynı parkurda olan biri beni geçiyor mu görmek istiyordum. İlk turda sadece bir kişi geçmişti önüme, ikinci turda ise o ana kadar kimsenin geçtiğini görmemiştim. 93. km’de iki tane Scenic 100 koşucusunun geçtiğini gördüm. O kadar dinç ve hızlı gidiyorlardı ki bu geçişe karşı koymam imkânsızdı. 100 km noktasına çok yakınken biri kadın iki koşucu tarafından daha geçildim. Bacaklarım o kadar ağrıyordu ki yanıt vermem imkansızdı. Hem kaçıncı olduğumu bilmiyordum hem de benim hedeflerim arasında bir sıralama yoktu. Yine de böyle son anlarda geçilmek pek iyi hissettirmiyordu. Neyse ki 100 km geçişinde hedefimi tutturmuştum; 10:58. Artık tek yapmam gereken şu tepede ağrılara biraz daha katlanmaktı. Basamakları yine sayarak çıktım. Asıl işkence inişte olacaktı, kendimi hazırladım. Merdivenlerde yarış görevlilerinden biri bana bakarak Almanca bir şeyler bağırdı. Cümlelerinin arasında tek anlayabildiğim “top 10” kavramı olmuştu. Tabii hiç anlam veremedim, beni biriyle karıştırdı herhalde diye düşündüm. Tepenin inişi sırasında, ilk turda inişlerde abanmış olan geçmişteki Mert’le çok yüzleştim. Geçmişe dönüp, “yavaş evladım, bu quadlar daha çok uzun süre sana lazım olacak” demek isterdim. Kalan 3 km acı içinde geçen bir yarım saate dönüştü. Tam iniş merdivenleri bitip şehrin sokaklarına çıkarken bir Scenic 100 koşucusu daha hızla yanımdan koşup geçti. Artık yapabileceğim bir şey yoktu ama biri daha geçer mi korkusuyla düz yolda hızla koştum. Finish takını geçerken fotoğrafımı çekmişler. O fotoğrafta hissettiğim acı çok güzel vücut bulmuş. Neredeyse sürekli yağan yağmura, çamur olmuş patikalara ve insanın enerjisini sömüren soğuk havaya rağmen 102.5 km’yi 11 saat 31 dakika 28 saniyede tamamlamayı başarmıştım.

Mozart100 finish

Bitiş anında yüzümdeki acı ifadesini yakalamışlar

Mozart100 yarışında finisher tişörtü vermiyorlar. Onun yerine her yıl özel başka bir hediye düşünüyorlarmış. Bu yıl da finish anındaki fotoğrafınızı yerleştirdikleri bir takvim hazırlamışlar. Yarış sonrası birkaç dakika da fotoğrafı çıkartıp takvimi hazırlıyorlardı. Benimkini bir türlü getiremediler. 20-30 dakika bekledim. Aslında takvimden çok madalyamı almak istiyordum ama ikisini birlikte vermekte direttiler. Göğüs numaramı fotoğrafta çıkmayacak şekilde sol bacağıma iğnelediğimden takvimi bulamadıkları ortaya çıktı. Göğüs numarası görünmeyenler arasından bulup verdiklerinde titremekten dişlerim birbirine çarpmaya başlamıştı. Hızla otelin yolunu tuttuk. Yolda hava iyice serinlediğinden titremem arttı. Neyse ki hipotermi noktasına ulaşmadan otele ulaşıp sıcak bir duş alabildim. Anında yattım ve uyudum. Birkaç saat sonra uyandığımda Ilgaz ve Nejdet abinin de yarışı sağ salim bitirdiği haberini aldım ve yeniden uykuya daldım.

Kıyafet ve ayakkabı seçimlerimden ve kararlarımdan pişman olmadım. Her şekilde, terden veya yağmurdan, yağmurluğun altında tişörtlerim ıslanacaktı, bunun önüne geçmek için beni havanın esmediği daha ılık anlarında bunaltma olasılığı olan yağmurlukla engelleyemezdim. Bazı yüksek ve açık bölgelerde üşüdüm ama orman içlerinde veya güneşin kendini gösterdiği nadir anlarda da bunalmayacak denli hafif giyinmiş olmaktan memnunum. Hava çok soğusa ve rüzgar başlasa bu kararımdan pişman olabilirdim, bunu biliyorum ama neyse ki sonuç böyle olmadı. Kayano, bu mesafede yastıklaması ile inişlerde, özellikle ikinci turda çok işime yaradı. Ayak pençelerimi plasterle çok sağlam bir şekilde korumaya almıştım. Onlar da işlerini iyi yaptılar. En doğru seçimim buff kullanmak olmuş. Islansa da hava serinlediğinde alnımı ve ensemi sıcak tuttu.

Mozart100, çok sert olmayan, çeşitliliği ile sıkmayan ve doğal güzellikleri ile insanı kendinden geçiren parkuru, 5 km’de bir yer alan ve dolu dolu istasyonları, hevesli, kalabalık gönüllü/çalışan kadrosuyla aslında çok zor olmayan bir ultramaraton. Evet, belki parkuru çok hızlı değil, en iyi 100 km derecesi için uygun olmayabilir ama zorunlu malzemesi olmaması, hiçbir şey taşımadan koşulabilmesi bu yarışı ilk 100 km denemesi için bence ideal kılıyor. Sadece koşmaya odaklanabilir ve parkurun keyfini çıkararak ilk 100 km’nizi koşabilirsiniz. Buradan daha hızlı 100 km parkurları var. Örneğin benim aklımdaki bir olasılık da Biel 100k idi. O parkurun çok hızlı olduğunu ve PB için uygun olduğunu söylüyorlardı. Ama ben bu mesafedeki ilk yarışım için daha keyifli ve desteği sınırsız olanı tercih ettim. Bu tercihimden dolayı da mutluyum. Antrenmanlarım ve fiziksel kondisyonum konusunda da çok soru işaretim yok ama inişlere daha çok çalışmak gerektiğini öğrendim. Tırmanışlardan korkuyor, onlara yönelik antrenmanlar yapıyoruz ama inişleri hep göz ardı ediyoruz. Oysa inişlerde hızlı olan ve sağlam kalabilen biri ultramaratonlarda çok avantajlı olacaktır. Bundan sonra iniş konusunda da ciddi antrenmanlar yapmak gerek.

Ertesi gün yarışı genel sıralamada 14. olarak bitirdiğimi öğrendim. Yarışın başında karanlık, sisli ve yağmurlu havada öne kaç kişinin geçtiğini fark edememiştim. Sıralama hedefim de yoktu ama belki son 10 km’ye ilk 10 içinde girdiğimi bilsem acıya biraz daha fazla katlanmaya çalışabilirdim. Beceremeyebilirdim de, kimse bilemez. Yaş kategorimde 6. olmuşum. İlk 100 km yarışımda hiç ummadığım sonuçlar bunlar. Önce bitirebildiğim için, sonra 11,5 saatte bitirebildiğim için son olarak da 14. olarak gelebildiğim için çok mutluyum. Bu sonuçlarda yarışa çok rahat bir zihinle girmemin, beslenmeyi tam olması gerektiği ölçüde yapmamın ve tabii biraz da şansın yardımı oldu. Bir hedefe daha ulaştım. Bugüne kadar yaptığım en uzun egzersiz 11:05 ile Ironman’di ama artık 11:31 ile bu yarış onun yerini aldı.

Not 1: Scenic 100 yarışını 8:45:50 süreyle Çek Cumhuriyetinden Daniel Oraek kazandı. Kadınlarda Hırvat Maria Vrajic 9:50:03 süreyle birinci oldu. Tüm sonuçlara şuradan ulaşabilirsiniz.

Not 2: Toplam kazanım yarışın sitesinde 2520 m olarak belirtilmiş ama benim GPS kaydım 3000 m’den fazla verdi. Bu arada sitede resmi olarak 102.6 km olarak belirtilen parkurun 102.9 km gibi inanılmaz derecede doğru çıkması çok güzel.

Not 3: Raporda çok yerde hava ve yol koşullarından söz ettim. Bunu, yaptığım şeyi büyük göstermek için veya zorluğunun altını çizmek için yapmadım. Yarış raporlarında bu tip detaylardan yeterince söz etmek gerektiğini düşünüyorum. Aynı yarışı koşmayı planlayan ve benim koşu geçmişimi bilen koşucuların parkuru ve yarışı tam olarak anlamaları önemli. Böylece kendi planlarını yapabilir ve hedeflerini belirleyebilirler.

Reklamlar
Yorum bırakın

1 Yorum

  1. Mozart100 – Salzburg | Ankyra Spor Kulübü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: