Kalp Atımı Hızı ve Çalışmalarda Kullanımı – 1

Kalp Atımı Hızı ve Çalışmalarda Kullanımı – 1

Giriş notu: Yazının içeriği büyük oranda Joe Friel’in “Total Heart Rate Training” kitabındaki bilgilerden derlenmiştir.
Öncelikle kalp atım hızını (nabzı) neden önemsiyoruz ona bakalım. Bunun için uzunca bir girişe ihtiyacımız olacak ama ben elimden geldiğince kısa tutmaya çalışacağım. Fitness seviyemizi artırmak için çalışma şeklimize karar verirken değiştirebileceğimiz sadece 4 şey var: tür, frekans, süre ve yoğunluk (intensity). Çalışma türü; koşu, yüzme, bisiklet veya yüzme-bisiklet-koşu üçlüsü gibi yaptığımız çalışmanın türünü ifade eder. Frekans, çalışmayı ne sıklıkla yapacağımızdır; örneğin haftada 5 gün. Süre, çalışmanın uzunluğudur; mesela 30 dakika. Frekans ve süre genelde çalışmanın hacmi olarak da dile getirilir. Biz koşucular da genelde hacimden konuşuruz; haftada 4 saat koşuyorum veya haftada 50 km koşuyorum gibi. Bu üç değişken anlaması, ölçmesi, bilmesi kolay değişkenlerken yoğunluk anlaşılması ve belirlemesi oldukça güç bir değişkendir. Kimi zaman bunu “hissedilen zorlanma” olarak dile getiririz. Bunun için standart 10’luk bir skala da vardır. Ancak kişiye göre çok değişken olabilecek bir şey olduğundan kullanımı çok da net olmaz. Bir başka yöntem “hız”dan konuşmak olabilir ama rüzgar, yolun eğimi veya başka nedenler bunu da standart olmaktan uzaklaştırır. “Üretilen güç” yoğunluğu gösterebilir ama ölçmesi zordur; bisikletçiler güç ölçerler kullanırlar ama bildiğim kadarıyla fiyatları oldukça yüksek. Laktat (lactate) birikmesi başka bir yoğunluk göstergesidir. Kaslar karbonhidratları yakarak enerji üretirler ve bu kimsayal reaksiyonun yan ürünü laktik asittir. Birikme arttıkça laktik asit kas hücresinden sızmaya hatta kana karışmaya başlar ve orada hidrojen iyonlarını salar. Aslında hepimizin zaman zaman zorlandığımızda hissettiğimiz kaslardaki yanma sıkça dile getirildiğinin aksine laktik asitten değil işte bu hidrojenden kaynaklanır. Kandaki laktik asit miktarını ölçmek o anda yapılan çalışmanın yoğunluğu hakkında çok net bilgiler verecektir ancak bu ölçüm de gerçekten herkes için uygulanabilir değildir (her ne kadar taşınabilir bazı aygıtlar üretildiyse de bana pek kullanışlı görünmüyor, size?). Son olarak elde kalan en standart ve en ölçülebilir olan nabızdır. Nabız, yapılan çalışmanın yoğunluğuna çok net bir şekilde doğrusal biçimde bağlıdır. Yani yoğunluk arttıkça, sporcu zorlandıkça, kaslarda o kadar fazla oksijene gereksinim doğar (tabii kastan uzaklaştırılması gereken çıktılar da o kadar artar). Tüm bu gereksinimleri karşılayan kalp de daha fazla çalışmaya başlar. (En kısa bu kadar girebildim konuya.) İşte bu yüzden, yani yaptığımız çalışmanın yoğunluğunu anlayabilmek için nabız konusuna kafa yorarız. Yazının devamı…

Koşu Antrenmanı Türleri ve Boşa Giden Kilometreler…

Koşu Antrenmanı Türleri ve Boşa Giden Kilometreler…

Son olarak 25 Nisan’da Haliç Yarımaratonu’na katıldım. Şimdiki planım ise -bir aksilik olmazsa- 26 Eylül’de Berlin Maratonu’nda koşmak. Henüz takip edeceğim programı seçemedim ama ya 16 ya da 18 haftalık bir program izleyecğim. Dolayısıyla ya 24 mayısta ya da 7 haziranda yeniden bir programa bağlı olarak çalışmaya başlayacağım. 25 Nisan sonrası 1 haftayı toparlanma için ayırmıştım. Sonrasındaki 3-4 haftayı nasıl geçireceğime bir türlü karar veremediğimden haftalık koştuğum mesafeyi 20 km’den 45 km’ye çıkarmaktan başka bir hedef belirleyemedim. Bu konu beni çok rahatsız etti, ben de antrenman türlerine kısaca değineceğim ve sonucunda 3-4 haftadır yapmakta olduğumun ne olduğunu sonucuna varacağım bir yazı yazmaya karar verdim.
Uzun mesafe koşucuları sürekli gelişimi amaçlıyorlarsa çalışmalarını da belirgin amaçlarla gerçekleştirmelidirler. Zaman içinde deneyimlerle ve bilimsel yöntemlerle ortaya çıkarılmış tüm antrenman türlerinin çok net amaçları ve dolayısıyla çok net tarifleri vardır. En sık karşılaşabileceğiniz 7 tanesine kısaca aşağıda yer vermeye çalıştım: Yazının devamı…

8. Uluslararası Haliç Yarımaratonu

8. Uluslararası Haliç Yarımaratonu

25 Nisan pazar günü, İstanbul’da Haliç Yarımaratonu koşuldu. Haliç Yarımaratonu aslında 1987’de koşulmaya başlanmış olmasına karşın uzun yıllardır gerçekleştirilmiyormuş. Sitesindeki tarihçe bölümünden bir alıntı ile yarışın geçmişine göz atılabilir:

Dünyanın sayılı parkurlarından biri olan ve düzenlendiği yıllarda elit atletler tarafından rekor hedeflenerek koşulan Haliç Yarı Maratonu, 2010 yılında tekrar start alıyor. Tüm atletlerin büyük beğenisini toplayan ve dümdüz parkuruyla her koşucunun en iyi derecesini yapma imkanını sağlayan yarı maraton, Türk sporseverlerle tekrar buluşmanın eşiğinde.

Haliç Yarı Maratonu, Avrasya Maratonu organizatörü olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilirken, Haliç’e kıyısı bulunan ilçe belediyeleri de organizasyona destek verecek.

2000 yılından bu yana bir kaç defa uluslararası takvime konmasına rağmen bir türlü gerçekleştirilemeyen Haliç Yarı Maratonu sonunda mesafe koşucularıyla buluşuyor. 1987-1993 yılları arasında toplam yedi defa koşulan yarış, 1994 yılında sekizincisi gerçekleşemeden sona ermişti.

Ben de bu sene yeniden koşulmaya başlamasına destek vermek, katılımcı sayısının yüksek olmasını sağlamak amacıyla oradaydım. Gerçekten yukarıdaki alıntıda bahsedildiği gibi düz ve hızlı bir parkur. 2009 Mart’ında koştuğum ilk yarı maratonu 1 saat 53 dakikada tamamlamıştım. Sonrasında iki maratona katıldım ama ikinci bir yarı maratona katılma fırsatım olmamıştı. Yazının devamı…

Azı iyiyse çoğu daha da iyi (midir gerçekten?)

Azı iyiyse çoğu daha da iyi (midir gerçekten?)

İnsanların sık düştükleri bir yanılsama vardır; azı iyiyse çoğu daha da iyidir. Spor yapmak konusunda da bir çok insan benzer yanılsamayı yaşar. İnsanlar antreman yaparken/çalışırken fitness seviyelerinin arttığını düşünür. Oysa fitness seviyesi, çalışma sonrası dinlenme evresinde artar. Antreman öncesi kişinin fitness seviyesini temel seviye kabul edelim. Çalışma esnasında fitness seviyesinde azalma olur, çünkü antreman katabolik bir süreçtir (katabolizma, enerjice zengin ve büyük moleküllerin daha küçük moleküllere parçalanması olayı/sürecidir, metabolizmanın yıkım aşamaları olarak da genellenebilir-vikipedi). Çalışma sonrası gelen dinlenme evresinde fitness seviyesinde yeniden bir artış olur. Vücut yapım sürecine girmiştir ve belirli bir süre sonra başlangıç fitness seviyesine ulaşılır. İnsan vücudu esnek ve uyuma yönelik bir yapıda olduğundan bir yıkım daha oluştuğunda hazırlıklı olmak için fitness seviyesini başlangıçtan daha üst seviyeye çıkarmaya çalışır. Bir süre yeniden çalışma yani yıkım oluşmadığında yeniden başlangıç seviyesine dönüş başlar. Tüm bu süreci aşağıdaki çizimde görmek mümkündür. Yazının devamı…

Ayakkabı bağlama şekli

Ayakkabı bağlama şekli

“Ayakkabı bağlama şekli mi? Tamam, kategori adı Küçük İpuçları ama bu kadar da küçük olmaz ki…”

dediğinizi duyar gibiyim. Ama emin olun birçok insan ayakkabı bağlamayı ufak bir farkla yanlış biliyor.

“Tamam, yanlış bilsin, ne olur ki…”

diye düşündünüz değil mi? Ne olur söyleyeyim… Koşarken ayakkabınızın bağcıkları çözülür, durmak zorunda kalırsınız, bağlar yeniden devam edersiniz, tekrar çözülür, sinir olursunuz, koşu keyif olmaktan çıkar sıkıntı halini alır. Gelin en iyisi doğrusunu öğrenelim ve daha keyifli antremanlar yapalım.
Aslında ayakkabı bağlama şeklini yazıyla anlatmak çok güç o yüzden doğrudan youtube videosunu ekliyorum.

Videodaki İngilizce konuşmanın özeti:
Ayakkabı bağlamanın bir doğru yolu bir de yanlış yolu vardır. Yanlış bağlanmış bağcıkları görüntüsünden tanıyabilirsiniz; dengeli ve düzgün durmazlar. Karşıdan bakıldıklarında yamuk görünürler.
Doğru bağlama şeklinin ilk adımı hepimizin bağlama şeklindeki ilk adım ile aynıdır. Bildiğimiz basit tek düğüm atılır. İkinci adımda bir uç fiyonk yapılır. Bu da alışık olduğunuz yöntemdeki ikinci adım ile aynıdır. Fark son adımda yatıyor. Normalde birçok insan serbest ucu fiyonkun üstünden geçirir. Doğru yöntem bu üçüncü adımda serbest ucu fiyonkun altından geçirip almaktır.

Runtalya 2010 – 2. Maraton

Runtalya 2010 – 2. Maraton

Runtalya 2010 Finish
Runtalya 2010 Finish
Geçtiğimiz hafta sonu pazar günü Antalya’da Runtalya 2010 etkinliğinde ikinci defa tam maraton koştum. İlk maratonumu 18 Ekim 2009’da Avrasya Maratonu’nda koşmuştum. Oradaki derecem 4 saat 7 dakika idi. Avrasya’dan 3 hafta sonra Hal Higdon’ın Intermediate I çalışma programına başladım. Koşu günlerinde bir kilometre bile aksatmadan programın tümünü tamamladım ancak zaman problemi nedeniyle cross training günlerini atlamak zorunda kaldım (yanlıştı, ama bir seçim yapmak zorundaydım). Bu programı tamamlayıp pazar günü koştuğum ikinci maratonda derecemi 14 dakika iyileştirdim, bitiş çizgisini resmi olarak 3 saat 53 dakikada geçtim. Yarış hafta sonunu ve yarışın detaylarını aşağıda yazacağım ki hem Türkiye’de düzenlenen yarışlar hakkında hem de bir maraton koşusunun detayları hakkında paylaşım olsun. Yazının devamı…
Seyahatte Koşu

Seyahatte Koşu

İş için, tatil için ya da başka bir nedenle ikamet ettiğiniz yerden başka bir yere birkaç gün veya daha fazla süreliğine seyahat ettiğinizde mutlaka yanınıza koşmak için gerekenleri alın. Bunun için şu nedenleri sayabilirim:

  1. Antreman programınızı aksatmamış olursunuz
  2. Gittiğiniz şehrin veya ülkenin sokaklarını, caddelerini yani dokusunu görürsünüz.
  3. Gidiş nedeninizle bağlantılı olarak zaten göreceğiniz yerler dışında bölgeleri görür bulunduğunuz yerin daha fazla bölgesini öğrenirsiniz.
  4. Yeni insanlarla tanışma, dolayısıyla yeni şeyler öğrenme olasılığınız artar

Ben de geçtiğimiz 4-5 gün boyunca, Microsoft Tech-Ed Middle East etkinliğine katılmak üzere Dubai’deydim. Tabii ki giderken yanıma koşu ayakkabılarımı ve koşu saatimi (kalp atım ölçüm cihazı ile birlikte) aldım. Maratona (Runtalya) bir hafta kaldığından dinlenme evresindeydim, o yüzden kısa iki koşu denk düşüyordu orada olacağım zamana. İlk antremanım 5 km’lik bir koşu idi. Hiç bir yeri bilmediğimden otelden çıkıp kaldırımlarda koştum. Beklediğimden sıcak ve rüzgarlı (dolayısı ile kumlu) bir gündü. O günkü koşudan pek keyif alamasam da bulunduğum bölgenin dokusunu keşfetmek açısından faydalı bir koşu oldu. Yazının devamı…

Evet, yapabilirsin…

Evet, yapabilirsin…

Yazıyı okumaya başlamadan önce lütfen kısa bir süre elinizdeki (yani sizin olan) vücut ve beyin ile yapabileceğinizi ve yapamayacağınızı sandığınız şeyleri düşünün. Bu şeyler koşmakla veya başka bir sporla ya da bambaşka bir konuyla ilgili olabilir. Yapılamayacağını düşündüğünüz için vazgeçtiğiniz hedeflerinizi veya korkup hiç girişmediğiniz meydan okumaları düşünün kısaca. Sonra şunu bir hayal edin; yaklaşık 50 kiloluk bir ağırlığı 4 km yüzerek çekeceksiniz, sonra hiç durmadan onu bisikletinize yükleyip 180 km pedal çevireceksiniz, en sonunda da yine ara vermeden onu bir arabada iterek 42 km koşacaksınız. Yapabilir misiniz? Yapılabilir mi? Bir insan bunu yapabilir mi? Ya da bir insan bunu ne kadar zaman sürdürebilir? Şimdi devam edelim.

Team Hoyt
Yazının devamı…
Bugünkü uzun koşunun detayları

Bugünkü uzun koşunun detayları

Çalışma programımın grafiği
Çalışma programımın grafiği (y ekseni haftalık toplam km, x ekseni hafta)

Bugün 18 haftalık maraton hazırlık programımın 15. haftasının son günüydü. Bu 18 hafta içinde önemli günlerden biriydi çünkü bugünkü koşudan sonra çalışma programında eksilmenin yani dinlenmenin yaşanacağı son 3 haftaya giriyorum. 18 Ekim 2009’da koştuğum ilk maratonuma hazırlanırken (ki hedefim sadece bitirmekti) kullandığım programda sadece bir tane 32 km koşu vardı ve yine 3 hafta kala koşmuştum. Bu sefer Hal Higdon’un Intermediate I programını uyguluyorum ve içinde biri sona 5 hafta kala diğeri 3 hafta kala olan iki adet 32 km koşu var. Bu programı seçmemin nedeni bu seferki hedefimin maratonu 4 saatin altında bir sürede bitirmek olmasıydı. Daha kısa sürede bitirmek istiyorsam birden fazla 32 km koşmam gerekiyordu. Tabii hızlanmak için asıl yapmam gereken interval çalışmaları, fartlekler ve tepe çalışmalarıydı ancak çalışma evresi kışa denk geldiğinden bunun yerine haftada koştuğum km sayısını artırmaya ve iki defa 32 km koşmaya karar verdim (verdiğim bağlantılar İngilizce, ancak bunları detaylandıracağım yazılar da olacak). Gelelim bugünkü koşuya. Yazının devamı…
Ölçümler konusuna devam: RunKeeper ve Nike+

Ölçümler konusuna devam: RunKeeper ve Nike+

İlk ölçümler başlıklı yazıda sadece basit, turları kaydedebilen kronometreli bir saatten söz etmiş ve daha teknolojik çözümlerden bahsedeceğim sözünü vermiştim. İşte bu yazıda onlardan ikisini ele alacağım.
RunKeeper
Bu teknolojik çözümlerden ilki bir iPhone uygulaması. Biliyorum ne kadar yaygın olsa da herkesin bir iPhone’u yok ama bu uygulama kendinden söz edilmesini hak ediyor.  Uygulamanın adı RunKeeper…

RunKeeper çalışma kaydı örneği
RunKeeper çalışma kaydı örneği

RunKeeper iPhone’un GPS yeteneklerini kullanarak bir koşucunun (ve tabi bir bisikletçinin) ihtiyacı olabilecek birçok veriyi sağlayan uygulama. Nedir bu birçok veri? Mesafe, zaman, hız, tempo (pace), zaman, yakılan kalori miktarı, eğim ve harita üzerindeki rota. Koşu sırasında tüm bu verileri anlık olarak görebildiğiniz gibi çalışma sonrasında uygulamaya ait web sitesine de yükleyebiliyorsunuz (tabii bir hesap açmış olmanız şartıyla). Çalışmalarınızın tüm verisi, harita üzerinde işaretlenmiş rotası, eğim, hız vb. grafikleri içeren kayıtlar isterseniz herkese açık isterseniz ise size özel saklanıyor. Yani aslında bir önceki yazıda sözünü ettiğim DailyMile‘ın yaptığı kayıtları saklama işini üstlenen bir de web sitesi hizmeti de sunuyor uygulamanın geliştiricileri. Ve buraya kadar anlattığım tüm bunlar ücretsiz, evet çok şaşırtıcı ama öyle. Uygulamanın bir de paralı versiyonu var. Bu özelliklere ek olarak, çalışma sırasında sesli uyarı ve bilgilendirme mesajları, hazır ve sesle yönlendirmeli çalışma programları ve playlist uyumluluğu gibi gelişmiş özellikleri de barındıran bu versiyonun fiyatı 10 dolar. Web uygulamasının da paralı bir kısmı var; adı FitnessReports. Çalışma kayıtlarınızdan detaylı raporlar üretmeye yarayan bu kısmın detaylarını bilmiyorum. Çünkü ben hem iPhone uygulamasının hem de web uygulamasının ücretsiz olanlarını kullandım ve her ikisinden de çok memnun kaldım. İlk Ölçümler yazısında bahsettiğim Nike saatten sonra kullandığım araç RunKeeper oldu. Son altı aya kadar da sürekli kullandım. Vazgeçmemin tek nedeni kalp atım hızına ihtiyaç duymak oldu. Yazının devamı…