1. Bozcaada Yarımaratonu & 10K Koşusu

1. Bozcaada Yarımaratonu & 10K Koşusu

Bozcaada yarımaratonu ve 10K koşusuBu haftasonu, 14 Mayıs 2011’de, Yarış Takvimi Platformu’nun düzenlediği 1. Bozcaada Yarımaratonu & 10K Koşusu koşulacak. Bozcaada Belediyesi ve Bozcaada Kaymakamlığı’nın da katkılarıyla New Balance’ın ana sponsorluğunda Yarış Takvimi tarafından düzenlenen bu yarış Türkiye Atletizm Federasyonu (TAF) ve Uluslararası Maraton Yarışları Birliği’nin (AIMS) 2011 takviminde yer alıyor.
Yarışı organize eden Yarış Takvimi Platformu tamamen gönüllülerin çabalarıyla faaliyet gösteren bir oluşum. Başta Zeynel Alhan ve sitede adları listelenmiş kişiler olmak üzere tamamen kendini atletizm sevgisine adamış kişilerden oluşan Yarış Takvimi, çoğunlukla uzun mesafe yol koşuları olmak üzere, duatlon ve triatlon yarışları organize ediyor. 2009’un Mayıs ayında düzenledikleri ve 22 kişinin katıldığı ilk yarıştan sonra, 2010 yılı sonuna kadar geçen bir buçuk yılda toplam 8 koşu, 1 triatlon, 1 de duatlon yarışı organize etmişler. Yarışlarına katılım her seferinde biraz daha artıyor ve son 3 yarışa 300 kişinin üzerinde koşucu katılmış. Başlarda Riva özelinde gibi görünen yarış organizasyonları yavaş yavaş ülkenin farklı bölgelerine taşınacak gibi görünüyor. 2011 Kasım ayında Şanlıurfa’da 10k yol yarışı planladıklarını biliyorum. Ben de 2010 Kasım’ında düzenlenen 7. Riva 10K yol koşusuna katılmış ve bu platform ile tanışma fırsatı bulmuştum. Oldukça düzenli bir organizasyondu ve çip dışında bir eksiklik hissetmemiştim.
Yazının devamı…

Çıplak Ayakla Koşu

Çıplak Ayakla Koşu

Çıplak ayaklı koşucuSon bir kaç yıldır popülaritesi giderek artan ve son aylarda artık iyiden iyiye tüm koşucular tarafından konuşulmaya başlayan bir konu bu. Her geçen gün daha sık duymaya başlıyorum. Zaten son bir yıldır benim de kafamı meşgul ediyor ve sık sık üzerinde düşünüyorum. Geçen haftaki koşularımdan birinde, üzerinde bu kadar çok kafa yorduğum ve sürekli okuduğum bu konu hakkında neden yazmıyorum diye düşündüm. İşte bu yazı, çıplak ayak koşmak konusunda duyduklarım, okuduklarım, anladıklarım ve sorularım ile ilgili. Her popüler konuda olduğu gibi bu konuda da taraflar, hatta oldukça radikal taraflar oluşmuş durumda. Bazen çevremdeki koşuculardan duyduklarım da herkesin konuyu farklı algıladığını fark etmemi sağladı. Bu yazı sayesinde ben kendi anladıklarımı paylaşacak ve kafamda halen cevabını bulamadığım sorulara cevap arayacağım. Cevapları bulamasam bile sizlerle soruları paylaşmış olacağım.
Koşucular ve atletizm severler, çıplak ayakla koşmak konusuyla, 28 yaşında bir Etiyopyalının 1960 Roma Olimpiyatı’nda, sponsorların elinde kendi ayak numarasında ayakkabı kalmadığı için maratonu çıplak ayakla koşup altın madalya kazanması sayesinde tanıştılar. Abebe Bikila zaten antrenmanlarını çıplak ayakla yaptığından izleyenler şaşırsa da bu onun için zor olmamıştı. Daha yazının başında olsak bile bu yazıyı okuyan çıplak ayak koşu taraftarları “ya gördünüz mü, işte çıplak ayakla altın madalya almış adam” diye düşünüyor olabilirler ama Bikila 4 yıl sonra Tokyo Olimpiyatı’nda 3 dakika daha hızlı koşup, hem altın madalya almış hem de rekor kırmıştı; bu sefer ayakkabılarıyla. Konu o tarihlerden beri biliniyor olsa da bilimsel araştırmalara veya popüler yayınlara çok yansımadığı için gündemden uzak kalmış, bu sırada da büyük ayakkabı firmaları son yıllara dek sürekli daha fazla yastıklamalı, daha çok destekli ve daha konforlu ayakkabılar üretmeye devam etmişler. İşi, koşarken ayağı zemindeki tehlikelerden korumaktan ibaret olması gereken ayakkabılar zaman geçtikçe daha fazla görevi üstlenmişler ve ortaya çıkan her türlü sakatlıkta biraz daha “teknolojikleşerek” neredeyse karmaşık aletlere dönüşmüşler. Ta ki, 2009’da Christopher McDougall‘ın yazdığı “Born To Run” isimli kitap yayınlanana ve koşucu dünyasına bir bomba gibi düşene kadar.
Yazının devamı…

Tarsus Yarımaratonu 2011

Tarsus Yarımaratonu 2011

2011 Tarsus Yarımaratonu - Start
2011 Tarsus Yarımaratonu - Start
İki hafta önce Antalya’da Runtalya 2011’de maratonu koşmuş, yarış hakkında aklımda kalanları da burada anlatmıştım. Runtalya 2011, şu ana kadar koştuğum en hızlı maratondu. Hedeflediğim zaman olan 3:30’a çok yaklaşmış, bitiş çizgisini 3:31’de geçmiştim. Yarıştan sonra her ne kadar hemen yeniden koşmaya başlamak istesem de hem vücuduma dinlenmesi için zaman tanımam gerektiğini bildiğim hem de Ankara’da o hafta kara kış yaşandığından 5 gün koşamadım. Ardından, bir kaç gün kolay koşularla kendimi test ettim ve yarıştan ancak 8 gün sonra normal koşulara dönebildim. Her koştuğum maratonda normale dönmem biraz daha az zaman alıyor. Ayrıca bu sefer yarış sonrası kendimi her zamankinden daha güçlü hissediyordum.
Geçtiğimiz yılın sonunda 2010 özeti yapıp, 2011 planını oluşturmaya çalışırken Tarsus Yarımaratonu’nu, Runtalya’ya çok yakın bir tarihte olduğundan hedeflediğim yarışlar arasına almamıştım. Aslında koşmaya başladığımdan beri aklımda olan bu yarışı çok merak ediyordum. Doğum yerim Tarsus ve ailem de Mersin’de diğer bazı yakınlarımız ise Adana’da yaşıyor. Anlayacağınız Çukurova; bu üç yerleşim yeri; benim memleketim. Ocak ayında bu nedenle Adana Yarımaratonu’na katılmakta tereddüt etmemiş, sonrasında da epey memnun kalmıştım. Koştuğumu bilen yakınlarımdan “madem maraton koşuyorsun, neden gelip memleketinde, Tarsus’da koşmuyorsun” şeklinde mesajlar aldım. Ayrıca koşucular arasında “Tarsus yarımaratonu güzeldir, iyi bir organizasyondur” biçiminde yazışmalar okumuştum. Tüm bunlara rağmen, kayıtların son tarihinin 15 Mart 2011 olduğunu öğrendiğimde dahi, 6 Mart 2011 tarihindeki maratondan sonra yeterli zaman geçmediğini düşünüyordum, ama bir yandan da aklım yarışta kalmıştı. 15 martta, gidip gitmemek arasında kalmış durumdayken, “kayıt olayım, gidemezsem organizasyona 15 tl katkıda bulunmuş olurum, gitmeye karar verirsem de açıkta kalmamış olurum” diye düşünüp kayıt işlemlerini gerçekleştirdim. Cuma öğle saatlerine kadar halen karar verememiştim. Bir an, ne kadar yorgun olsam da 21 km koşabileceğim, sadece organizasyonu ve parkuru görmek için bile gitmenin mantıklı olacağı fikri ağır bastı. Hemen gidiş ve dönüş otobüs biletlerimi aldım. Cuma gecesi otobüste geçti. Otobüs yolculuklarında uyumakta zorlanan biri olduğumdan düzgün bir uyku uyuyamadım. Yazının devamı…

Runtalya 2011

Runtalya 2011

“Maratonu koşmak değil, maratona hazırlanmaktır esas zor olan” şeklinde anonim bir deyiş vardır. Çünkü maratona hazırlanmak sabır ister, disiplin, istikrar ve büyük çaba ister. Yarış günü gelip çattığında, koşucu, başlangıç çizgisinin gerisindeki yerini aldığında, zaten asıl zorluğu geride bırakmış olmanın verdiği rahatlıkla başlar yarışa. Maratona hazırlanmak zordur hele bir de bu süreç kışa denk geliyorsa, iş iyiden iyiye sıkıntılı bir hal alır. Günler kısadır, havalar soğuk. Sabah erken de kalkılsa, akşam mesai sonrasına da bırakılsa antrenman karanlıkta ve soğukta yapılacaktır. Kar yağar, fırtına eser, yağmur bastırır, ayaz olur… Kendini bu işe adamış koşucu disiplinle programına uymaya çabalar ama sabrı sınanır kış sezonunda. Bilmiyorum biraz abartılı mı oldu ama bu benim kış sezonu maraton hazırlığı için hissettiklerimin bir özeti. Geçtiğimiz kış boyunca hazırlandığım maratonu bu hafta sonu koştum. Okuyacak olduğunuz yazı bu sürecin bir özetidir.

Runtalya 2011 Madalya
Runtalya 2011 Madalya
26 Eylül 2010’da koştuğum Berlin Maratonu sonrası hastalık nedeniyle düzenli ve verimli antrenman yapamadığım yaklaşık bir aydan sonra kısa bir hazırlıkla Riva’da 10K yarışına katılmış ardından da bahar için Runtalya 2011’de maraton koşmaya karar vermiştim. Koşacağım maratona karar vermek zor olmadı ama hazırlık sırasında kullanacağım programa karar vermek biraz zaman aldı (Hal Higdon’ın tüm programlarını denemiştim ve hiç biri tam olarak içime sinmemişti). Runner’s World’ün Garmin’e yüklemek için hazır şekilde sunduğu, Advanced Marathoning kitabında yer alan, yine Runner’s World sitesinde sunulan SmartCoach uygulamasının önerdiği ve FIRST isimli programlar arasında bir seçim yapmak için kolları sıvadım. Burada seçimi etkileyen tüm faktörlere değinmeyeceğim ancak haftada üç önemli antrenman veren ve geri kalan günlerde çapraz antrenman veya kolay koşular öneren FIRST’i tercih etmemdeki en önemli neden yukarıda bahsettiğim kış dönemi zorluğu oldu. FIRST, haftada sadece 3 önemli antrenmanı dışarıda yapmamı gerektirecekti. Kalan günlerden ikisinde de evde trainer ile bisiklet antrenmanı yapacaktım. Hem kışın dışarıda yapılacak antrenman sayısının azlığını hem de daha önce haftada 6 gün koşarken vücudumu fazladan yorduğum endişesini göz önünde bulundurdum. Tüm bunların yanı sıra akademik çalışmalar neticesinde ortaya konmuş bir program olması da beni cezbetmişti. Yazının devamı…

Taper Dönemi

Taper Dönemi

Maraton veya yarı maraton yarışlarına hazırlananlar son birkaç haftayı, dilimize “aktif dinlenme” olarak çevirebileceğimiz “tapering” dönemi olarak değerlendirirler. Bu tür yarışlara hazırlananlar, uyguladıkları programların başlangıcında temel oluşturur, ortalarda performanslarını en iyi noktaya çekmek için üst düzey çaba sarfeder, sonlarda ise yukarıda bahsettiğimiz aktif dinlenme evresine girerler. “Taper”ın yarış sırasındaki performansa etkisi gerçekten büyüktür. Yani ne kadar doğru şekilde geçirilirse o kadar katkısı, ne kadar yanlış geçirilirse de o derece negatif etkisi olur. Kimi görüşler, bu dönemde koşu antrenmanlarının hem mesafesinde hem de yoğunluğunda (intensity) azaltmaya gitmek gerektiğini savunurken, kimi görüşler ise sadece mesafeyi azaltmanın, yoğunluğu ise sabit tutmanın doğru olduğunu savunurlar. Ben ikinci görüşten yanayım. Mesafeyi azaltarak yorgunluktan korunmak ancak yoğunluktan ödün vermeyerek performansı yitirmemek gerektiğini düşünüyorum ve böyle de yapıyorum. İkinci görüşe göre “taper” süresince hedef tempodan yavaş antrenman yapmak gereksizdir.
Ben de son iki buçuk haftadır, 6 martta Antalya’da koşulacak olan Runtalya 2011 için sürdürdüğüm programın taper evresindeyim. Yazının devamı…

Training Center ile Özel Antrenman

Training Center ile Özel Antrenman

Bu yazı antrenmanlarında Garmin saat kullanan ve antrenmanlarını bilgisayarında incelemek için Garmin’in Training Center uygulamasını kullananlara özel olacak. Şu an kullandığım kombinasyon bu olduğundan ancak bunu paylaşabildim, farklı şeyler kullananlar benzer yöntemler paylaşmak isterlerse bu blogun kapıları her zaman açık.
Training Center uygulamasının antrenmanları incelemek dışında bir özelliği daha var aslında; özelleşmiş antrenman yaratmak ve saatinize aktarmak. Özellikle özel programlar uygularken interval çalışmalarını saatin özelliklerini kullanarak yaratmak gerçekten çok güç. Saatinizde “Workouts” menüsünden “Advanced” başlığı altında ulaşabileceğiniz bu tür özel antrenmanları nasıl yaratıp saate aktaracağınızı ekran görüntüleri ile kısaca anlatmak istedim. Kullandığım Training Center 3.5.3 sürümü, saatim ise Forerunner 405. Sizin uygulama sürümünüz veya saatini farklı ise değişik görünümlerle karşılaşabilirsiniz. Anlaşılmayan veya eksik kaldığını düşündüğünüz bir yer varsa lütfen yorum yazın.

Gösterimin sol alt köşesindeki “Menu” içinden “View Fullscreen” seçeneğini tıklayarak tam ekran görüntülerseniz daha net görünür.

Hastalık veya sakatlık nedeniyle programa ara vermek

Hastalık veya sakatlık nedeniyle programa ara vermek

Maraton hazırlık programları genellikle 14-18 hafta arası sürer. Bu süreçte koşucunun başına hastalık veya sakatlık gibi talihsizlikler gelme olasılığı yüksektir. İlkbahar yarışlarına hazırlandığımız bu kış günlerinde bu tip durumların sık yaşanması kaçınılmaz. Uygulamaya çalıştıkları programlarını akasatan koşucular “şimdi ne olacak” sorusu ile karşılaşırlar. Bugün şans eseri elime alıp sayfalarını karıştırdığım “Advanced Marathoning” kitabında Peter Pfitzinger ve Scott Douglas’ın çok güzel bir tablo hazırladıklarını gördüm. Bu konuda başvuru kaynağı olarak kullanılabilir düşüncesiyle paylaşıyorum. Henüz programın başındaysanız ve bir buçuk hafta kaçırmışsanız sorun değil. Ama örneğin yarışa 7 hafta kala bu kadar süre programı uygulayamadıysanız hedefi revize etmekte fayda var. (Ek: Tabii şunu da anımsatmak gerekir ki; programa dönerken, kaldığınız yere dönüp programı yakalamaya çalışmamalı, atlanmış antrenmanları yok sayıp döndüğünüz günden başlamalısınız.)
Kayıp zamana göre karar
Kaynak: Advanced Marathoning – Peter Pfitzinger, Scott Douglas

Koşu ve bisiklet ile ilgili faydalı soru cevap sitesi

Koşu ve bisiklet ile ilgili faydalı soru cevap sitesi

StackExchange LogoSanal dünyadaki soru-cevap kültürünü değiştirmeyi, forumların ve saçma soru & cevap sitelerinin yarattığı kirlilik yerine çok daha verimli paylaşım siteleri ortaya koymayı hedef edinen bir oluşum var; adı StackExchange. Başlangıçta yazılım geliştiricilere odaklı bir site olan StackOverflow, sistemcilere yönelik olan ServerFault ve derin bilgisayar kullanıcılarına hitap eden SuperUser siteleri ile başlamıştı bu oluşum. Aranızda bu konularla ilgilenenler varsa tavsiye ederim. Ben bu ilk üç siteyi çok kullanır ve yakından takip ederim. Oluşum, bu yaklaşımını her konuda sergilemeye karar verdi. Area51 isimli sitede insanların konular önermesini, o konulara bağlılık göstermelerini ve izlemelerini istediler. Çok sayıda insanın eğilim ve bağlılık gösterdiği siteler önce özel (private) sonra halka açık (public) beta olup, en sonunda da yayına giriyorlar. Tabi tüm bu aşamalar istatistiksel olarak izleniyor, sayılara göre ilerleme oluyor. Yemek pişirmekten matematiğe, fotoğrafçılıktan bilgisayar oyunlarına kadar bir çok site yayına girmiş durumda. Bunların bu blogda gündeme gelmesinin nedeni ise yaptığımız spor(lar)la ilgili olan siteleri burada paylaşmanın iyi olacağını düşünmem. Bizimle ilgili olanlar Running, Bicycles ve Exercise and Fitness…
Tüm bu siteler Wiki, Blog ve Forum karışımı siteler. Soru sorabiliyor, sorulanlara cevap yazabiliyorsunuz. Bu yaptıklarınızla puanlar ve dolayısıyla rozet (nişan, bröve – ing: badge) kazanıyorsunuz. Elde ettiğiniz puanların yüksekliğine göre yapabilecekleriniz değişiyor. Tabi işin bu kısmı biraz da kullanıcıları faydalı ve temiz içerik üretmeye yönlendirmek için kullanılan oyun kısmı. Bu siteler tamamen kullanıcıları tarafından yönetiliyor ve yönlendiriliyor. Etkin kullanıcılar moderatörlüğe terfi ediyor. Bizim için önemli olansa güzel soru ve cevap sitelerinin oluşması. Yazının devamı…

VO2Max ve VDOT

VO2Max ve VDOT

Koşu veya bisiklet gibi uzun süreli aerobik çalışma gerektiren sporlarla ilgileniyorsanız ve bu konularla ilgili az da olsa yazılanlarla ilgilendiyseniz mutlaka duymuş olduğunuzu düşündüğüm bir konudan söz edeceğim bu yazıda; VO2Max. Nedir bu VO2Max ve neden sürekli karşımıza çıkmaktadır? Gelin bu konuya biraz yakından bakıp, anlamaya ve kendimizi geliştirmek için bu konuyu kullanmamıza yetecek kadar hazmetmeye çalışalım. Tabii her şeyden önce bu konuda otorite olmadığımı, bu yazıyı bu konuda öğrendiklerimi toparlamak ve Türkçe kaynak yaratmak için yazdığımı belirtmeliyim. Yanlışım varsa lütfen bildirin ki doğru bir kaynak oluşturabilelim.

Öncelikle VO2Max’ın kitabî tanımı ile başlayalım: VO2Max, vücudun oksijeni kullanılacağı noktalara taşıyabilme ve kullanabilme kapasitesidir. Maximal oksijen tüketimi, maximal oksijen alımı, oksijen alımı tepe noktası veya aerobik kapasite olarak da anılır. Bu son terim aslında ipucu vermektedir; VO2Max kişinin oksijen kullanarak yaptığı aktivitelerdeki kapasitesini yani fiziksel fitnessını gösterir. Peki VO2Max terimini oluşturan harf ve rakamların anlamları nedir? V volume yani hacim, O2 oksijen, max ise maksimumdur; burdan da tanıma gidebilirdik aslında; vücudun tüketebileceği maksimum oksijen hacmi. Bu değer net ifade edilmek istendiğinde litre/dakika (dakikada tüketilen litre cinsinden hacim) ya da göreceli olarak ifade edilmek istendiğinde de mililitre/kilogram/dakika (dakikada kilogram başına tüketilen mililitre cinsinden hacim) şeklinde kullanılır.

Yazının devamı…
Adana Kurtuluş Yarı Maratonu

Adana Kurtuluş Yarı Maratonu

Yıl sonunda, geçen yılın bir özetini yapmış 2011 için planlardan söz etmiştim. Planların ilk sırasında Adana Kurtuluş Yarı Maratonu’nu koşmak vardı. 9 Ocak 2011 pazar günü Adana’da bu yarışı koştum. Adana Masterler Atletizm Klubü’nün çabaları, Adana Valiliği, Adana Büyükşehir Belediyesi ve Gençlik Spor İl Müdürlüğü’nün katkılarıyla her sene Adana’nın kurtuluş günü olan 5 Ocak münasebeti ile koşulması planlanan yarı maratona bu ilk yılında 300’e yakın koşucu katıldı.
Adana Yarı Maratonu start alanı
Ocak ayı deyip soğuk olur diye düşünebilirsiniz ama o gün Adana’da hava sıcaklığı 16C idi. Bunun yanısıra gökyüzü açık ve güneşliydi. Pazar sabahı Atatürk Parkı’nda bandolu bir start alanı ile karşılaştık. Yazının devamı…