Bir Hafta Sonu İki Yarış

Bir Hafta Sonu İki Yarış

Bahçeşehir Finish
Bahçeşehir Finish – Aykut’la yanyana bitiriyoruz

2012 yılının mart, nisan ve mayıs aylarında yaşadığımız bazı sıkıntılardan dolayı toplam 4 yarış kaçırdım; Tarsus YM, İznik Ultra, Çekmeköy Ultra ve Bozcaada YM. Sonuç olarak, 1:30 altında yarı maraton, ilk ultra maraton mesafesi ve Bozcaada derecesini iyileştirmek gibi önemli 3 hedefi de ıskalamış oldum. Son birkaç ayda bu kadar önemli ve güzel organizasyonu kaçırmış olmak hafta sonu bir araya gelmiş iki yarış olduğunu duyunca İstanbul’a gitmeyi zorunlu kıldı benim için. Sürekli son anda bir şeylerin çıkmasına alışınca cuma günü yola çıkıp otoban gişelerinden geçene kadar emin olamadım bu yarışlara katılacağıma. Neyse ki bir sorun olmadı da cuma gecesi İstanbul’daydım.
Yazının devamı…

Koşu Gazetesi

Koşu Gazetesi

Koşu Gazetesi
Benim burada yazdığım yazılara benzer, onlardan çok daha güzel yazılar yazan birkaç arkadaşımla “koşu hakkındaki yazılar bu kadar dağınık olmasın” diye düşünüp, bir web gazetesi oluşturmaya karar verdik. Gazete fikrini birlikte hayata geçirdiğimiz arkadaşlar çok iyi koşucular oldukları gibi aynı zamanda çok da iyi yazan kişiler.
Bundan böyle koşu hakkındaki genel yazılarımı orada yayınlıyor olacağım. Bu site yaşamaya devam edecek ama ağırlıkla kişisel bir koşu güncesi olacak.
Sitenin adı Koşu Gazetesi, benim burada yazdıklarımı izleyen herkesin çok ilgisini çekeceğine inanıyorum. Bir göz atmak isterseniz buyurun: kosugazetesi.com

İyi sonuç, kötü maraton

İyi sonuç, kötü maraton

“The marathon is an art; the marathoner is an artist.”  Kiyoshi Nakamura

“Maraton sanattır, maratoncu da sanatçı” demiş Kiyoshi Nakamura. Eminim sanatçılar, ortaya yeni ve güzel bir şeyler çıkarmak için her işe koyulduklarında şaheserler yaratamıyorlardır. Hatta ellerinden gelenin en iyisini yapsalar da bazen ortaya kötü şeyler çıkıyordur. Ben de, pazar günü, henüz 2009’de öğrendiğim yeni sanatımı bir kez daha icra etmeye koyulduğumda, o güne kadar ortaya koyduğum en güzel performansın oluşacağını hayal ediyordum.

Maraton sonrası
Bitişten hemen sonra

Antalya’da hava açık ve güneşliydi ama sabah uyandığımızda pencereden gelen sert rüzgar sesi dert etmemiz gereken şeyin bu sefer yağmur değil rüzgar olduğunu bildiriyordu. Otelden çıkıp 750m ilerideki başlangıç alanına yürürken rüzgâr üşütüyor, güneş ise yakıyordu. Son bir iki ayını kar yağışı altında sürekli eksi derecelerde geçirmiş bizler tamamen yabancı bir iklimde hissediyorduk kendimizi. Oturduğum yerde rüzgâr esse sinirlenen ve rüzgâr esintisinden yorulan ben 3-4 saat bu rüzgârda nasıl koşacağımı düşünmeye o anda başlamıştım bile. Karşıdan esen rüzgârın direnci değildi beni düşündüren, hiç sevmediğim bu doğa olayının sersemleticiliği, can sıkıcılığıydı. Yapacak bir şey yoktu, başlangıç çizgisine gittim ve yerimi alıp beklemeye koyuldum.
Yazının devamı…

Yuvarlak Rakamlar

Yuvarlak Rakamlar

“To describe the agony of a marathon to someone who’s never run it is like trying to explain color to someone born blind.” –Jerome Drayton

ilustrasyon
Round Number Ticker - Larry DiFiori ilustrayonu

“Maraton koşarken çekilen sıkıntıları hiç maraton koşmamış birine anlatmak görme engelli olarak doğmuş birine renkleri açıklamaya çalışmaya benzer” demiş Jerome Drayton. Ben de 2009 Eylül’ünde Boğaz Köprüsünün Anadolu ayağında yarışın başlamasını beklerken neyle karşılaşacağımı henüz tam olarak bilmiyordum. Öncesinde elimden geldiğince çalışmış, çalışırken de deneyimleri ve anlatımları okumuştum. Ama hiç 32 km’den uzun koşmamıştım. Aklımda bir 4 saat hedefi vardı. İlginçtir, 3:55 veya 4:06 değil 4:00. Ama olmadı, tanımadığım o son 10km’lik bölümde ummadığım kadar çok yavaşladım, yürüdüm hatta durdum. 4-5 ay daha çalışıp bu sefer kendime 3:45 gibi bir hedef koydum. 3:48 veya 3:44 değil. Eh, artık tanımadığım bir bölge de kalmamıştı. Sonra ortaya çıktı ki, asıl kendimi tanımıyormuşum, yapabileceklerimin sınırlarını kestiremiyormuşum. Yazının devamı…

Karbonhidrat Yüklemesi

Karbonhidrat Yüklemesi

Güzel bir karbonhidrat kaynağı - makarna

Uzun süren egzersizler sırasında -ki maraton en güzel örneğidir- vücut açısından en kolay erişilen ve en hızlı tüketilebilen enerji kaynağı karbonhidrattır. İnsan vücudu, kaslarda ve karaciğerde, yaklaşık 2000 kcal değerinde glikojen depolayabilir. Bu kadar enerji ise bir koşucuyu 30-35 km kadar götürebilir. Glikojen tükendiğinde yağ yakarak egzersize devam etmek mümkündür ancak yağ yakarak enerji elde etmek daha zor ve yavaş olduğundan sporcu da yavaşlar. Kaslardaki ve karaciğerdeki glikojenin çok az seviyelere düşmesi ve bir şekilde bunun da sonucu olarak sporcunun aşırı yavaşlaması koşucular arasında “duvara çarpmak” olarak adlandırılır. “Duvar”, “duvara çarpma” ve bunun nedenleri konusu daha detaylı, özel bir yazıyı hak ettiğinden burada çok fazla detaya girmeyeceğim, belki bir sonraki yazı da o konuda olur. Duvara çarpmak olarak adlandırılan durumun nedenleri üzerine çok araştırma yapılmakta. Tek ve yegâne nedeni karbonhidrat depolarının boşalması olmayabilir. Ama bizim için bu yazıda temel soru şu: depomuzun boşalmasını geciktirmek için yarış boyunca, metabolizmaya hızla dâhil olabilen karbonhidratların (jeller) alımını sürdürmeye çalışabiliriz, peki, maratona başlarken en azından depoların tamamen dolu durumda olmasını nasıl sağlayabiliriz?

Yazının devamı…
Eymir Yarımaratonu Parkuru

Eymir Yarımaratonu Parkuru


 
Uzun koşularımı yaptığım, çok sevdiğim rota ve Yarış Takvimi‘nin 16 Eylül’de düzenleyeceği Eymir Yarımaratonu’nun parkuru…
HD opsiyonunu açıp tam ekran izlerseniz daha güzel oluyor 😉 Tabi HD opsiyonunu açmak için ve daha büyük şekilde izlemek için vimeo’ya gitmeniz gerekebilir. Buraya tıklayarak büyük haline ulaşabilirsiniz.
Fotoğraflar eşim Başak’tan… Diğer işlerini şurada ve şurada görebilirsiniz.

İznik Ultra Parkurunda

İznik Ultra Parkurunda

Bu uzun yazı, İznik Ultramaratonu yarış parkurunun kontrollerini yapmak için Caner, Aykut ve Ilgaz ile birlikte gerçekleştirdiğimiz etkinliğin hikayesidir. TL;DR (Too Long; Didn’t Read, Türkçesi belki de ÇU;OK, çok uzundu okumadan kapattım olabilir) için özeti şöyle: 14 Nisanda düzenlenecek olan yarışın parkuru, koşarak, bisikletle ve araba ile test edildi. Parkur çok keyifli, olması gerektiği kadar zorlu ve koşulabilecek kadar kolay. Güzel manzaralara sahip, doğanın içinde ve doğru noktalarda köylerden, kasabalardan geçiyor. Kontrol noktaları güzel ayarlanmış. İlk yarısı zorlu tırmanış ve inişlerden oluşuyor, ikinci yarısı ise gölün kuzeyindeki düzlüklerde toprak yollarda geçiyor. Birlikte bu işi yaptığımız arkadaşlar dayanıklılık sporlarında ne kadar iyi olduklarını bir kez daha gösterdiler; hem fiziksel hem de zihinsel olarak. Onlardan çok şey öğreniyorum ve öğrenmeye devam edeceğim. Şimdi uzun uzun okumak isterseniz yazı aşağıda.
Güncelleme: Ben hikayeye ağırlık verirken, Aykut, parkur hakkındaki detaylı bilgiler ve yarış hakkındaki uyarıları da eklemeyi atlamamış. Onun yazısını da okumanızı öneririm.

İznik Ultra LogoBir ay kadar önce Caner, Ilgaz ve Aykut ile İznik’te rotayı incelemek, çalışmak ve denemek konusunda konuşmaya başlamıştık. Benim açımdan yapılacak olan etkinlik çok şey ifade ediyordu; Caner’in çalışmalarına destek olmak, dayanıklılık isteyen bir işe ultra maraton koşmuş üç koşucu ile girişmek, nisan ayında koşulacak yarışın rotasını görmek ve aynı şeylere gönül vermiş, kafayı takmış insanlarla bir iki gün geçirmek. Tarih konusunda biraz yazıştıktan sonra hem herkes için hem de yapılacak iş için uygun zaman olan 28 ocak günü için planlar yapıldı. 23-27 ocak haftası Türkiye’nin kuzeybatısını ve iç kesimlerini vuran çok ciddi bir soğuk hava dalgası geldi. 26 ocak gününe kadar vazgeçmek istemedim ama meteoroloji ve karayolları konusunda bakındığım her site o cuma Ankara’dan İznik’e gitmenin saçmalık olacağını anlatıyordu, ben de vazgeçtim. Ama sürekli “umarım onlar da gitmez de sonraki bir tarihte beraber gidebiliriz” diye düşünüp durdum. Neyse ki onlar için de seyahat çok zor ve yapılacak şeyi gerçekleştirmek imkansız olacağı için planı toptan bir hafta erteledik. Ben de 3 şubat öğleden sonra işten biraz erken çıkıp İznik’in yolunu tuttum.
Yazının devamı…

Koşu Bandı

Koşu Bandı

Haile Gebrselassie 4 dk/mil ile koşu bandında
Haile Gebrselassie 4 dk/mil ile koşu bandında

Koşmaya başladığımdan bu yana antrenmanlarımın neredeyse tamamını sokakların/caddelerin kaldırımlarında, Eymir Gölü etrafında ve evimin yakınındaki bir kilometre uzunluğundaki parkurda yaptım. Tatilde veya iş gezisinde olduğumda gittiğim yerlerde de koştuğum oldu. Koştuğum yerlerin ortak noktası “açık havada” olmalarıydı. Şöyle geriye dönüp baktığımda koşularımın %98’inden fazlasını açık havada yaptığımı söyleyebilirim. Çünkü, her ne kadar, genel anlamda koşmayı seviyor olsam da aslında “açık havada koşmayı” seviyorum. Koşarken yüzüme çarpan rüzgarı hissetmekten, çevremde olup bitenleri gözlemlemekten, uzun parkurlarda değişen manzaradan keyif alıyorum. Koşu sırasında değişen hava şartlarının veya yol/zemin durumlarının beni şaşırtmasını, onlara uyum sağlamayı seviyorum. Koşu dışında zamanımın birçoğu işte veya evde, kapalı ortamlarda hareketsiz geçtiğinden dışarıda olmayı ve belirli bir hızda farklı yerlere doğru yol almayı seviyorum.
Bunu yapmamı, yani açık havada koşmamı engelleyecek ve beni bir binanın içinde altımda kayan bantın üzerinde olduğum yerde koşmaya zorlayacak çok az şey oluyor. Bunların başında da kötü hava ve zemin koşulları geliyor. Hava çok soğuk olsa da, yağmur, kar veya rüzgar olsa da insan açık havada koşabiliyor. Ancak zemin kardan veya buzdan dolayı aşırı kaygan bir hale geldiğinde açık havada koşmak benim için imkansız oluyor. Bu zamanlarda birkaç gün koşu antrenmanlarına ara veriyorum. Durum birkaç gün içinde değişmezse işte o zaman koşu bandında koşmak kaçınılmaz oluyor.
Yazının devamı…

2. Adana Kurtuluş Yarı Maratonu

2. Adana Kurtuluş Yarı Maratonu

Adana yarı maratonu yine bando ile başladı
Adana yarı maratonu yine bando ile başladı
Geçen sene ilkine katıldığım Adana Kurtuluş Yarı Maratonu’nun ikincisinde koşmak üzere bu yıl yine Adana’daydım. İlkinin düzenlendiği tarihle neredeyse aynı zamana denk gelse de bu yıl yarış çok kötü hava koşullarında gerçekleşti. Geçen yıl 16 derece ve parçalı bulutlu, açık bir havada gerçekleştirilen yarış bu yıl yoğun yağmur altında koşuldu. Zaten birkaç gündür yağmurun neredeyse hiç durmamış olduğunu öğrendiğim şehirde pazar günü de sürekli yağmur ve rüzgar vardı. Uzun süredir yağan yağmur nedeniyle yollarda çok sayıda derin su birikintisi de oluşmuş olduğundan zemin koşuyu olumsuz etkiledi.
Bu yıl yarış yabancı atletlerin katılımıyla “uluslararası” kimliğe dönüştürülmüş. Para ödülleri de artırılmış. Ayrıca geçen seneden farklı olarak bu sene çip ile zaman ölçümü yapılması da yarışın bir üst seviyeye çıkma gayretinin göstergesiydi. Yarışın başlangıcına yerel yöneticilerin ve Atletizm Federasyonu’ndan yetkililerin yanısıra ünlü eski atletlerin de gelmesi etkinliğe bakışın ciddiyetinin deliliydi. Başlangıç sırasında bu bir araya gelişin altı çizilmek istendi belki ama hava muhalefeti nedeniyle hızla yarışa geçilmesi daha doğru bir yaklaşım oldu.
Yazının devamı…

2011 özeti ve 2012'ye bakış

2011 özeti ve 2012'ye bakış

2011’de neler oldu?

2011 yılına, daha ilk haftasında bir yarımaraton koşarak başladım. 9 Ocak 2011’de Adana Yarımaratonu’nu koştum. Bir ilk yarış için oldukça iyi bir organizasyondu ve ben 1:37 ile tamamlamıştım. O dönemde dördüncü maratonuma hazırlanıyordum. Dolayısı ile yarımaratona özel bir hazırlığım olmamıştı. Zaten yarıştan hemen sonra da maraton hazırlığına kaldığım yerden devam etmiştim. Martın ilk haftası Antalya’da Runtalya Maratonu’nu koştum. Hedefim 3:30’un altına inmekti ama olmadı, yaklaşık 110 sn ile hedefi kaçırdım. Bu organizsyondan hemen iki hafta sonra, Tarsus’da yarı maraton koşulacağı kesinleşince, planlarım arasında olmasa da gidip yarışa katılmaya karar verdim. Henüz maratonun yorgunluğunu tamamen üstümden atmadan koşmuş da olsam, yaptığım tüm maraton antrenmanlarının etkisiyle olacak 1:35:41 ile, yani şu ana kadarki en iyi yaramaraton derecemle yarışı tamamladım. Bu yarıştan sonra çok ara vermeye zaman kalmadan Yarış Takvimi’nin mayıs ayında ilkini düzenlenleyeceği Bozcaada Yarımaratonu’na hazırlanmaya başladım. 14 Mayıs tarihinde Bozcaada’da güzel bir yarış koştuk. Tırmanışı, inişi bol bir parkurdu. Sıcak havada eklenince ancak 1:38:18 koşabildim. Bu dereceyi tamamen kendi içinde değerlendirmek ve gelecek Bozcaada yarışları ile karşılaştırmak gerek. Çünkü parkur düz yarımaratonlarla karşılaştırılamayacak bir parkurdu.
Yazının devamı…