Festival des Templiers – Endurance Trail 100 km
Bu yılın ana hedefi bir 100 mil yarışı koşmaktı. Diğer her şey ikinci plandaydı. Tamam, üç saatten hızlı bir maraton hep ve hala hedef, ama bu yılın ana hedefi değildi. Ana hedefe başarıyla ulaşıldığını önceki yazıda uzun uzadıya anlatmıştım. Peki bir yılda/sezonda en önemli hedefe başarıyla ulaşan koşucu sonrasında ne yapar? Yarış sonrası hüzün (post race blues) kaçınılmaz. İnsan büyük bir hedefe uzun zaman çalışıp ulaştığında “Eee şimdi ne olacak?” hissine muhakkak kapılıyor. Belki siz yaşamıyorsunuzdur, ama bunun genel bir durum olduğunu biliyorum; hem de sadece koşu veya spor konusunda değil, her konuda. Bu hissin bir etkisi de motivasyon düşüklüğü olabiliyor. Kurtulmanın bir yolu sonraki yarışı belirlemek ve ona odaklanmak. Bu büyük bir hedef olmayabilir, sadece koşulacak ve bitişe ulaşılacak bir yarış dahi bu konuda yardımcı olabilir. Ama öte yandan dinlenmek ve sakatlanmamak için de yeterli süre ayırmak gerekiyor. Bu dengeyi bulmanın çok kolay olmadığına daha önce değinmiştim. Sanırım bu sefer bardağı kırmadan kaldırabildim ve 100 mil yarışından tam 33 gün sonra 21 Ekim cuma günü Fransa’da bir 100 km yarışı koştum.
Yazının devamı…

Bu konuşmalar size de çok tanıdık geldi mi? Çevremizde sürekli spor için kullandığı saatinin/telefon uygulamasının doğru yükseklik ölçümü yapmadığından yakınan koşucular, bisikletçiler görüyoruz. Hepsinin çok net delilleri var. Hepsi de haklılar aslında. Ben de benzer deneyimler yaşıyorum. O nedenle olayın iç yüzünü biraz ortaya dökmek istedim. Gelin, bu cihazlar nasıl işliyor yakından bakalım.
Yaklaşık üç yıl önce, bisiklet antrenmanlarına yeni başladığım dönemde,
Hatırlar mısınız, robotik ve mekatronik teknolojilerinin henüz bu kadar gelişmediği yıllarda bir bardak suyu veya bir yumurtayı tutup kaldırmaya çalışan robot kol videoları vardı. O zamanlar, basıncı duyargalarla bugünkü kadar hassas algılatmak veya gücü motorlara şu anki kadar hassas uygulatmak zor bir işti. Bu işlerle uğraşmayan bizler için, bu basit işlevleri yerine getirirken bardakları veya yumurtayı parçalayan sakar robotları izlemek eğlendiriciydi. Çok yakın tarihli iki maraton koşmak konusunu düşündüğümde aklıma bu robot kollar ve başarılı/başarısız birçok video geliyor. “Ne ilgisi var” diye düşünüyorsanız, mart başındaki Runatolia’dan 4 hafta sonra koştuğum Paris Maratonu’nun aşağıdaki hikayesinde bu konuya da değineceğim.

