Running Through My Mind
İnsanın çevresinde yaratıcı, üretken ve zevkli birilerinin olması güzel. Onların çalışmalarının bir parçası hatta bazen odak noktası olmak keyif verici. Ortaya çıkan ürünler insanı mutlu ediyor.
diye yazmıştım Blue Moon Runner videosunu paylaşırken. Bugün yine o mutlu eden ürünlerin birinden söz edeceğim.
Eşim Başak, yoğun koşu antrenmanlarıyla geçen son dönemde, yanımda olduğu zamanlarda bazı kayıtlar yapmıştı. Hem gerçekten sürekli koştuğum hem de aklımda uzun koşmak konusunun olduğu bir dönemin sonunda ortaya böyle bir şey çıkartmış olması tam yerinde oldu. “Running Through My Mind“, hem aklıma takıldı, sürekli düşünüyorum anlamıyla sürekli zihnimde koşu konusunun dönüp dolaştığı, hem de uzun mesafe koşusunun aslında zihinsel bir süreç olduğuna gönderme oluşuyla bu dönemin detayını çok güzel ortaya koyan bir klip. Öte yandan Başak, stoner rock ve psychedelic blues’un uzun koşuları çağrıştırdığını söyler hep. Bu ikisi gerçekten de bu videoda çok uyumlu görünüyor.
Ben ortaya çıkan klibi çok sevdim, bakalım siz nasıl bulacaksınız?


1950’li yılların başlarında bazı doktorlar ve bilim insanları hiç kimsenin bir mili dört dakikanın altında koşamayacağını söylüyorlardı. Bunu yapmanın zor veya tehlikeli olduğunu değil, imkânsız olduğunu savunuyorlardı. 17 Temmuz 1945’te İsveçli Gunder Hagg bu mesafeyi 4:01.4’te koşmuş ve üstünden geçen 9 yıla karşın bundan daha iyisini yapan çıkmamıştı. Çünkü neredeyse herkes bunun “imkânsız” olduğuna inanıyordu. 6 Mayıs 1954 günü İngiltere’de Iffley Road pistindeki başlangıç çizgisinde bekleyenler arasında, o dönem bu imkânsızlığa inanmayan birkaç adamdan biri olan Roger Bannister da vardı. Yarışın sonunda Bannister bitiş ipini göğüslediği anda hakemlerin süre ölçerleri 3:59.4 değerini gösteriyordu. Bir insan imkânsızı başarmış ve bir mili dört dakikadan kısa sürede koşmuştu. Bu bilgi tüm koşucuların zihinlerine ulaştığında ise her şey bir anda tersine döndü. Daha 46 gün geçmeden bir başkası daha bunu başardı. Ardından gelen birkaç ay içinde başka koşanlar oldu, birkaç yıl içindeyse daha fazlası. Yıl 1965 olmadan rekor 3:54’e inmişti bile. Bu yaşananın özetiyse şuydu: bir şeyin imkânsız olduğu düşüncesinden kurtulabildiğinizde, o artık imkân dâhilindedir.
Geçtiğimiz Ekim ayında Amazon’da ön siparişe çıktığını duyduğum Dean Karnazes’in son kitabı Road To Sparta’nın Kindle versiyonunu henüz yayınlanmamışken satın aldım. 24 Ekim’de indirilebilir hale gelir gelmez de okumaya başladım. Üçte ikisini hızla okudum ancak sonra yoğun bir dönem araya girdi ve uzun süre sonra ancak tamamlayabildim. Biraz kitaptan ve yazarından söz etmek, biraz da kitabın konusu olan yarış hakkında yazmak istedim.

2015 yılının sonunda bu blogun bir geleneğini atlamışım, yeni fark ediyorum. Ondan önceki tüm yıl sonlarında “