Runtalya 2013

Avrasya Maratonu‘ndan bu yana çok fazla koşu antrenmanı yaptığım söylenemez. Geçen bu 2-3 aylık süre benim koşmaya başladığımdan bu yana geçirdiğim en plansız, programsız dönem oldu. Daha önce de yazmıştım; ne yapacağını bilemez bir halde kısa kış günlerinin depresifliği içinde düzensiz birkaç ay geçti. Düzensiz de olsa spor yapmayı sürdürdüm ve koltuk patatesi olarak geçirmedim bu ayları. Aşağıda ocak ve şubat aylarının bir özeti var. Spor repertuarıma bisikleti ve yüzmeyi de eklemeyi başarmış görünüyorum.
Ama ne yazık ki şubat ayı başında kalçamda ve bacağımın arka üst bölümünde ağrılar başladı. Bunların kaynağı olarak aklıma birkaç alternatif veya paralel neden geliyor. İlk olarak sanırım Geyik Koşusundaki tırmanışlar ve zeminin aşırı çamur oluşu nedeniyle fazla zorlanma ile başladı. Ardından hemen yüzme, bisiklet ve koşu rutinine başladım. Sanırım kilitli pedal ile çekme hareketi pek de güçlü olmayan bir kas grubuma fazla yüklenmeme neden oldu. Bu ikisine aralıksız 10 günlük bir antrenman (bazı günler çift) silsilesi eklenince sakatlık ağırlaştı.
Yazının devamı…
Avrasya Maratonu beni koşmaya küstürdüğünden
Geçenlerde
Yüzmeye başladığımdan 


Bunlar size de çok tanıdık geldi, değil mi? Ben sürekli GPS destekli saatinin/telefonunun doğru ölçüm yapmadığından yakınan koşucular, bisikletçiler duyuyorum. Hepsinin çok net delilleri var. Hepsi de haklılar aslında. Ben de benzer deneyimler yaşıyorum. Özellikle yarışlar sonrasında bu konuda çok titiz oluyoruz. Organizasyonu suçluyoruz, sonucumuzu saatimize göre yeniden hesaplayıp onu doğru kabul ediyoruz veya toptan sonucu reddediyoruz. Teknoloji meraklısı olan koşucular veya bisikletçiler olayın üzerine gidip detaylı analizler ve hesaplamalar yapıyor. Bazı blog yazarları çok sayıda saatle testler gerçekleştiriyorlar. Sonuçlar birbiri ile uyumsuz olsa da tek bir noktada buluşuyorlar: GPS destekli saatler hatalı ölçüm yapıyor.
Eylül ayında Ankara’da Eymir Gölü çevresinde 