9 ile Biten Yaşlar
İnsanlar, yaşlarının onluk hanesi değişeceğinde farklı bir anlam arayışına giriyorlarmış. Bu anlam arayışları arasında her türlü konu var. Örneğin, bir online ilişki arayışı sitesinin 8 milyon erkek kullanıcısının verilerinden evlilik dışı ilişki arayanlara dair çizilen grafikte 39, 59 ve özellikle 49 yaşın oldukça öne çıktığı görülmüş. İşin ilginç yanı şu; hayatın anlamını sorguladığınız bir dönemdeyseniz bunu iki şekilde yapmanız mümkünmüş: uyumlu (yani anlam bulmanızı kolaylaştıracak yönde) veya uyumsuz (anlam bulma ihtimalini azaltır biçimde). Uyumsuz için en büyük örnek intihar. Enteresan bir şekilde istatsistiklere göre 9 ile biten yaşlardaki intihar oranları da oldukça yüksek. Peki ana konusu koşu olan bu sitede bu konunun işi ne?
Yazının devamı…
Uzunca bir süredir Garmin 910XT kullanıyorum. Aklımda hep detaylı bir inceleme yazısı yazmak vardı ama bir türlü fırsat bulamadım. Aslına bakarsanız artık her saat için detaylı inceleme yazıları yazmak da anlamlı gelmiyor. Zaten teknoloji hep bir öncekinin üzerine yeni özellikler eklenerek ilerliyor. Her seferinde aynı özelliklerden bahsetmek biraz garip oluyor. Zaten dünyada
Evet, 24 Ağustos pazar akşam üzeri saat 18:40 civarında Kopenhag şehir merkezinde gözlem gerçekleşti ve
İlk Ironman
Bir önceki incelemede Asics modellerini denemeye başladığımdan söz etmiştim. Bu sefer söz edeceğim ayakkabı Asics DS Racer 10. Bu on rakamını görünce ilk akla gelen, modelin onuncu versiyonu olup olmadığı. Çok net bilmiyorum ama sanırım öyle. Bizim için önemli olan bu son versiyon ama eğer model bu kadar uzun bir yol kat ettiyse oldukça iyi bir noktaya ulaşmış olmalı. DS Racer 10 (Dsr) adından da anlaşılacağı üzere bir yarış ayakkabısı. Yani uzun mesafe yol yarışları için tasarlanmış hafif ama görece az dayanıklı ayakkabı ailesinden. Her ne kadar “uzun mesafe yol yarışları” dense de bu tip ayakkabılar genellikle amatör koşuculara “10 kilometreden uzun giymeyin” uyarısı ile satılır. Bu bence Dsr için de geçerli. Aşağıda bu ve benzer Dsr deneyimlerimi çok uzatmadan yazmaya çalıştım.
Asics markası ile tanışıklığım çok eskilere dayanıyor. Ortaokul ve lise yıllarında voleybol oynarken hayalimizdeki ayakkabı markasıydı. O dönemlerin en gözde voleybol ayakkabısı Asics Tigerdı. Bizim için ulaşılmaz olduğundan sahtesini yani Tayger markalı ayakkabıları giyiyorduk. Görüntüsü bile yetiyordu anlayacağınız. Sonrasında uzun yıllar spordan uzak kaldığımdan Asics markasının o yılları hakkında hiç bilgim yok. Koşmaya başladıktan ve koşu ayakkabılarına ilgim arttıktan sonra da çok yakınlaşamadığım bir marka oldu. Bunun nedeni benim ayakkabı tercihim olan minimalist modellere sahip olmamamasıydı. Uzun süre direnmesine karşın Asics de bu akıma yakınlaşmak durumunda kaldı. “Natural 33” adıyla bir seri tasarlayarak daha minimal koşu ayakkabıları üretmeye başladılar. Ben de bu seriden bir ayakkabı denemeye ve deneyimlerimi yazmaya karar verdim. Aşağıda Asics Excel 33 (modelin 3 versiyonu var, burada sözü edilen v3) hakkındaki görüşlerimi okuyabilirsiniz.
Bir gün bir partide birisi, ünlü triatlon koçu
Bugün
Ayakkabı üreticileri sürekli bir arayış içinde. Koşucuları rahat ettirmek, sakatlıkları engellemek ve tabii pastadan daha fazla pay almak için ayakkabı tasarımları sürekli değişiyor. Bu değişimlerden bazıları normal kulvar diyebileceğimiz akışın çok dışında olabiliyor. Adidas’ın ayakkabı tabanına koyduğu motor oldukça