
Devon & Cornwall Backyard Ultra
Geçtiğimiz hafta Devon’da bir Backyard Ultra yarışındaydım. Son anda karar verip gittiğim bu yarışta ne deneyimledim ve sonuç ne oldu tabii ki anlatacağım ama önce neden bir anda karar verip gittim ondan bahsetmek isterim. Ağustos ayı benim yaş atladığım ay. Bu yıl da 50 gibi önemli bir yaşa adım attım. Yarım yüzyıl dile kolay. Hatta Instagram’da şöyle aktardım düşüncelerimi.
Bu aralar hayatımın uzunluğu tam yarım yüzyıl oldu. 20. yüzyılın son çeyreğini de, 21. yüzyılın ilk çeyreğini de yaşadım. İki yüzyılın, hatta iki binyılın ve haliyle iki farklı dünyanın eşiğinde geçti ömrümün geride kalanı. Analogla başlayan hayatım, dijital çağın hızına tanıklık ederek devam ediyor. Çocukluğumun ilk dönemleri, bilgisayarsız, akıllı telefonsuz, internetsiz günlerin sessiz ama besleyici sıkıntısı yanında mahalle oyunlarının gürültüsüyle dolu. Kasetlerde bir önceki şarkıyı yeniden dinlemek için kurşun kalem kullandım, sonra tek tıkla milyonlarca şarkıya ulaşabilmenin garip hissini yaşadım. Mektup beklemenin sabrını da biliyorum, anlık mesajlaşmanın hızına da alışığım. Yol ararken harita katlamayı da öğrendim, GPS’in elim ayağım olmasına da şahit oldum. Çevirmeli telefonda sıfırın geri dönüşünü beklerken geçen zamanda şimdi yapay zekalardan uzun cevaplar alıyorum. Bir ayağım geçmişte, diğeri gelecekte; zamana yayılan bu ilginç dönem, bakış açımı daima iki yandan besledi. Bu iki dünyanın arasında köprü gibi durmak, bana hem kaybolmuş zamanların değerini hem de gelmekte olanın heyecanını öğretti. Geçmişin sabrını ve sadeliğini de gördüm, geleceğin hızını ve karmaşasını da. Belki de bu yüzden, bir yanım hâlâ yavaşlamak isterken diğer yanım hep bir sonraki yenilik için heyecan yaşıyor. Yarım yüzyıl, dile kolay.
Yaş günlerinde yaşla ilgili mesafeler ya da zamanlar koşmak eskiden bana çok ilginç ya da çekici gelmezdi ama geçen yıl bu konuda biraz düşünmüş ve yaklaşımımı değiştirmeye karar vermiştim. Zararsız ve eğlenceli bir meydan okuma fırsatı olduğuna karar verip 49 km koşmuştum. Bir sonraki yıl 50 olacağımı hesaba katarak neler yapabileceğimi düşünmeye erkenden başladım. Bir yandan da Ayarı Kaçanlar Podcast‘te ara ara FKT yani Fastest Known Time (Bilinen En Hızlı Süre) kavramından bahsediyordum. Bir kavramdan bu kadar konuşup da denememiş olmak hoşuma gitmiyordu. İngiltere’de bulunduğum yere yakın rotalara göz atmaya başladım. Yaşıma uygun bir rota bulabilirsem hem yaş koşusu yapmış olur hem de bir FKT kovalama şansı yakalarım diye düşünüyordum. Aradığım rotayı çok yakınımda buldum.

Derby şehrinin etrafını dönen ve bir tur oluşturan 80 km’lik bir rotaydı bu. Adı Nomad Way Trail. Geçerli FKT’si de 11 saat 40 dakikaydı. İlk bakışta geçilebilir göründü gözüme. Karar verilmişti; hem yaşa uygun olarak 50 mil koşacak hem de bir ihtimal bir FKT alacaktım. Ama rota benim için tamamen bilinmezdi. O nedenle Ağustos’tan önce birkaç parça şeklinde rotayı geçmeye karar verdim. Tabii evden uzakta başlayıp yine başka bir noktada eve uzakta bitecek parçalar olduğundan araba ile gidemezdim. İlk parçaya karar verip Uber ile başlangıç noktasına gittim. O gün dörtte birlik kısmını yani 20 km’sini koşacaktım. Rotada ikmal noktası olup olmadıgını bilmediğim için bu mesafeyi seçmiştim. Sadece yanımda taşıyabileceğim kadar su olacaktı çünkü.
Saatime koşacağım rotayı kaydetmeme rağmen daha başlar başlamaz kayboldum. Çünkü rota çiftlik ve tarlaların arasında halka açık küçük patikalardan (Public Footpath deniyor ve hep bu tabelalardan görüyorsunuz) oluşuyor ve patikanın hangi çiftliğin tarafında olduğunu sadece birkaç metre belirliyor. Tarlalar arasında geçişler de çok küçük üzerinden atlanan kapılardan yapılıyor. Yani gözden kaçırmak işten değil. Neyse, bir şekilde yolu tutturmuş giderken bir de şahin saldırısına maruz kaldım. Kocaman bir yırtıcı kuş kafama vurup şapkamı düşürdü ve 10 metre ileride bir dala kondu. Demek ki daha dikkatli olmalıydım. Bir yandan da çok az insanın geçtiği bir rota olduğundan çok yüksek otlarla kaplı bölümler vardı. Yazın sıcak zamanları olduğundan ve etrafta çok hayvan otladığından kene korkusu da içimi kemiriyordu. Sık sık yolu şaşırarak devam ettim. Hiç bilmediğiniz bir rotada koşarken normalden çok yorulursunuz. Bir yandan saati takip edip bir yandan da etrafı kolaçan ederken sık sık ani iniş ve çıkışlara denk gelirsiniz ve nabzınızı düşük tutmak zorlaşır. Bana da böyle oldu. Uzun lafın kısası işin hiç de öyle kolay olmayacağını fark ettim. 20 km’yi 2 saat gibi bir sürede koşmayı planlamışken yol şaşırmalarla birlikte 22.6 km’yi 2,5 saatte ancak geçebildim. Ayrıca beklediğimden çok yıprandım. Eve dönüş yolunda üstümü başımı kontrol edip kene ararken bu işin beklediğim kadar kolay ve keyifli olmayabileceğini fark ettim. Önceki FKT’yi yapanlar iki kişilermiş. Bunun bir nedeni olmalı diye düşündüm. Kene korkusu ve diğer bilinmezlikler nedeniyle FKT girişimini belirsiz bir tarihe öteledim.
Bu durumda yaş ile ilgili koşu için başka bir şey düşünmem gerekiyordu. Uzun zamandır da kendi kendime bir meydan okuma yapmıyorum diye hayıflanıyordum. Aklıma bir süre önce yaptığım Tadımlık Backyard Ultra geldi. Evin civarında 10 tur backyard denemesi yapmıştım. Bunu 12’ye çıkarsam toplam mesafe 80 km yani 50 mil olabilirdi. Gerçi önceki meydan okumamı sadece 2 tur ilerletmek içime pek sinmiyordu ama dayanıklılığım da o zamanki kadar iyi durumda olmadığından mesafe mesafedir deyip planımı yaptım. Doğum günüme yakın bir tarihte yine evin civarında her saat başı başlayacak ve 12 defa 6.71 km koşacaktım. Ama bu hikayede hiçbir şey beklediğim gibi ilerlemiyordu. Tam da o dönem hafif bir rahatsızlık geçirdim. Bırakın bir günde 80 km koşmayı normal antrenmanları bile çıkaracak gibi hissetmiyordum. O durumu da sineye çekip, değişen koşullara hızla adapte olabilen ultracı kimliğimi ortaya koyarak başka bir yol aramaya başladım.

İşte o arayış sırasında aklıma gerçek bir Backyard Ultra yarışı bulup aynı şeyi orada yapma fikri geldi. Hem bir öncekinden farklı olacağı için sadece 2 tur artırıyor olma sıkıntımı da unutabilirdim. Arayışım hızlı sonuçlandı ve hala kayıt alan Devon and Cornwall Backyard yarışını buldum. Eve biraz uzaktı ama 4 saatte araba ile ulaşılabiliyordu. Öncesinde ve sonrasında birkaç gün ekleyip kısa bir tatile dönüştürerek ve zaten görmek istediğimiz yerleri gezme fikrini de ekleyerek bir taşla daha fazla kuş vurmak da mümkündü. Öyle de yaptık. Hemen işten izin aldım ve yarışa kaydoldum. Güney batı sahillerini de görmek istiyorduk zaten, hemen birkaç farklı yerde kalacak yer ayarladık ve planı netleştirdik.
Yarış günü yaklaşırken aklımda daha uzun koşma fikri de canlanmadı değil. Acaba bunu kendimi sonuna kadar zorlayıp bu konudaki sınırımı görmek için kullanmalı mıydım? Böyle uzun koşmak üzere hazırlık yapmadığım için pek de başarılı olmazdı bu deneme ama en azından şu an ne yapabiliyorum onu görürdüm. Ama rotayı çok bilmiyordum. Yokuşlu ve biraz da teknik olduğunu okumuştum ama görmeden tam olarak anlamak zor. Bir yandan da çok uzatırsam toparlanmasının çok uzayacağı ve normal antrenmanlarımın alt üst olacağını düşünüyordum. Bir türlü karar veremediğim için kararı yarışa bıraktım. Başlayıp en azından 12 tur atacaktım, gerisini o gün düşünecektim.
Yarış sabah 9’da başladı. İlk turda bir de baktım herkes arkamdan geliyor. Çok da hızlı gitmiyorum ama en öndeyim. Yolu bilen bir iki kişinin yanında kalacak şekilde yavaşladım. O turu onlardan biri ile bitirdik. O ilk saatte iki şeyi anladım; rota harika bir patikada, çevre nefis ve dik uzun bir yokuş ile ardından uzun bir iniş var – ki bu da oldukça yıpratıcı demek. İkinci turda elimde kamera ile koştum ve tüm yolu kaydetmeye çalıştım. Ne yazık ki son kilometre için pil yetmedi ama çok güzel bölümleri kayıt altına alabildim. İlk turdan sonraki 4-5 turda daha ilk bitiren olunca start noktasındaki insanlardan bazıları “Bizim favorimiz sensin!” demeye başladılar. Ben de gülerek “Bu uyguladığım, bu tür bir yarışı kazanmak için doğru strateji değil.” dedim, eğlendik.

9-10 tur geçtiğinde artık karar verme zamanı gelmişti. 12’den sonra bırakacak mıyım yoksa devam mı edeceğim? O sıralarda artık şunu fark etmiştim: Devam edersem çok yıpranacağım ve burası en iyini deneyeceğin bir parkur değil. Çıkarken koşmak imkansız yürümek zorundasın bu zaman kaybettiriyor, inerken de bacakların çok yıpranıyor. Zaten 11 ve 12. turlarda artık ilk turlarıma göre epey yavaşlamıştım. Aslında hala 50 dakikadan hızlı geliyordum ve devam edecek gücüm vardı ama yıpranmak istemedim ve bırakmaya karar verdim. 50 mili yapmış, bir backyard ultra yarışında koşmayı deneyimlemiş ve oldukça güzel bir parkurda 12 saat geçirmiştim. Kazanımlar şimdilik yeterdi.
Yarış sonunda birkaç anı veriyorlar. Bunlar fotoğrafta da görüldüğü gibi üzerinde komik bir DNF ifadesi olan bir tişört, üzerinde “Bir tur daha atamayacak kadar kakam gelmişti” yazan bir rozet, yine üzerinde kaka olan ve yarıştan çekilince tur sayısını hızla üzerine yazıkları ahşap bir madalya ve son olarak yarışta kalan insan sayısını tuttukları tuvalet kağıdı rula ortası (ben bırakırken 25 tane kalmıştı o yüzden bana verdiklerinde 25 yazıyor). Yarış Bowel Cancer West’i desteklemek için düzenleniyor. Elde edilen ufak gelirler ve tabii bağışlar bu organizasyona aktarılıyor. Bağırsak kanseri ile ilgili olduğu için yarışın her yerinde kaka ile ilgili espriler var.


Yarışta yemek için Supernatural’lar, Maurten jeller ve Precision Fuel çiğneme tabletleri hazırlamıştım. Ayrıca muz, patetes cipsi, pretzel (bizdeki simit benzeri) gibi gerçek yiyecekler ve birkaç tane de sporcu içeceği almıştım yanıma. Bunları güzel bir sırada her tur sonunda alabildim. Ayrıca start noktasında organizasyonun getirdiği çubuk kraker ve pretzel arası tuzlu bir şey vardı, ondan da epey tükettim. Beslenme sorunu yaşamadım, açlık ya da susuzluk çekmedim. Son tur hariç yokuşlar dışında hiç yürümedim. Bunu iyi beslenebilmeme, son 1 yıldır yaptığım güç çalışmalarına ve tempomu güzel ayarlayabilmeme yoruyorum. Bu şekilde devam edebilir 24 saate ulaşabilirdim gibi geliyor. Bu ihtimali gözeterek yanımda havlu, battaniye ve kuru kalın giyecekler getirmiştim. Çünkü mayıs ayında koştuğum 100 mil yarışından sonra İngiltere’de gündüzün sıcağından çok gecenin soğuğundan korkmaya başladım. Ama neyse ki yarışı saat 21 gibi bıraktığım için bunlara pek gerek olmadı.

Şunlar dakika cinsinden tur zamanlarım: 41, 40, 42, 43, 42, 42, 42, 44, 44, 46, 47, 48. Ben bitirdiğimde yarışta kalanlar göz önünde bulundurulduğunda başlayan 70 kişi içinde 19. olmuşum. Ama biliyorsunuz bu yarışta son turu koşan tek kişi dışında herkes DNF kabul ediliyor. Yarışı 30 turla bir erkek koşucu kazandı. Önceki parkur rekoru 27 turla bir kadın koşucudaymış, o rekor da geçilmiş oldu. Böyle yıpratıcı bir parkur için 30 güzel rakam, kazananı ve asistini kutluyorum.
Yazının ana fotoğrafı: Will Harper-Penrose
“Devon & Cornwall Backyard Ultra” hakkında 10 yorum var
Backyard’ı bir kere deneyimledim.Hazırlığı ve en önemlisi her turda ayrı bir motivasyon çok önemliymiş.tur araltındanbeslenme ve kıyafet değişiklikleri de ayrı zaman ve düzen istiyor.50’li yaş hislerinize ortakmışdugumu da belirtmek istiyorum…Selamlar
Yeni jargonla çok tatlış bir yarışmış 🙂 İngiltere’de KKKA vakası görülüyor mu?
KKKA yok ama nadir de olsa Lyme var burada da.
Abi tuvalet kâğıdındaki ruloda 25 yazıyorsa, 19 doğru olamaz mantık olarak….
Yeni yılını tebrik eder, nice yazılar dilerim…
Çok güzel anlatmışsın.
O turda çok kişi bırakmış. Ben hemen gittim çekildiğimi söyledim ve 25’i verdiler. Benden sonra 5-6 kişi gitmiş. Aynı turda bitirenler içinde de hızlı döndüğüm için en üste yerleştirmişler.
Çok mantıklı. 6 kişinin 25 numaralı tuvalet kağıdı rulosu var:)
Madem bu kadar detaya girdik iyice girelim. Aslinda soyle oldu ben birakip 25’i aldiktan sonra yine 12 turda birakanlar sirasiyla bunu organizasyona soylediklerinde 24’u, 23’u vb.. aldilar. Bu rulolar 1’den 70’e kadar sirayla idi. Amaclari bir bakista yarista kalan insan sayisini gormek. Ayni turda birakanlari siralamak icin de toplam zamanlarini kullanmislar. Aslina bakarsak bu yarista siralamanin da bir onemi yok. 😀
Duygularını çok güzel ifade etmişsin. 45 yaş ile seni arkadan takip eden biri olarak hislerinin büyük kısmını anladığımı, yaptığın tasvirleri adeta yaşadıgımı hissettim. Sağlıkla nice yaşlar ve koşular ve de anılara.
Nice anilara Mert bey. Okudugum ilk yazinizdi ve su gibi akti. Ve facebook postunda yazdiginiza katiliyorum, hala blog okuyanlar ve google’lar iken sonuna ‘ -blog ‘ ekleyenler var 🙂
Emeğine sağlık abi.Kurşun kalemle kaseti çevirdiğimiz günlerden tek tıkla milyonlarca şarkıya ulaşabildiğimiz zamanları çok güzel anlatmışsın.Parkur backyard için zorlayıcı bir parkurmuş.Benimde bir gün bir backyard koşma hayalim var.Hayallerimizin peşinden koşmaya devam…