Adidas Ultra Boost 3.0 incelemesi

ultra-boost-3-0-red-2Ayakkabı incelemesi okumak keyiflidir. Çünkü ayakkabı seçmek zordur, doğru ayakkabı deneme-yanılma ile bulunur ama bu da pahalı bir yöntemdir. Dolayısıyla başka birisi merak ettiğiniz ayakkabıyı almış, denemiş ve deneyimlerini sizinle gönüllü olarak paylaşmışsa bu hoş bir durum olur. Ancak bu keyif içinde bir tehlike veya risk de barındırır. Nedir bu tehlike/risk? Her bireyin ayağı farklıdır, özeldir. Bacakları da öyle. Haliyle, adım atışı, yere basışı ve koşu formu da kendine hastır. Tüm bunlar bu kadar farklıyken başkasının deneyimlerini olduğu gibi almak, kabul etmek tehlikeli olabilir. Peki, o zaman, ayakkabı incelemesi yazmak da okumak da manasız mıdır? Tabii ki hayır. Yapılması gereken bu farklılıkları her zaman göz önünde tutmak ve bu gerçeğin ışığında inceleme yazmak, okumaktır. Yazanın tamamen kendi algısını yazmaktan kaçınması, ayakkabıyı daha objektif bir şekilde ele alması, okuyanın da bu objektifliğe hiçbir zaman kanmaması, görüşlerin subjektif olduğunu unutmaması gerekir. Ben de bu blogda ayakkabı incelemeleri yazdım. Umarım bu bakış açısını yansıtabilmişimdir. Uzun zaman sonra bir inceleme daha yazmak istiyorum, lütfen siz de bu bakış açısıyla okuyun. Ele aldığım ayakkabı Adidas Ultra Boost 3.0.

Bilgi: Bu incelemeye konu olan ürün Türkiye dağıtıcısı tarafından bana denemem, kullanmam ve görüşlerimi paylaşmam için verilmiştir. Girişte de bahsettiğim gibi ayakkabı tamamen kişiye özel bir ekipman olduğundan bir marka veya modelden çok iyi ya da çok kötü diye genelleme yapmak zaten mümkün değildir. Deneyimlerini paylaşan kişinin ayak, bacak ve genel vücut yapısı, koşu formu gibi kişisel özelliklerine göre okumak önemlidir. Ürün hakkındaki tüm görüş ve fikirler bana aittir. Yazı tamamıyla kendi deneyimlerimin özetidir. Ne ölçtüysem veya deneyimlediysem olduğu gibi yazdım.

Öncelikle şunu belirtmeliyim, bunu düşününce ben bile şaşırdım ama sanırım ben bugüne kadar Adidas marka bir ayakkabı ile koşmadım. Koştuysam da çok eski bir zamandadır, hatırlamıyorum. O nedenle bir yandan benim için yeni bir deneyim bir yandan da diğer modellerle karşılaştırma yapamayacak olmak açısından biraz talihsiz bir durum.

Adidas Ultra Boost’u ilk gördüğümde bana çok değişik gelmişti. Eminim birçok insan da benzer şeyler hissetmiştir. Çünkü gerçekten farklı bir görünümü var ve tasarımında çok sayıda yenilik ve farklı yaklaşım mevcut. Üst kısmı son zamanlarda birçok markada görmeye alıştığımız örgü malzemeden. Altı ise Boost ticari adıyla anılan termoplastik poliüretan (TPU) topcuklardan oluşan bembeyaz bir bütün. Bu ikisi dışında ayakkabıda görünen iki şey: ayak taraklarını sararak iplere yuva oluşturan markanın alamet-i farikası üç bandın sert plastik halleri ve topuğu saran yine sert plastik yapı. Ayakkabının görünümü bakanın onu çok hafif algılamasına neden oluyor. Ama aslında tam öyle değil; US11 boyu 333 gr ağırlığında.

ultra-boost-3-0-red-3

 

İlk değinilmesi gereken tabii ki tabanı oluşturan Boost malzemesi. Adidas, önde gelen bir kimya şirketi olan BASF ile birlikte icat etti bu malzemeyi. TPU’yu küçük enerji topçukları şeklinde üretip, sonra da bir kalıpta bir araya getiriyorlar. Bu şekilde elde edilen tabanın koşu ayakkabısı seköründe en yüksek enerji dönüşünü sağladığı söyleniyor. Tabanın yüksek enerji dönüşü sağlaması ne demek? Kaybedilen enerji miktarının az olması demek. Yani koşucunun harcadığı enerjinin adım atışı sırasında kaybolan kısmını minimize ediyor demek. Markanın mağazalarında, ağır metal topları belirli yükseklikten bırakıp enerji dönüşünü izleyebileceğiniz bazı aparatlar görmüş olabilirsiniz. Görmediyseniz internette kolaylıkla bulup izleyebilirsiniz. Malzemenin kayıp enerjiyi minimize etmesi dışında -koşu ayakkabısı tabanlarının standart malzemesi olan- EVA’dan (Ethylene-vinyl acetate) bir diğer farkı da soğuk havada sertleşmemesi. EVA tabanlar çok soğuk havalarda, normal koşullarda olduğundan biraz daha sert/bükülmez bir yapıya bürünür. TPU böyle davranmıyor. Malzemeye ilişkin başka bir detay da -fark etmişsinizdir- tüm modellerde taban beyaz, yani malzemenin kendi doğal rengi. Bunun Adidas tarafından söylenen nedeni, boya eklenirse malzemenin avantajlı özelliklerini kaybedecek olması. Bu nedenle Boost içeren modellerin tümünün tabanı beyaz. Son not olarak belirteceğim şey nerede okuduğumu ve detaylarını anımsamadığım bir nokta: Boost’u üretmek için kullanılan malzeme ya da malzemelerden birinin gezegende sınırlı olduğu bilgisi. Konunun detaylarını anımsamıyorum ama bir polimerin veya onu üretirken kullanılan bir şeyin sınırlı olabileceğini pek sanmadığımı söylemeliyim. Bu konuda bildiğiniz bir şeyler varsa lütfen yorum olarak yazın. Öte yandan teknoloji şu anda sadece Adidas’ın elinde olduğundan üretilecek miktarı ve dolayısıyla fiyatı da onlar belirlediğinden, Boost’un gezegen üzerinde kısıtlı olduğu kesin. 🙂

Ayakkabının üstünün büyük bölümü örgü malzemeden (Nike buna Flyknit diyor, Adidas ise Primeknit). Büyük bölümü diyorum çünkü bilekten arkası daha farklı bir malzeme. Ön kısım tümden örgü ama farklı bölgeler farklı tarzda örülmüş. Muhtemelen hava alma ve eskime noktalarına göre belirlenmiş bir örme yapısı var. Bu örgü kısım esnek bir yapıda. Ayağınıza küçük bir numara da alsanız esneyip ayağın şeklini alabilek kadar esnek. Bunun bazı etkileri var. Bu etkileri pozitif veya negatif şeklinde etiketleyemiyorum çünkü koşanın beklentilerine ve alışkanlıklarına göre değişebilir. Örneğin; koşarken ayağınızın önü, özellikle de baş parmağınız yukarı doğru çok kıvrılıyorsa, bu malzemeden destek alarak kıvrılması durmayacak, malzemeyi esnetip kıvrılmaya devam edecektir. Bu durum başlarda benim tuhaf hissetmeme neden oldu ama bir süre sonra alıştım. Bir başka etki de tabanın şekli belirgin olmasına karşın üst kısmın aşırı esnek olmasının bu ikisi arasındaki bütünlüğe aykırı gibi davranması durumu. Başlangıçta bu da çok garip gelmişti ama buna da alıştım. Ben genelde ayakkabı burnunu delerim. Bu ayakkabıda çok mesafe yapsam da delmeyi başaramadım. Bunun nedeni hem örgünün yapısının güçlü olması hem de baş parmak ucunda ek bir malzeme kullanılmış olması.

Üst kısım bilekte epey yüksek. Ama esnekliğinden ve sarmalayıcı yapısından dolayı bu insanı rahatsız etmiyor. Hatta alışınca iyi bile hissettiriyor. İplerin olduğu kısım ve dil ayrı değil, yani ayakkabı patik gibi giyiliyor. Esnek olduğundan bunu yapmak zor değil. Bileğin önü -dil kısmı- ve arkası -aşil bölümü- çok yüksek. Buralardan tutarak giymek işi daha da kolaylaştırıyor. Bileğin çevresi ve dil çok yumuşak bir dolguya sahip. Bu hem yumuşak hem de sıkı sıkı saran bir his yaratıyor. Ayakkabıyı ayağa geçirince ipleri bağlamaya bile gerek yokmuş gibi hissediyor insan ama üst yapının aşırı esnek olması bunu imkansız kılıyor. Bu kadar yumuşak ve esnek bir patik içinde koşmak çok zor ve yorucu olacağından tarak kısmında, iç ve dış bölümde sert plastikten (sert ama çok da sert değil, kolaylıkla bükülebilir) Adidas’ın üç bandı şeklinde kavrayıcı bir yapı tasarlanmış. Bu üç bandın ucundan da ipler geçiyor. İpleri çekiştirip bağladığınızda ayağı sarıp, aşırı hareketlerini engelleyen bir kafes oluşturmuş oluyorsunuz. Bu kafeste beni en çok zorlayan şey ipleri ne kadar sıkacağımı bir türlü belirleyememek oldu. Çok sıkarsanız bantları tek tek ayak tarağınızda hissediyorsunuz, gevşek olursa da kafes işe yaramıyor. Aradaki fark çok az, ama insan kullandıkça alışıyor. Farkındayım, “kullandıkça” veya “bir süre sonra” “alıştım” biçimli çok cümle kurdum -belki daha da kuracağım- ama yenilikçi bir tasarımda bu durum kaçınılmaz.

ultra-boost-3-0-red-1

Tabanın malzemesi bol yastıklamalı ve yumuşak, üst kısım da örgü yapısı ile esnek olunca üzerinde/içinde koşacak sağlam bir yapı kalmıyor olduğunu fark etmiş olsa gerek, Adidas tasarımda birkaç önlem almış. Bunlardan ilki olan plastik tarak kafesinden söz ettim. Bu kafesin bantlarının altları geride, üstleri önde, yani arkadan öne doğru eğimliler. En altta da topuktaki plastik kaba (kap) bağlanıyorlar. İkinci önlem de bu topuk kabı. Topuğun sağa sola yığılma hareketlerini kısıtlayan ama aşili rahat bırakan bir kaptan söz ediyorum. Sert plastikten ama bükülmeyecek kadar sert değil. Topuğun iki yanında yükseliyor. Kafesle birlikte bir ayakkabı hissi oluşturuyor. Bahsettiğin önlemlerin üçüncüsü de dış tabanın tümüyle TPU olan orta tabandan daha geniş olması. Böylece yumuşak olmayan malzemenin alanı daha geniş tutularak biraz stabilite eklenmiş. Bu genişlik en arka kısımda, topuğun altında çok belirgin. Burada sözünü ettiğim önlemlerin olmadığı bir model var aslında, Pure Boost, bana çok çekici gelmedi.

Ayakkabıyı edineli neredeyse 3,5 ay oldu. Açıkçası bu incelemeyi yazmakta epey geciktim. Bunun geçerli nedenleri var aslında. Öncelikle ayakkabı Spartathlon hazırlığının son döneminde geldi. O dönemde yeni ve çok farklı bir ayakkabı ile uzun kilometreler koşmam mümkün değildi. Yarış sonrasıda Kapadokya Ultra Trail hariç 2 aydan uzun süre koşmaya ara verdim. Hal böyle olunca 185 km’ye ancak ulaşabildim. Deneyimlerimin çoğu asfalt veya beton zeminde ya da koşu bandında. Pistte bu ayakkabı ile koşmayı hiç düşünmedim çünkü hem ayakkabı hem de zemin çok yumuşak ve yastıklamalı olunca kendimi rahat hissetmiyorum. Ayakkabıyı sert zeminde, toparlanma veya kilometre kazanımı koşularında kısa mesafeli olarak kullanmak çok işime yaradı. Bu ayakkabı benim açımdan haftalık hacmimi artırmaya çalışırken sert zeminde 10 km ya da 1 saat koşmak ya da bantta kısa hafif tempolar yapmak için ideal. Başka bir koşucu bambaşka bir sonuca varabilir. Daha uzun koşularda tabanın katmanlarındaki detayları hissetmeye başlıyorum. Bu belki tabanın fazla ezilmesinden belki de benim basış şeklimden kaynaklanıyor olabilir. Yorgun bacaklarla sert zeminde koşarken kendimi konforlu hissettim, bu da hoşuma gitti. Arkadan öne basış geçişi rahat. Hız yapmaya çok çalışmadım ama hızlandığım anlarda sarmalayıcı yapısı bana destek olacakmış, aşırı yumuşak ve esnek yapısı da beni yavaşlatacakmış gibi hissettim. Yani rahatça hızlanabildim ama uzun süre sürdürmek işime gelmedi. Adımımı sert attığım tempo denemelerinde üzerinde beklediğimden çok sağa sola hareket ediyormuş hissine kapıldım. Bu çift eskiyince yeni bir tane -belki yeni versiyonunu- edinmeyi düşünür müyüm? Evet. Neden? Bahsettiğim pozitiflikleri nedeniyle uygun koşularda çok konforlu olduğu için.

Umarım faydalı olmuştur. İyi antrenmanlar.

Yorum bırakın

4 Yorum

  1. Çiğdem

     /  04/01/2018

    Asfalt ve beton zeminde beğendiğiniz ayakkabılar nelerdir? Rica etsem öğrenebilirmiyim.

    Cevapla
    • mertderman

       /  04/01/2018

      Birkaç yıldır Asics modellerini kullandığımdan dolayı çok geniş yelpazede markalar sayamayacağım. Asics’in Kayano, Nimbus ve Cumulus modellerini asfaltta ve beton zeminde çokça kullandım ve memnunum. Bunların arasında da en çok Kayanolardan memnun kalmıştım. Bir de Hoka Cliftonlarım var ki onların üzerinde de epey kilometre yaptım ve memnunum. Bu tür zeminlerde biraz daha fazla yastıklama ihtiyacı kaçınılmaz zaten. Bu saydıklarımda bunu sağlıyor.

      Cevapla
  2. Murat

     /  17/04/2018

    Merhaba, Ayağımda içe basma olduğundan şu aralar biraz seçici davranıyorum. Adidasın ultraboost, energy boost ve supernova modelleri ile tanıştım. Farkları hakkında bilginiz varmıdır acaba ?

    Cevapla
  1. Adidas Solar Boost incelemesi | Ritim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: