Geçen gün sabah uyandım. Tabii kendi kendime değil, saatin alarmıyla. Yatakta şöyle bir dönüp nerede olduğumu, hangi yılda olduğumuzu ve günlerden hangi gün olduğunu anımsamam biraz zaman aldı. Her yerim ağrıyor mu, her yerim tutulmuş mu; bir garip his. Aslında his garip ama bir yandan da tanıdık. Son zamanlarda, son yıllarda halim bu. Eskiden olsa, şöyle 8-10 sene önce, saatin ilk sesiyle yataktan atlamam arasında birkaç saniye geçmezdi. Anında ayaklanır, üstümü değiştirir, kendimi dışarı atardım. Uyandıktan 10 dakika sonra ceylan gibi zıplıyor olurdum. Ama o sabah, daha doğrusu son zamanlarda her sabah, bir muhasebe var. Bugün reçetede ne var: sabah güç çalışması, öğlen hafif koşu. Bugün güç çalışmasını satabilir miyim? Satamam, çünkü o zaman haftada ikiyi tutturamam. Bir süredir haftada iki kırmızı çizgim. Ama hiç kalkasım yok. Bu kadar muhasebeden sonra geri uyuyamam da. Uyuyamayacaksam gitmek lazım. Dinlensem mi? İhtiyacım olan dinlenmek mi, süreklilik ve disiplin mi? Çabuk karar verip harekete geçmeliyim. Saatten medet umayım o zaman. Ne diyor? HRV normal, training readiness 85, recovery 3-4 saat. Oradan da bugun spor yapmamaya yeşil ışık çıkmadı; saat de bahane vermedi. Kalkacağız, el mecbur.
Kimi arkadaş yaşlılık kafada diyor, 51 yaş çok değil diyor, ama bu hissettiğim ne o zaman? Sabah kalkınca her yerim tutulmuş gibi, harekete geçmek zor. Yaşımı reddederim, kafamda genç olmaya çalışırım da hissettiklerimi nasıl değiştireceğiz? Şu aralar haftada 60-80 km koşu ve iki güç çalışması yapıyorum; bu, zaman zaman haftada 100-120 km koşu artı 2 güç çalışmasına kadar genişleyebiliyor. Herhalde genel toplum ortalamasının çok üstündedir. Tamam, onun dışında çok hareketsizim ama insanların çoğu bunları da yapmamalarına rağmen benim kadar hareketsiz. Bu halde yatağın yanında hafif hafif esnemeye çalışırken onları düşünüyorum. Yani hiç spor yapmayan ve hareketsiz yaşayan insanları. Onlar sabahları böyle hissetmiyorsa çok bozulurum. Ama daha da fenasını yaşıyorlarsa da üzülürüm. Bilemedim, kim doğruyu yapıyor? Aslında sanırım ben; çünkü bu hissettiğim spor yorgunluğu değil. Biliyorum, güç çalışması için ısınırken yumuşacık olacağım ve kendimi iyi hissetmeye başlayacağım. Ama sabahları artık neden böyle? Tamam, itiraflar gelsin o zaman: esneme yapmıyorum hiç, mobilite de güç çalışmasından önce biraz.
Acaba yaş değil de yaşam tarzı ya da beslenme mi? E bizden daha sağlıklı beslenen varsa gelsin kapışalım. Belki protein cephesinde yeniliriz ama başka cephede galibiyeti kaptırmayız sanırım. Sağlıksız hiçbir şey tüketmemeye gayret ediyoruz. Supplement çok almak istemiyorum. Zaten demir, D vitamini, whey ve kreatin alıyorum. Daha fazla şey almak istemiyorum. Acaba az mı su içiyorum? Ama bir suyla açıklanamaz bu tutuk beden. Tamam, daha fazla su içeceğim, haftaya biraz esneme ve mobilite de serpiştireceğim; ama değişiklik olmazsa bozuşuruz. Belki de cevabın buralarda olma ihtimali beni asıl rahatsız eden şey.
Çok sayıda kısa, uzun, ultra uzun koşu yarışı koştum; en kısasından en uzununa triatlonlar yaptım; 18 yıldır disiplini ve sürekliliği elden pek bırakmadım. Ama işte ben de sabahları bunları yaşıyorum. O yüzden insanları daha iyi anlıyorum artık. Sabah erken kalkıp işe başlamadan önce spor yapmak zor, kabul ediyorum. Bedensel olarak zor belki ama zihinsel olarak çok daha zor. Bu muhasebeden, bu mücadeleden hep “yapmak” yönünde çıkmak şart. Çünkü spor yapmaya karar verip pişman olduğum zamanlar çok nadirdir. Ama aksi hep pişmanlık; yani yapmamaya karar verip düzeni, sürekliliği bozmak hep kötü hissettirir. Bazen olmaz mı? Olur tabii, arada kendini şımartmak gerekiyor. Biz eşim Başak’la buna DVİV deriz. “Demek ki vücudumun ihtiyacı varmış” cümlesinin kısaltması. Bazen DVİV olur ama hep bu kozu kullanamazsınız. Asıl vücudun ihtiyacı hareket etmek. Beslenmek, iyi beslenip besin almak ve onu yakmak. Ne yazık ki “yemeyeyim, hareket de etmeyeyim” diyerek olmuyor. Bu tür böyle evrimleşmiş; sürekli hareket etmesi şart.
Neyse, bunu paylaşmak istedim. Çünkü yazıyorum, konuşuyorum, yarışlarımı paylaşıyorum, antrenmanlarımdan söz ediyorum; insanlar beni hâlâ her sabah çelik gibi, yataktan zıplayarak müthiş bir enerji ve kararlılıkla kalkıyor sanmasınlar. “Böyle bir bedenle ve zihinle kolay tabii” diye düşünmesinler. Ben de eskiden ara ara, şimdilerde daha sık bunu yaşıyorum. Ama hâlâ, neredeyse her zaman doğru kararı veriyorum; tutukluğu yavaşça kırıp harekete geçiyorum.