Ritim Blog

2025 Özeti

Üzülerek yılın özeti yazılarının sonuncusunu 2018’de yazdığımı fark ettim. Oysa tüm bir yılı akıldan geçirmek, yapabildiklerimi hatıralamak, yapamadıklarıma üzülmek veya yeniden planlamak gibi güzel bir amaca hizmet ediyordu. Ayrıca dönüp bakmak için ideal tarihçe biriktirme yöntemiydi o yazılar. İngiltere’ye taşındığımdan beri hiç yazmamışım. Oysa ne kadar çok şey oldu o yıllarda. Gerçi büyük yarış raporları sırasında hızlıca ondan önceki uzun bir dönemi muhakkak anlatmışımdır ama böyle, sadece yıl özeti olan yazılar olmalı bence. İşte bu düşünceyle 2025 için kısa da olsa bir değerlendirme yazmak istedim.

Tamamen unutmuşum, sanki çok daha önceydi gibi hatırlıyorum ama aslında 2025’in başıydı, hayatımın en uzun koşu streakini yapmışım. Geçen sene biterken Centurion Running’in bir meydan okumasına kaydolmuştum. Adı One Virtual Slam olan meydan okumada, 50 milden 1000 mile kadar bir hedef belirleyip 10 hafta/70 gün içinde o hedefe ulaşmaya çalışıyorsunuz. Sanal bir meydan okuma, yani her zamanki gibi antrenmanlarınızı yapıp yüklemeniz yeterli. Ben kendime 500 mil hedefi seçmiştim. 25 Aralık’ta başlayp 4 Mart’ta bitiyordu. Madem bu kadar koşacağım ben de bir koşu streakine (her gün en az birkaç mil koştuğunuz, aralıksız gün sayısı) girişeyim dedim. Daha önceki en uzun streakimi de kontrol ettim (15/08/2018 – 29/10/2018 arası 76 gün) ve dedim ki “En azından 80 yaparım, işler iyi giderse 100’ü bile görürüm”. Gerçekten de işler iyi gitti. 3 Mart’ta hem sanal meydan okumayı tamamladım hem de streaki. 25/12/2024 – 03/04/2025 arası aralıksız tam 100 gün boyunca koştum. 500 mile yani 805 km’yi toplam 3 gün 1 saat (koşu süresi) ile tamamladım. Farkındaysanız hepsi birer yuvarlak rakam

Evet yıl böyle bir streak ile başladı. Streak biter bitmez de 9 Mart’ta daha önce de koştuğum bir yarı maratona kayıtlıydım. Oturduğumuz yere çok yakın bir kürek yarışı parkuru göleti var. Dümdüz 2,5 km’lik ince bir gölet. Onun çevresinde koşulan bu yarışta bir önceki yıl da koşmuş ve çok kötü havaya rağmen 1:26:44 koşmuştum. Bu yıl hava çok güzeldi ama ben hazırlıksızdım. Son 100 gündür sürekli koşmak dışında hızlanmama yarayacak veya yarı maratona özel bir antrenman yapmamıştım. O halimle de olsa sub90 koşmak beni sevindirdi. Nottingham Holme Run yarı maratonunda sonucum 1:29:03 oldu. Özel bir hazırlık yapmadan yarı maraton koşmuştum, sırada yine özel bir hazırlık yapmadan maraton koşmak vardı. Onu da Ingiltere’deki Boston Maratonu’nda yaptım. 19 Nisan’da oldukça düz bir parkuru olan Boston’da 3:16:15 gibi harika bir süre yaptım. Bu kadar iyi koşmamın nedeni aslında hazırlıksız olmamdı. Hazırlıksız olduğumdan iddiasızdım da. O yüzden çok kontrollü başladım. Şimdiye kadar koştuğum en düşük pozitif maraton oldu. Sadece %2.76 pozitif oldu. Detayları kısa bir raporda yazmıştım zaten.

Yıla hazırlıksız yarışlarla devam ettim. Tamam yarı maraton ve maraton özel hazırlıklar yapmadan koşması kabul edilebilir mesafeler ama sıradaki dev bir 100 mil yarışıydı. Uzun süredir Thames kıyısında bir yarış koşmak istiyordum. Londra’da otururken ilk 30-35 km’sini koştuğum nehir boyunca devam eden çok güzel bir patika var. Koştuğum kısmına aşık olmuştum, devamını da hep merak ederdim. Tam da o ilk 30-35 km ile başlayan ve 100 mil boyunca aynı hatta devam eden bir yarış bulunca hemen kaydolmuştum. 3 Mayıs’ta o yarışı koştum. Beklediğim gibi ilk yarısı oldukça iyi geçti. Ama ikinci yarısı da -yine bekleneceği gibi- oldukça zorladı. 2024 eylülünden beri uzun koşmuyordum, ama yılların getirdiği fiziksel ve mental dayanıklılığa bir de yolun güzelliği eklenince fena olmayan bir sürede yarışı tamamlayabildim. Gece mayıs ayından beklenmeyecek derecede soğuk geçti. Sonradan George Orwell’in Papazın Kızı kitabında denk geldiğim bir ifade var: “İngiltere’de gece yarısından sonra gerçekten ılık olan bir gece neredeyse yoktur”. Orwell’in de dediği gibi burada hangi ayda olduğunuzdan bağımsız olarak geceleri hep çok soğuk. Keşke kitabı daha önce okusaymışım da hipoterminin sınırında saatlerce ilerlemek zorunda kalacak kadar ince çıkmasaymışım o yarışa. Üşüyerek de olsa yarışı 21 saat 54 dakikada tamamladım. Nehirdeki çalışmalar nedeniyle bazı yollar değiştiğinden mesafe 104 mile uzamıştı, onu da katınca süremden memnunum. Tam 100 mil olan bir yarışta her zaman 21 saat altında gelmeyi başarmalıyım diye düşünüyorum ama bunun için az da olsa çalışmam gerektiğini görmüş oldum.

O yarıştan sonra epey hedefsiz kaldım. O süreçte koşu hacmim de düştü. Kendime yapacak bir şeyler bulmalıyım diye düşünürken, daha önce evde kendi kendime denediğim Backyard Ultra formatını bir de gerçek yarışta deneyimleme fikri geldi aklıma. Ama koşu gitgide yaygınlaştığından artık her türlü yarışa çok önceden kaydolma gerekliliği oluşmaya başlıyor. Öyle birden bire karar verip bir ay sonra boş bir yarış bulmak hiç kolay değil artık. Bu beni biraz zorluyor aslında. Çünkü ben hiçbir zaman, yarışlar bağlamında, sonraki birkaç yılını planlayabilen bir koşucu olamadım. Şimdiye kadar işler iyi gitmişti ama artık koşan kalabalık çok büyük. Yarışın formatından ve mesafesinden bağımsız olarak kayıtlar hızla doluyor. Umutsuzca bakınırken -sanırım parkurunun zorluğundan olsa gerek- dolmamış bir Backyard yarışı buldum. Hem de gidip görmek istediğimiz yerlerdeydi yarış. Hemen kaydoldum. 23 Ağustos’ta Devon&Cornwall Backyard Ultra yarışını koştum. Kafamda sadece evde yaptığımdan daha fazlasını yapmak vardı. Ama nereye kadar giderim diye çok düşünmedim. Aynı zamanda tatil yapıyor ya da yapacak olduğumuzdan çok fazla da uzatmak istemiyordum. Evde 10 tur yapmıştım, onu geçecektim ama ne kadar. Şöyle düşündüm, önceki sene 49 yaşında 49 km koşmuştum, şimdi de 50 yaşında 50 mil güzel olabilirdi. Ee, 50 mil de backyard’da 12 tura karşılık geliyordu. Hem yarışı yerinde deneyimlemek, hem önceki 10 turu geçmek hem de bu yaş mevzusu için ideal olan 12 tur sonunda yarışı bıraktım. Oldukça tırmanış ve iniş barındıran, kolay olmayan bir parkurdu. Detayları kısaca yazmıştım zaten.

Tabii tüm bunlar yanında Parkrun koşamaya da devam ettim. Hatta bu sene en çok parkrun koştuğum yıl oldu. Toplamda 33 tane koşmuşum (geçen yıl 24 tane koşmuştum). En iyi derecem olan 18:47’yi de bu yıl içinde (29/03/2025) yapmıştım zaten. 33 parkrun koşusunun birinde 20 dakikanın üstünde birinde de 19 dakikanın altında koşmuşum, geri kalanların tümü 19-20 dakika arası. Ortalamaları 19:35 gibi bir şey. Son olarak 19 dakika altına 11 Ekim’de çok yaklaştım (19:02) ama genelde ortalama sub20’ler koştum diyebilirim. Her hafta gidip 20 dakika altı 5 km koşmak beni tatmin ediyor ama daha da hızlısını yapmak istiyorsam (her şey için olduğu gibi onun için de) özel olarak çalışmam şart. Hep pacelerden söz ettim ama benim için daha önemlisi yaş derecelendirmesi sonuçlarım. Sadece 5 defa %74’ün altında kalmışım. 4 defa da %76’nın üstüne çıkmışım. Amacım %75’in üzerinde kalmak ve mümkünse 76’yı ve 77’yi zorlamak. Aşağıda yıllara göre en iyi derecelerim var, halen iyiye gidiyor görünüyor. Bakalım bu sene neler yapabileceğim.

2023 – 19:32 – 74.32%
2024 – 18:55 – 76.74%
2025 – 18:47 – 77.91%

Bu da çok önce koştuğum gelmiş geçmiş en iyi sürem. Ama dikkat edin yaş derecelendirmesi olarak da en kötüsü. Yine de önümüzdeki yıl 18:33 koşarsam aşırı mutlu olurum.

2014 – 18:34 – 70.83%

Yıl sonu yaklaşırken daha önce de koştuğum başka bir yarışı anımsadım, Kasım ayında koşulan Derby 10 mil yarışı. 10 mil Türkiye’de çok aşina olduğumuz bir mesafe değil. Bazı yarışlar dahilinde 15 km gibi bir mesafe var ama o da yaygın değil. 10 mile hiç alışık değilken 2023 yılında 1:07:50 koşmuştum. Hızlı başlayıp sonlarda zorlanmıştım. Bu sefer laktat threshold’umun farkında olarak çok kontrollü başladım ve çok düzgün bir yarış koştum. 2023’te çok daha hazırken koştuğumdan 1 dakika daha hızlı koştum. Daha da önemlisi, aynen nisan ayında koştuğum maratondaki gibi pacingi çok düzgün yapmıştım. Aşağıda her yarış için mil geçiş sürelerini görebilirsiniz. 2023’te 8-10 saniye hızlı başayıp sonlarda çok yavaşlamışım. 2025’te ise daha temkinli başlayıp hızımı koruyabilmişim.

2025 – 2023

6:38 – 6:31
6:39 – 6:28
6:38 – 6:36
6:39 – 6:32
6:41 – 6:48
6:38 – 6:38
6:40 – 6:53
6:43 – 6:56
6:46 – 7:04
6:41 – 7:04

10 mil yarışından sonra yine biraz boşlukta kaldım gibi oldu. Hem hava çok soğuyor hem günler çok kısa ve karanlık. Motivasyonun zor bulunduğu zamanlar. Yılın sonuna doğru atelik hedefimi anımsadım. Hiç bitmeyecek tükenmeyecek bir hedefim vardı benim: herhangi bir gün ani bir kararla kalkıp 4 saatin altında bir maraton koşacak kondüsyonda ve dayanıklılıkta kalma hedefim. Aslında hazırlanmadan koştuğum 4-5 yarışla bunu yapabileceğimi görmüştüm ama yine de net bir antrenmanla bunu görmek ve bu sene de yanına check işareti atmak iyi gelecekti. 24 Aralık’ta çıktım ve soğuk bir kış günü pek de zorlanmadan 3 saat 44 dakikada maraton mesafesini koştum. Demek hala hedefteydim. Gönül rahatlığıyla yılı kapatabilirdim.

Aslında çok da gönül rahatlığıyla diyemem. Çünkü her yıl sonunda 3650 km koşmuş olmayı isterim. Daha fazlasını yaptığım yıllar da oldu tabii ama bunun altında kalmak istemiyorum genelde. Neden derseniz; bilmem ama ortalama günde 10 km gibi yine yuvarlak bir rakama dayanıyor. Sonlara doğru sırf 3650’ye ulaşmak için her gün üst üste uzun mesafeler koşmak anlamlı gelmedi. Buna daha yılın sonu gelmeden dikkat etmem gerek. Bir yere not aldım. Şu an 3418 km’deyim, bir 12 km daha koşar 3430 ile kapatırım diye düşünüyorum bu yılı. 300 saatten çok koşmuş 27 bin metreye yakın kazanım elde etmişim. Çok yokuş koşmadığım düşünülürse hiç de fena değil.

Geçmişe göre en büyük fark ise şu oldu: ilk defa bu yıl tüm yıl boyunca güç çalışması yaptım. Başlarda haftada 3 gün yaparken sonra 2’ye düşürdüm ama sürekliliğini hiç bozmadım. Artık yaşlanmaya başladığım bu dönemde bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Umarım sürdürebilirim.

Doğrudan koşu değil ama onunla ilişkili başka neler oldu peki? Öncelikle Ayarı Kaçanlar halen devam ediyor. Geçen sene biterken 100. bölüm canlı yayını yapmıştık. Son olarak 123. bölümü yayınlandı. Devam etmekle de kalmadı, Power Podcast Ödülleri kapsamında Yılın En Güçlü Spor Podcasti ödülünü de aldı. Bu harika bir gelişme. Sanırım altında yatan en önemli nedenlerden biri devamlılık. Can Özbek ile birlikte 5 yılı geçtik ve halen aynı istikrarla devam ediyoruz.

Bu yıl bir de YouTube kanalımda sevgili Cenk Turan ile yeni bir video serisine başladık. Adı Zone 2 Sohbetleri. Zone 2 antrenmanları ile ilgisi yok, spor alanında her türlü konuda gerçekleştirdiğimiz sakin sohbetler serisi. Sakinliği nedeniyle, adını Zone 2’den alıyor. Temmuz ayında başladık ve 8 bölüm oldu bile. Merak ederseniz şuradan izleyebilirsiniz.

Son olarak, bu yıl bir de ilki yaşadım. Yine Cenk ile birlikte Kapadokya Ultra Trail yarışının canlı yayınında yorumculuk/anlatıcılık yaptık. Hayatımda ilk kez bir canlı yayına eşlik ettim. Sadece eşlik etmekle kalmadım neredeyse teknolojik olarak da destek verdim diyebilirim. İlk olması yetmezmiş gibi bir de 13 saate yakın sürdü. Uzun uzun koşmaya, ilerlemeye alışığım ama bu kadar uzun oturup konuşmaya hiç alışık değildim. Her şeye rağmen sanırım iyi bir şekilde altından kalkabildik. Dinleyen, kulak misafiri olan herkes beğendiğini dile getirdi.

Bakalım 2026 nelere gebe. Hep beraber göreceğiz.

Exit mobile version